Dünyanın dikkati Filistin’e odaklanmışken, biz içeriden dışarıya bakıyoruz – toprağımız sadece geçmişin ve bugünün büyük acısını ve kaybını değil, aynı zamanda kararlılığı, umudu, kurtuluş ve geri dönüş özlemini de barındırıyor. Son sekiz ay boyunca, Filistin’deki queer antikolonyal sosyal ve siyasi hareketler, hayatlarımızın en çok canlı yayınlanan soykırımının dehşetini çaresizlikle izlediler. Net bir siyasi ufuk bulunmaması, acı, çaresizlik ve hayal kırıklığı duygularıyla birleşerek; Gazze’de öldürülenlerin sayısının artması, Kudüs, Batı Şeria ve 48 bölgeden yüzlerce Filistinli aktivistin kaçırılması, yerleşimcilerin (settler colonialists) şiddetinin tırmanması ve halkımızın topraklarımızdan sürülmesi ile daha da ağır hale geliyor.
Kendi kendimize ürettiğimiz politikaların yanı sıra 7 Ekim’den bu yana zulüm ve sansürle karşı karşıya kalmaya devam eden birçok sosyal, siyasi örgüt ve aktivistin sağırlaştırıcı sessizliği, korku duygularımızı yansıtıyordu. Bu gerçeklik, örgütlenme çabalarımızı daha gizli kanallara yönlendirdi. Burada, ağlarımızın güvenliğini ve emniyetini sağlamak ve siyasi çalışmalarımızın, Gazze içinde ve dışında soykırımdan etkilenen insanlara karşılıklı yardım, toplumsal bakım, barınma ve kaçış desteği sağlamada sürdürülebilirliğini garanti altına almak için örgütlenme stratejilerimizi yeniden şekillendirmek zorunda kaldık.
Ulus devletlerin “demokrasi” ve “adalet”in simgesi olduğuna dair bir yanılsamamız hiçbir zaman olmadı; ancak uluslararası toplumun halkımızın öldürülmesine göz yumması, katillerimize sembolik ve maddi destek sağlaması nedeniyle güvensizliğimiz her zamankinden daha da artıyor. Yukarıda bahsettiklerimizin hiçbirinin, emperyalistlerin desteklediği ve Siyonistlerin onayladığı açlık, tıbbi bakımın yasaklanması ve cinsel, psikolojik ve ölümcül savaşın gerçekliğiyle karşılaştırılamayacağını bildiğimiz için özellikle acı verici. Bu iki ucu keskin paradigma, Filistin’deki queer toplulukların, en azından günlük olarak iletişim halinde olduğumuz toplulukların örgütlenmeleri ve gerçekleri üzerine düşünmemizi sağladı. Bazı içgörülerimizi paylaşmak için bu yazıyı yazıyoruz:
Izdırap dolu zamanlarda, büyüme ve siyasi birlik zamanlarında olduğu kadar topluluklar ve bağlar kurmak en sürdürülebilir, acil ve hayati önem taşıyan şeydir; özellikle kitlesel yıkım, katliam ve yerinden edilme durumlarına yanıt olarak. İnsan haklarından ulus devlet modellerine, uluslararası hukuka ve liberal temsil kimlik siyasetine kadar, bize tanıdık olan tüm uluslararası kabul görmüş çerçevelerin işe yaramaz olduğu ortaya çıktığına göre, Filistin’de ve her yerde birbirimizi desteklemek için queer topluluklar kurma çabalarımızı sürdürmenin zamanı gelmiştir.
Gazze’deki soykırıma suç ortağı olan LGBT ve queer siyasi ve örgütlenme çerçeveleri dahil olmak üzere, Batı’nın tüm çerçevelerinden kopma ve hareketlerimize, bizim queer kimliklerimizle sadece çıkarları dolayısıyla ilgilenen suç ortağı fon sağlayıcılar ve küresel müttefikler aracılığıyla dayatılan sömürgeci Batı egemenliğine direnme zamanıdır. Boş insan hakları çerçevelerine, ticari ve siyasetten arındırılmış onur ve görünürlük anlayışına, homofobiye ve kimlik siyaseti örgütlenmesine direnin ve yerel bilgeliğimiz ve gücümüzle bağlantı kurun.
Kimlik siyasetinden ve çalışmalarımızı sadece LGBT ve queer olarak çerçeveleme baskısından uzaklaşmaya devam etmeliyiz; çalışmalarımızı, özgürlük mücadelemizin aktif bir parçası olarak görmeliyiz. Homofobi ve transfobi savaş zamanlarında ortadan kalkmaz, hatta artabilir, ancak bizler toplumla etkileşim kurmanın yollarını bulmak ve cinsel ve toplumsal cinsiyet temelli şiddet ile bize karşı uygulanan sömürgecilik şiddetinin ilişkisini anlamakla yükümlüyüz. Bu acı dolu aylar boyunca queer kimliğimiz baskılanırken, sadece Filistinli olmamız en acımasız şekillerde silinmeye maruz kalıyor. Birçok Filistinli queer, topluluk alanlarımızda ilkinden değil, ikincisinden yakınıyor.
Siyonist varlığın bu soykırımda ve ötesinde uyguladığı cinsel ve toplumsal cinsiyet şiddetini, yerleşimci-sömürgeci projesinin ayrılmaz bir parçası olarak yeniden tanımlamanın zamanı gelmiştir. İsrailli askerlerin, toplumumuzun yıkıntıları üzerinde gökkuşağı bayrakları ve diğer Batı eşcinsel sembolleriyle poz verdikleri, soykırımcıların Filistinli erkek, kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismar, işkence ve tecavüzlerini övündükleri görüntüleri düzenli olarak izliyoruz. Bu görüntüler, Filistin queer hareketinin on yıllardır söylediği şeyi doğrulamaktadır: Siyonist sömürgeci girişim, Filistinlilere yönelik cinsel istismara dayanmaktadır. Gerçekliğimizi anlamak için antikolonyal, antikapitalist bir queer çerçeve benimsemek sadece bir seçenek değil, bir zorunluluktur.
LGBT örgütlerinin soykırıma ortaklığını sona erdirmenin, bu sözde queer küresel aktivizmine karşı çıkmanın ve Gazze yok edilirken ikiyüzlü devlet kutlamalarına katılmayı reddetmenin zamanı geldi. Siyonist varlığın ortadan kaldırılmasına ve Filistin’in kurtuluşuna yeniden bağlılık göstermenin vakti hala çok geç değil. Her türlü baskı sisteminin ortadan kaldırılmasına yatırım yapın ve şehrinizdeki queer gruplara katılın veya yeni bir grup kurun, Filistin, Batı Şeria ve 48 bölgelerinde düzenlenen yeni gösterilere katılın ve queer arkadaşlarınızı da yanınızda götürün. Ve dünyanın dört bir yanındaki yoldaşlarımız, siz de yerel gösteriler ve doğrudan eylemlerle mücadeleyi yükseltmeye devam edin.
Ve unutmayın: Soykırımda Onur Yoktur.
*Bu çeviri, 6 Haziran 2024 tarihli ve Queers in Palestine sitesinde yayınlanmış olan “Reflecting on Queerness in Times of Genocide” başlıklı orijinal metne dayanmaktadır.

