Speak No Evil: “Tuhaflığın” Mimetik Döngüsü

Bu sahne Speak No Evil için oldukça önemli bir sahne. Zira, o zamana kadar Dalton çiftinin bir “tuhaflık” sezdikleri Danimarkalı çifte her şeye rağmen ‘tahammül’ ediyorlardı. Ben Dalton ve Paddy birlikte gittikleri doğa gezisinde Ben Dalton, tüm “sinirini” tıpkı ‘tuhaf’ bulduğu Paddy gibi doğanın boşluğuna bağırarak attığı bir sahneyle karşı karşıyayız. Bu sahneyle ilgili çeşitli düşünceler ortaya atılabilir: Ben Dalton’un, “tuhaf” bulduğu Paddy’den kendisine dair bir ortaklık -bir öfke ortaklığı- bulma olasılığı akla ilk gelenlerdendir. Ancak, bana kalırsa mesele Ben Dalton’un kendiliğini bulması değil, bu “tuhaflıkta” kendisini mecburen Paddy ile özdeşleştirerek onun bir parçası olarak tekrardan yaratmasıdır.

Dalton çifti tatillerinde Danimarkalı çift Paddy ve Ciaria ile tanışmış ve iyi anlamışlardır. Ardından Paddy’nin daveti ile birlikte Dalton çifti, çocuğunu da alarak Danimarkalı çiftin çiftliğine giderler. Ne var ki, Dalton ailesi bu çiftin yaşamlarında bir “tuhaflık” sezerler. Bu his esasında bir “tekinsizlik” hissidir. Freud, tekinsizlik hissini bastırılmış olanın rahatsız edici olarak geri dönmesi olarak tanımlar. Yani, bu his, tanıdık olanın verdiği rahatsızlığın ortaya çıkışında bir tür içsel ‘kaşıntı’dır denebilir. Bu düşünceyi biraz değiştirerek filmdeki duruma dair şunu diyebiliriz: Dalton ailesindeki bu “tekinsizlik” hissi onlara karşı uygulanan pasif şiddetin ortamında oluşmuştur ve maruz kaldıkça onlara ‘tanıdıklaşır’. Dalton ailesi, Paddy ve Ciaria’nın kendi çocuğu olduğunu iddia ettikleri Ant’a yönelik yaptıkları şiddeti bir türlü ‘şiddet’ olarak tanımlayamaz, bunu ‘şiddet’e temsil etmeye cesaret edemezler. Dolayısıyla, onlara dair oluşan bu pasif şiddete de (Ant’a uygulanan şiddet üzerinden oluşan mekanizmaya da) “tuhaflık” demenin ötesine geçemezler. Dolayısıyla, içerisinde bulundukları şiddeti bastırırlarken bu şiddet onlara “tekinsizlik” olarak geri dönecektir. İşte, tanıdık olan şey budur, çiftlikte Ant’a uygulanan şiddete bir türlü şiddet diyemedikçe onlara dönen pasif şiddet.

Pasif şiddet, mimetik (taklitçi) bir döngü de yaratmaya başlar. Paddy ve Ben Dalton’ın sanki aynı kişiymiş gibi “öfkelerini” (ki Ben Dalton’da bu öfke eşine yönelmiştir) doğanın boşluğuna haykırmaları mimetik bir andır. O ana kadar “tekinsizlik” olarak Ben’e dönen pasif şiddette Ben, içinde bulunduğu durumun egemenini taklit etmeye başlayarak rollenmeye başlayacaktır. Nitekim, filmin ileriki sahnelerinde de şiddetin ayan beyan ortaya çıkmasından sonra mimetik döngüyü kırmak için Paddy’e karşı mücadeleye girişen Dalton çifti aynı zamanda bu mimetikliğe adım adım şahit olacaklardır (köyde bulunan restoran sahibinin de Paddy’nin şiddetine ortak olması, Paddy’nin eşi Ciaria’nın Paddy tarafından kaçırılmış olmasına rağmen Paddy ile bu şiddet döngüsüne ortak olması gibi). Girard, mimetik döngünün kırılması için bir ‘kurban’ın olması gerektiğini söylemiştir. Peki, o zaman filmdeki bu ‘kurban’ kimdir? Eğer, mimetik arzu gerçekten kırılabilmişse bu kişi bana kalırsa Paddy’dir. Zira filmde, Paddy, ailesinin ona uyguladığı şiddetten bahsetmektedir, o bu döngünün rolünü alan ama aynı zamanda bu şiddetin zamanında ezileni olmuş bir ezendir. Ancak, filmin sonu bu döngünün kırıldığı konusunda bir şüphe bırakır. Zira, Paddy’i öldüren, Paddy’nin çiftliğinde esir tutup onun dilini kestiği Ant’tır. Paddy Ant’tan hem şefkat ve sevgi bekleyen hem de şiddeti doğrudan ona yönelten birisidir. Filmin son sahnesinde ağır bir taş ile Ant Paddy’e yaklaştığında Paddy’nin son sözü “işte benim oğlum” olmuştur. Belki de mimetik döngü rolünü Ant’a bırakmıştır ve dolayısıyla ortada bir ‘kurban’ filmin sonunda dahi yoktur. Bu durumda, sahneye tekrardan dönersek, şiddet mimetiğini Ben’de örgütleyemeyen Paddy bu döngüyü Ant’e mi aktarmıştır? Yoksa Ant, Paddy’nin başını ezerek bir ‘kurban’ oluşturmuş ve bu döngüyü kıran bir figür mü olmuştur?

  • Emek Ilgaz

    Önerilen Yazılar

    Sadece Rüyama Gel

    Sadece Rüyama Gel Hiçbir şey istemiyorum, sadece rüyama gel: konuşmak istediğim bir kaç şey ve göstermek istediğim yapraklar var. Hiçbir şey istemiyorum, sadece gözlerime bak: içindeki boşluğa, en dibinde ışıldayan…

    devamını oku
    Bizim Çiftlikten Taze, Organik bir Bilinç Akışı…

    Kahkahasını çok özlediğimiz Fulya Erdemci’ye ithafen… Yazarın Notu: Bu yazı, Memo Şahinler’in “böyle bir platform var; serbest biçimde, köşe yazısı tadında yazar mısın” davetiyle doğdu. Memo benim eski Radikal ve…

    devamını oku