Etik birlikte varoluşumuzun düzenlenişini anlamak istediğimizde karşımıza çıkan alanlardan biridir. Diğerleriyle birlikte her gün yeniden inşa olan bir bireyin tanımını ortaya koyar. İnsanın iyi yaşam fikrini açıklamaya dair değişmez isteği onu etik tartışmalara yönlendirir. İnsan hayatını şekillendiren iyi-kötü, doğru-yanlış kavramları etiğin tartışma konusu olarak karşımıza çıkar. Ancak etiğin alanı bundan çok daha geniş ve kapsamlıdır. Zira onun amacı basit bir kavram analizi yapmaktan öte “insan için mümkün olan en iyi yaşam” fikrini aydınlatmaktır. O insanın hayatını şekillendiren somut gerçekleri analiz ederek insan hareketine dair eylemsel bir fikir ortaya koymaya çalışır. Dolayısıyla onun ifadesi evrensel bir çerçevede kendine yer bulur. Basitçe bir değerler önerisinde bulunmaz, onun etkin doğası o değerleri yeni baştan tanımlamasına ve yeniden inşa etmesine olanak tanıyacaktır.
Günümüzde insan yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkan teknolojik gelişmeler ve yapay zeka sistemleri, günümüzde insan yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu nedenle, etik tartışmaların önemli bir başlığı olarak öne çıkmaktadır. Onun günlük hayatımızda kapladığı alan ve çok yönlü gelişimi değerlendirildiğinde insan için mümkün olan en iyi yaşam sorusu YZ (yapay zeka) teknolojisinden ayrı düşünemeyeceğimiz bir hale gelmiştir. Dolayısıyla etik bir yaşamın kurulması insan ve yapay zekâ arasındaki ilişkilerin doğru bir şekilde kurgulanması sayesinde mümkündür. YZ’nin bu kadar geniş ve kapsamlı bir şekilde insan yaşamına entegre olması, onu beraberinde getirdiği karmaşık etik sorularla beraber incelemeyi zorunlu kılar. Bu noktada felsefenin, özellikle etik disiplininin önemi daha fazla öne çıkmaktadır. İnsan yaşamına dair temel sorular üzerine düşünmeyi içeren felsefi yöntemler, YZ’nin etik sonuçlarını anlamak ve onu insan yararına çok daha pozitif bir bağlamda katkı sağlaması için önemli bir araç sunar. Ama etki alanı bu kadar büyükken ve her gün daha büyük bir güç olarak hayatımızda yer edinirken etik felsefesi gerçekten insanın yapay zekâ karşısındaki konumunu belirlemek için yeterli olacak mıdır? Felsefi analizler, YZ’nin potansiyel risklerini ve sorumluluklarını belirleme sürecinde etkili bir rol alabilir mi? İnsanın için iyi yaşam fikrinin kurulması etik ve yapay zekanın birlikte ele alınmasını zorunlu kılar mı?
Yapay zekânın, doğrudan insan hayatı ve toplumsal yaşamla etkileşimde bulunduğu için etik bir perspektiften incelenmesi gerekmektedir. Bugün, yapay zekâ teknolojilerinin etik sorunları göz önünde bulundurulması, insanın sorumluluğundadır.
Bu eleştiri, yapay zekâ etiğini felsefi bir perspektiften inceleyerek felsefi yöntemlerin yapay zekanın etik sonuçlarını anlamaya, riskleri kontrol etmeye nasıl katkı sağlayabileceğini ve insanın yapay zekâ karşısında nasıl bir konum alması gerektiğini araştırmayı amaçlamaktadır.
