Birlikte yemek yemek, üniversite hayatının en sıradan anlarından biri. Dersten çıkıp yemekhaneye uğramak, sıraya girmek, aynı masalarda oturmak, günün geri kalanına yetişmeye çalışmak… Gündelik hayatın içinde üzerine çok düşünmeden yaptığımız şeyler. Ama bazen en sıradan olan, birlikte yaşadığımız hayatın koşullarını görünür kılıyor.
Dünyanın farklı yerlerinde öğrenciler, gündelik hayatlarını doğrudan etkileyen meselelerin etrafında bir araya geliyor. Son günlerde, Fransa’da eğitim ve öğrenci yaşamına dair farklı taleplerle süren eylemlerden Boğaziçi’nde yemekhane zamlarına karşı yükselen itiraza uzanan bu hareketlilikte, birbirinden farklı deneyimler ortak bir sözün içinde buluşuyor.
Yemekhane zamları üniversitelerde neoliberal politikaların, yani özelleştirmenin ve yükü öğrencilerin omzuna bindirmenin bir diğer çıktısı olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum kampüste ihtiyaçlarımızı nasıl karşıladığımızdan, kendi hayatımızı ilgilendiren kararlarda ne kadar söz sahibi olduğumuza kadar uzanıyor. Üniversitede nasıl yaşayabildiğimiz, giderek bireysel olarak çözmek zorunda kaldığımız ihtiyaçlarımızı nasıl yeniden ortaklaştırabildiğimiz ve kendi hayatımızı ilgilendiren kararlarda nasıl söz söyleyebildiğimiz… Bütün bunlar, ilerleyen süreçlerde korumamız ve sahip çıkmamız gereken bir öğrenci olma halini ortaya çıkarıyor. Bugün, verilen bursların temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya yetmediği, hakkımızı talep ettiğimizde ise iktidarın güç ve şiddet asimetrisi ile karşılaştığımız bir tablo duruyor önümüzde. Sadece Boğaziçi’nde değil, Türkiye’nin pek çok üniversitesinde karşılaştığımız bu durum doğrudan sistemin yapısal çelişkilerine işaret ediyor. Yemekhane de bu nedenle yemek yediğimiz bir yer olmanın ötesine geçiyor. Birlikte yaşadığımız, karşılaştığımız ve itirazlarımızı yan yana getirdiğimiz, öğrenci olmayı tekrar birbirimize hatırlattığımız bir alana dönüşüyor.
Şimdi sözü Boğaziçi’ndeki sıra arkadaşlarımızdan Ecem Erfidan’a bırakıyoruz. Yemekhane etrafında nasıl ortaklaştıklarını, birlikte hareket etmenin neleri mümkün kıldığını ve nasıl bir üniversite hayatını birlikte tahayyül ettiklerini konuşuyoruz.
1- Birlikte yemek yediğimiz bu alan, bugün birlikte itiraz ettiğimiz, sözümüzü yan yana getirdiğimiz bir alana dönüşüyor. Yemekhane fiyatlarındaki artış gündelik hayatını nasıl etkiliyor? Bu meselenin senin için en önemli tarafı ne?
Ben 4 yıldır Boğaziçi’nde okuyorum ve 4 yıldır ailemden aldığım para dışında bir gelirim, bursum vs. yok. Hakikaten yemekhane eylemlerinde bir arada bağırdığımız “biz aç kalıyoruz” cümlesi pek de abartı değil. Ben okula girdiğimde 15 lira olan yemekhane ücreti, enflasyonla orantısız bir şekilde son zamdan sonra 85 liraya ulaştı. Basit bir matematik hesabı yaptığımızda, ailesinden aldığı harçlıkla veya bursuyla hayatta kalmaya çalışan bir üniversite öğrencisinin günde üç öğün yemekhane yemeyi bütçesine uydurabildiği bir senaryo yok. En çok da bu beni etkiliyor. Güzel, canlı bir üniversite hayatı geçirmek hayaliyle, büyük çabalarla yerleştiğimiz üniversitemizde bize reva görülen hayatta üç öğün yemeğin bile yeri yok.
2- Farklı ihtiyaçlarımızın, deneyimlerimizin ve hayatlarımızın içinden gelerek aynı yerde buluşuyoruz. Bütün bu farklılıkların içinde bizi yemekhane etrafında ortaklaştıran şey ne? Bu eylemde yan yana gelmek, birbirimizin sesini duymak ve birlikte söz söylemek başka türlü neleri mümkün kılıyor? Birlikte hareket etmek sana nasıl bir güç ya da imkân açıyor?