Etik Felsefesi: Ahlaki Değerler ve Kararların Felsefi Temelleri Üzerine Bir İnceleme
En temel düzeyde anlamak istediğimizde etik felsefesinin amacının insan hayatının temellerine yerleşen çeşitli kavramları aydınlatmak olduğu söylenebilir. İyinin, kötünün, doğrunun, yanlışın, erdemin ve tüm bunlar çerçevesinde örülmüş bir yaşamın tanımı etiğin yalnızca teorik bir fikir olarak değil ancak insan hayatına doğrudan etkide bulunan pratik bir felsefe olarak var olduğunu da gösterir. İnsanın eylemeye dair mizacı ve bu mizacın düzenlenişinin kökleri yaşamı sıkı sıkıya saran bir etik felsefe fikri ile doğrudan bağlantılıdır.
Dolayısıyla etik teoriler insan nasıl yaşamalı sorusunu cevaplandırırken, ortaya koyduğu pratik cevaplarla yaşama doğrudan etki etme gücüne sahiptir. Bir eylemi diğerlerinden ayırarak hangisinin daha iyi olduğunu ifade edebilir, bu belirleme insanların bir davranışta bulunurken nasıl hareket etmesi gerektiği ile ilgili cevabı da kendi içinde taşır.
Etik teoriler, bir eylemi etik olarak doğru veya yanlış yapan özellikleri belirlemeye çalışır. Bu teoriler, ahlaki kararlarımızda rehberlik sağlayacak net kurallar ortaya koymayı amaçlar. En öne çıkan etik teoriler arasında sonuççuluk ve ödevcilik yer alır; her ikisi de esas olarak 18. yüzyılda Aydınlanma döneminde şekillenmiştir.
Felsefedeki etik tartışmasının önemi insanın kendi varoluşunu anlamamız açısından önemlidir. İster Kant’ın “Sapere Aude” olarak çağrıda bulunduğu ve aklını kullanması sayesinde özgürleşen insan olsun, ister Aristoteles’in toplum kuran insanı etik tartışmalar her zaman başkalarıyla ilişkide bulunduğumuz yerde var olur. Çünkü insan diğerleri ile kurduğu ilişkilerin bütünlüğünde yaşamına devam eder. Bütün bireysel farklılıklarına rağmen etik tartışma onları birlikte kurdukları bu yaşamda bir araya getirir. İnsanın sosyal ve toplumsal yapısı başkaları ile kurduğu bir yaşam içerisinde varlığını devam ettirmesini sağlar. Kurulan medeniyet tek bir zihnin değil ancak kolektif bir düşüncenin üründür. Onu bu denli özel kılan dil becerisi ise yine diğerleri ile iletişim kurmasını sağladığı için gelişmiştir. Dolayısıyla insan diğerleri ile kurduğu toplumsal ilişkiler içerisinde değerlendirilirse etik fikrinin değeri çok daha iyi anlaşılacaktır. Diğerleriyle var ettiği dünyası ve o dünyada birlikte yaşamanın mümkünatı tüm insanları kapsayan bir etik felsefesi inşa etmek sayesinde mümkündür. Etik, insan doğasının paylaşılan yönlerini hesaba katan yollarla bu sosyal dünyanın önemli bir bölümünü şekillendirmenin bir yoludur. Bir arada sürdürülen bir yaşamın koşulu etik çerçevenin çizdiği bir eylemsellik sayesinde mümkündür.
Bu bağlamda modern dünyayı şekillendiren ve insan yaşamına doğrudan etkide bulunan yapay zekanın, artık ayrılmaz bir parçamız olduğu düşünüldüğünde etik fikrinin dahil edilmediği bir teknolojiden bahsetmek hem mümkün hem de sağlıklı değildir. Dünyayı yeni baştan şekillendiren bu sistem etik felsefesi çerçevesinde insanın yapay zekâ karşısındaki konumlanışını anlamamız açısından belirleyici olacaktır.
Yapay Zekâ ve Zekanın Robotlaştırılması Üzerine
Özellikle son yıllarla birlikte günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen yapay zekâ, insan yaşamını pek çok alanda etkiler ve dönüştürür. Bu teknolojilerin kullanımı toplumun kendini şekillendirilmesinde ve geliştirmesinde olumlu etkilere sahiptir. Sağlık sektöründen eğitimdeki etkilerine kadar her kulvarda kendine yer edinmesi her geçen gün insanı kendisine daha bağımlı bir pozisyonda konumlandırır. İnsan çözemediği problemleri yapay zekâ sayesinde çok daha büyük bir kolaylıkla ve çok daha kısa sürelerde çözmektedir.
Öğrenme karşısında gösterdiği başarı ve hız sayesinde çok kısa bir sürede kendini geliştirerek yapamadıklarını yapabilir hale gelir, yani durdurulamaz bir güç kazanır.
İnsanlık tarihinin daha önce rastlanmayan değişim ve gelişim sürecinin içerisine dahil oluşu yapay zekâ teknolojileri sayesinde mümkündür. İnsan yalnızca yapay zekanın gelişmesine öncülük etmez aynı zamanda kendi kurduğu bu teknolojiden etkilenir ve hayatını bu teknoloji ışığında şekillendirir. Dolayısıyla bizim bu teknoloji karşısındaki konumumuz, ona biçtiğimiz değer ve onu anlamlandırma şeklimiz bizim kendimizle ve toplumla olan ilişkilerimizi kökten değiştirmektedir. Prof. Dr. David J. Gunkel’ın ifadesiyle, “İster yazı yazmak gibi basit ister yapay zekâ gibi daha karmaşık bir şey olsun, tüm teknolojiler kendimizin bir yansımasını algılayabileceğimiz aynalardır. Bu nedenle teknoloji bize kendimiz ve evrendeki yerimiz hakkında temel, felsefi sorular sorma, araştırma ve değerlendirme fırsatı sunar.”
Buradan da anlaşılacağı üzere teknolojiler ve beraberinde yapay zekâ teknolojileri kendimizin başka bir suretini temsil eder. Onlar hep birlikte insanın yapıp ettiklerinin tamamını oluşturur. Merakla yönelinenin ve hayatı kolaylaştırmaya yönelik pratik arayışın cevabı olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla insanı tanımak bir bağlamda onun teknolojisini tanımak ve karşısındaki konumlanışını anlamakla mümkündür.
İnsanın Yapay Zekâ Karşısındaki Konumu Yapay Zekanın Sağduyusu Olabilir mi?
Yapay zekâ sistemlerine dair karşımıza çıkan etik tartışmalardan birisi “sağduyu” fikrini ele almaktadır. Sağduyu, insanların günlük hayatta olayları değerlendirme, mantıklı ve pratik kararlar alma becerisidir. Bu, empati, toplumsal normlar, kişisel deneyim ve duygusal zekayla şekillenir. YZ ise, veri ve algoritmalara dayalıdır; dolayısıyla sağduyuyu anlaması ve uygulaması, insan deneyimini taklit etmesine bağlıdır. Bu sistem belirli kurallara ve verilere dayalı olarak mantıklı sonuçlar üretebilir. Ancak bu kararlar genellikle bağlamsal duyarlılıktan yoksundur. Çünkü YZ, insan hayatının karmaşıklığını ve duygusal bağlamını tamamen kavrayamaz. Sağduyu fikri belirli algoritmik kurallardan daha fazlasıdır dolayısıyla bu süreç yapay zekâ için sınırlı gözükmektedir. Çünkü etik kararlar her zaman keskin çizgilerle ayrılmazlar ve Kant aksini iddia ediyor olsa da[1] onlar her zaman farklı bağlamlarda farklı yorumlara açıktır. O kararları ortaya çıkaran sebepler ve eyleyen kişinin amacından bağımsı olarak değerlendirilemezler. Oysa YZ’nin etik kararlar alabilmesi, programcıların ona yüklediği etik ilkeler ve veri setlerinin çeşitliliğiyle sınırlıdır.
Bu duruma otonom araçlar örnek gösterilebilir. Herhangi bir kaza sırasında nasıl bir davranış sergileyecekleri çeşitli algoritmalarla programlansa dahi verilecek karar her zaman etik perspektif açısından tartışmalı olacaktır. Çünkü otonom bir aracın kaza anında bir yayayı mı yoksa yolcusunu mu koruyacağı kararı etik bir ikilem doğuracaktır ve böyle bir durumda kesin doğru bir cevaptan bahsetmek mümkün değildir.