Bence bir öğrenci olarak yoksulluğu deneyimlemenin biraz yalnızlaştırıcı bir tarafı da var. Etrafıma bakıp başka insanların hayatlarını incelediğimde, bazen onlar için hayat çok daha kolaymış, benim çektiğim maddi sıkıntıları çekmiyorlarmış gibi hissediyorum. Fakat dün Boğaziçi’ndeki yemekhane eyleminde bini aşkın Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin tek bir ağızdan yemekhane zammına karşı ses çıkardığını duyduğumda yalnız olmadığımı fark ettim. Fakat burada bizim öğrenciler olarak tek talebimiz yemekhane zammının geri çekilmesi değil, aynı zamanda bizi geleceksizliğe, yoksulluğa iten sisteme karşı bir isyanda bulunuyoruz. Bunu yaparken de yanımda bu kadar büyük bir kalabalığı görmek beni çok mutlu ediyor, bir avuç umutsuzluğum varsa da onu çekip alıyor benden.
3- Boğaziçi’nin yıllardır süren kayyumlara karşı direnişinden, toplumsal hareketleri bir arada var eden politik atmosferine kadar uzanan mücadeleci bir öğrenci gençliği barındırdığını görüyoruz. Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrenci direnişlerine dair hafızasını ve bugün yemekhane direnişine gelen yolculuğunu sen nasıl değerlendiriyorsun?
2021 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne Naci İnci’nin kayyum rektör olarak atandığı günden beri her eylemimizde eksik olmayan bir talebimiz var: Naci İnci istifa etmelidir. Elbette ki Boğaziçi’nin mücadele tarihi, ve kayyum tarihi Naci İnci’nin atanmasından çok daha öncesine uzanıyor. Biz aslında bu mücadeleci hafızadan güç alarak bugün olduğumuz kadar güçlü bir şekilde taleplerimizi haykırabiliyoruz.
4- Eylem esnasında yaşanan polis ve güvenlik müdahalesi sende nasıl bir karşılık buldu? Bu müdahale, bugün burada birlikte kurduğunuz sözü ve dayanışmayı nasıl etkiliyor?
Eylem alanında kimi yeni, kimi eski, bir şekilde derslerde, sokaklarda, meydanlarda daha önce karşılaşmış olduğum birçok yüz gördüm. Fakat barikatlarıyla karşımızda duran çevik polislerin hiçbirini tanımıyordum. Öğrencilerin açlıktan yakınarak bir araya geldiği bir ortamda bile karşımıza yüzlerce çevik polisin yığılması beni okulumun güvenliği açısından endişelendiriyor. Fakat bunun bir göz korkutma teşebbüsü olduğunun da gayet farkındayız. Mücadelemizi zayıflatmak için bunu yaptıklarını biliyoruz, ve bizi zayıflatmaktan ziyade güçlendiriyor aslında bu girişimler.
5- Yemekhane etrafında yan yana gelirken, birlikte nasıl bir üniversite hayatı kurabileceğimizi de düşünüyoruz. Çoğu üniversite hemen hemen aynı zamlarla baş başa bırakılıyor. Neoliberal politikaların üniversiteyi ve öğrenciliği karşı karşıya bıraktığı durum karşısında, senin tahayyülündeki üniversitede birlikte yaşamak, üretmek ve söz söylemek nasıl olurdu?
Boğaziçi öğrencileri olarak yaşadığımız korkunç zamların, maruz kaldığımız polis şiddetinin, güvensiz kampüslerin, okulumuza giren yandaş sermayenin ötesinde daha güzel, daha özgür bir hayatın da olduğunu fark etmek bazen zor olabiliyor. Aslında benim hayalimdeki üniversite hayatında, zamların geri çekilmesini talep ederek yemekhane önünde sıra arkadaşlarımla beraber toplandığımızda karşımda yüzlerce çevik polis değil, gerçek bir muhattap görmek istiyorum. Yaşadığımız sorunlara karşı bir söz söylemek istediğimde karşımda tehdit olarak değil, hak arayışında bir öğrenci olarak görülmek istiyorum.
6- Fransa’dan Boğaziçi’ne, farklı yerlerde öğrenciler temel haklarını ilgilendiren koşullar etrafında yan yana geliyor. Bu hareketlilikleri takip ederken, birbirinden farklı üniversite deneyimleri arasında nasıl bir ortaklık görüyorsunuz? Birlikte nasıl bir öğrenci hayatı ve ortak dünya tahayyül ediliyor?
Bence dünya çapındaki öğrenci hareketlerinin hepsindeki ortak nokta, öğrencilerin yalnız olmadıkları zaman gerçekten bir şeyleri değiştirebildiklerini görmeleri. İstanbul Üniversitesi’nde de yemekhane eylemleri sonucunda somut kazanımlar elde edilmesi bana özellikle umut veriyor. Bir öğrenci olarak bunları gördüğümde, üniversitenin sadece derse girip çıktığımız bir yer olmadığını düşünüyorum. Birbirimizi desteklediğimiz, söz hakkımızın olduğu ve temel ihtiyaçlarımız için birlikte hareket edebildiğimiz bir öğrenci hayatı mümkün. Bence farklı ülkelerdeki veya farklı üniversitelerdeki hareketleri birbirine bağlayan şey de biraz bu dayanışma hissi.