Bu eksiklerin sebeplerinden bir de YZ’nin etik kararları vermesi için evrensel kabul görmüş bir ahlak sisteminin olmamasıyla da bağlantılıdır. Farklı kültürler ve bireyler arasında değişen etik anlayışları YZ için zorluk çıkartan etkilerden biridir.
Dolayısıyla yapay zekâ sistemlerinin sağduyu ve etik algısının, insan tecrübesinin, empatisinin ve toplumsal normların derinliğine ulaşamadığı dile getirilir. Bu onun gelişimi için tartışma başlıklarından birisi olarak karşımıza çıkar.
YZ’nin etik karar verme kapasitesini geliştirmek felsefi ve teknolojik disiplinlerin birlikte çalışması sayesinde mümkündür. Ancak, nihai sorumluluk her zaman insanlara ait gibi gözükmektedir.
Tanrılaşan İnsan
Rönesans, Reform ve Aydınlanma ortak bir tema etrafında birleşir: insan merkezli bir dünya görüşünün gelişimi. Bu dönemler, insanın değerini vurgulaması, bireyin aklını ve özgürlüğünü ön plana çıkartması açısından değerlidir. Her ne kadar Copernic devrimi ile dünyanın evrenin merkezi olduğu inancı yıkıma uğrasa da insanı evrenin merkezi olarak gören hümanist felsefe etkisini hala devam ettirmektedir. Bu bağlamda insan tanrısal bir tarafı içinde taşır; o gelişmiş aklı ve zekâsı sayesinde diğerlerinden ayrılarak yüksek bir konuma yerleşir. İnsan aklı evrenin anlaşılmasının temel aracı olarak kabul edilir, o aklını kullanarak kendini geliştirebilir ve böylelikle yaşadığı toplumu da dönüştürür. Rasyonel düşünme kapasitesi insanın biricikliğine vurgu yapar ve bu kapasite insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik olarak kabul edilir.
Dolayısıyla insanın değerine ilişkin yeni bir anlayışın ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Tüm bu dönemler, insanı sadece bir araç olarak değil, evrenin anlamlandırılmasında bir amaç olarak görür. Bireyin aklı, özgürlüğü ve yaratıcılığı yüceltilir. İnsan artık yalnızca doğaya mahkûm, yalnızca ondan bir parça değildir; çünkü onun gelişmiş aklı doğayı, doğadan olanı dönüştürme, istediği biçimi verme, müdahale etme kapasitesini de kendi içinde taşır. Kant’ın da ifadesiyle “Aydınlanma, insanın kendi aklını kullanma cesareti göstermesidir.” Aklın biricikliğe yapılan bu atıf, insanı bulunduğu çevreden ayrıştırarak ona diğerlerinden üstün olduğunun gerçekliğini fısıldar. Bu andan itibaren insanın yalnızca kendisi ya da kendi türü için yapıp ettiği her şey meşruluk kazanmaktadır. İnsanın davranışlarını yargılayabilen tek var olan yine yalnız insanlardır.
Aydınlanma fikri ile Kant’ın Amaçlar Krallığı içerisine yerleştirdiği özgür insan diğer herkesi bir yasa koyucu olarak tanır. Buradaki anlatı insanın araçsallaştırılmaması açısından değerlidir ve insanın değer kaybettiği bir çağda onun önemi karşısında değerli bir vurgu yapar. Ancak Rönesans ve Aydınlanmada beslenen ve insanın değerini ortaya koyan hümanist fikirler dünyayı ve dünyanın içerisinde diğer var olanları bir bütün olarak kapsamaz. İnsanın değerler piramidindeki yükselişi ve tek efendi olarak konumlanışı yalnızca başka türler için değil kendi türü ve kendini anlama biçimi açısından da sorun teşkil etmektedir. Copernic devrimi ile dünyanın evrenin merkezinde olmadığı fikrinin kabulü dinler içerisinde bir çatlak yaratsa da insan hala dünyada kendi ekseninin etrafında dönmektedir. O hala kendi kurduğu krallığın tek efendisidir ve adeta bir iktidar sarhoşluğuyla sonuçlarını hesaplamadan kararlar vermeye devam eder.
Şimdi yapay zekanın gelişimi onun bu yükselişini adeta taçlandıracak nitelikte elinde bir güç olarak durur. Vahi dinleri karşısında tanrının biricik evladı konumuna gelen insan, tüm var olanların kendisi için ortaya konulduğu ve onun refahı için şekillendirildiği fikrinden tam olarak sıyrılabilmiş değilken bu tanrısallık oyununda şimdi kendisi de bir yaratıcı konuma gelmiştir. Artık o yalnızca yasa koyucu değil aynı zamanda yaratıcıdır da. Kendindeki eşsiz aklın bir kopyasını yaparak kendisine benzeyenleri üretmek için gerekli olan ilk adımı atmış gözükmektedir.
Yarattığı bu üretim karşısındaki davranışı ise muğlak bir soru işareti olarak durur. Tek sorun yapay zekanın robotlaşması değildir. Onun duyguları hissetmesi şu an için mümkün olmasa da geleceğin getirileri bilinemez. Ancak o ister duyguları hissetsin ister hissetmesin, inansın onun karşısındaki ezici davranışı ve söylemi kendisi için de bir o kadar sarsıcıdır. Karşı taraftan herhangi bir tepki[2] gelmediği için insanın dilediği şekilde davranması o tepkinin muhatabında bağımsız olarak kendi etik kuralları açısından oldukça yıkıcı bir etkiye sahiptir. Dolayısıyla yapay zekadaki etik tartışması insanın kendi etik yaşantısından bağımsız değildir. Yapay zekâ için etik fikri değerli olsa da unutulmaması gereken insanın kendi eylemlerinde ve kararlarında açığa çıkan etik fikrinin uygulanabilirliğidir. Bu durumda yapay zekanın insanın yol arkadaşı mı yoksa kölesi mi olduğu tartışması insanın etik bir yaşam pratiğinde kendine alan açması ve eşitlikçi bir hayatı desteklemesi için önemlidir. Onun diğerlerine karşı olan tutumu doğrudan kendi yaşantısını da etkilemektedir. Çünkü günün sonunda insan, başka bir mümküne açılarak yaşama ortak olabilir.
Yapay zeka insana özgü düşünce pratiklerine sahip olduğu için diğer teknolojilerden ayrılmaktadır. Onun bu özelliği hem gündelik hayattaki kapsamını arttırmakta hem de insana çok benzer bir tavır gösteren -üreten, düşünen, kendini geliştiren, kendi kendini yenileyebilen, öğrenebilen ve bu öğrendiklerini dolaşıma sokabilen- teknolojik ürünü olarak karşımıza çıkmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla yapay zekanın olmadığı bir gelecek hayal etmek mümkün değildir. İnsanın bu noktada kendi ürettiği teknolojiyle en sağlıklı iletişimi kurabilmesi ve onu en iyi şekilde kullanılarak iyi amaçlara hizmet etmesini sağlaması etik bir yaklaşımı zorunlu kılar. Böylelikle felsefenin varlığı kaçınılmaz hale gelir.
Yapay zekanın verdiği kararlarda insana özgü bir sağduyu ile hareket edip edemeyeceği sorusunun yanında ele alınması gereken insanın kendi ürettiği teknolojiyi kullanırken aynı sağduyu ortaya koyup koyamayacağıdır. Bu durumda robotlaşarak insana benzer bir özellik de kazanan yapay zekâ karşısındaki insanın tutumu belirleyici olacaktır. Çünkü unutulmamalıdır ki en faydalı bilimsel buluşlar ya da teknolojik ürünler yalnızca insanın ellerinde birer silah haline gelir.
Bu durumda cevap verilmesi gereken önemli bir soru ortaya çıkar: İnsan etik değerlerini bir kenara bırakmadan yapay zekâ ile eşitlikçi bir ilişki kurarak onu bir yol arkadaşı, hayatının bir destekçisi olarak mı görecek yoksa uzun zamandır etkisinden çıkamadığı dünyanın tek hâkimi olduğu fikrinin sarhoşluğuyla yapay zekanın üreticisi olarak tanrılaşıp mutlak hakimiyetini güçlendirerek sömürgelerine bir yenisini mi ekleyecek?
KAYNAKÇA:
Bibliographie
Aristote. (2014). Éthique à Nicomaque. (J. Tricot, trad.) Les Echos du Maquis.
Dilek, G. Ö. (2019). Yapay Zekanın Etik Gerçekliği . AUSBD, s. 47-59.
Filippo Santoni de Sio, G. M. (2021, Mai 14). Four Responsibility Gaps with Artifcial Intelligence: Why.
Philosophy & Technology, s. 1057-1084.
Floridi, L. (2019). La révolution de l’intelligence artificielle : Et l’éthique des nouvelles technologies.
Paris: Les Belles Lettres.
Gunkel, D. J. (2012). The Machine Question: Critical Perspectives on AI, Robots, and Ethics. MIT Press.
KANT, E. (1758). Fondements de la métaphysique des mœurs. (V. Delbos, trad.)
Kant, E. (1991). Qu’est-ce que les Lumières (A. Renaut, Çev., s. 35-48). Paris: Gallimard.
National Library of Medicine National Center For Biotechnology Information. PubMed Central :
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7968613/
Stahl, B. C. (2021). Artificial Intelligence for a Better Future An Ecosystem Perspective on the Ethics of
AI and Emerging Digital Technologies. Leicester, UK: Springer.
Stuart Russell, P. N. (2020). Artificial Intelligence: A Modern Approach. Pearson.
[1] Kant, bir eylemin ahlaki değerinin onun sonuçlarından, nedenlerinden ve amaçlarından değil, bu eylemi yaparken benimsenen ilkeden (maksim) kaynaklandığını vurgular. Bu bağlamda, bir eylemin değeri, onun ne gibi sonuçlar doğurduğuna bağlı değildir; yalnızca bu eylemi belirleyen ilkelerin evrensel geçerliliğe sahip olup olmamasına dayanır. Bu da bireyin eylemlerini yalnızca kişisel yarar veya arzulardan değil, evrensel bir ahlak yasasına göre şekillendirmesi gerektiği anlamına gelir.
[2. ] Buradaki tepkisizlik anlatısına ünlü performans sanatçısı Maria Abramović’in “Rhythm 0”, gösterisi -deneyi- örnek gösterilebilir. Abramović, 6 saat boyunca üzerinde sayısız objenin bulunduğu bir masanın arkasında tamamen hareketsiz şekilde duracağını ve izleyicilerin onun bedenine istedikleri her şeyi yapmalarına izin vereceğini duyurdu. Başlarda Abramovic’e gül uzatan insanlar onun tepkisizliğinden güç alarak gittikçe agresifleşmiş ve onun bedenine zarar vermeye başlamıştır. Ancak 6 saatin sonunda tekrardan yürümeye ve tepki vermeye başladığında kendi davranışlarının farkına varmışlardır. Bizim buradaki sorgulamamız karşı tarafın tepkilerinden bağımsız olarak insanın bu şekilde davranmasının kabul edilip edilmeyeceği ile ilgilidir. Ancak sorun buradaki tepkisizliğin ve birbirlerinden güç alan insanların davranışlarının sınırının bilinmemesi ve bunun bir kışkırtıcı etki olarak karşımıza çıkması ile ilgilidir.
*Fotoğrafın Künyesi:
Sofia Crespo
‘neural zoo’
2/23
2018-2022


