Kampüsün Kırılgan İdrakı : Kuir Baykuş’un Duygulanımları ve Mücadelesi

Kampüsteki Ağlar serimizin ikinci söyleşisinde @kuirbaykus konuğumuz oldu. Kampüste beraber düşlediğimiz, ürettiğimiz lubunyaların sözü, mücadelesi mücadelemizdir🫂🏳‍🌈🏳‍⚧

Topluluğunuzun varlığı kampüste hangi ilişkileri, temasları ya da duygulanımları görünür kılıyor?

Bizler kuir teorinin bizde açtığı çatlakların, umudun, neşenin ve çoklu duygulanımların peşinde yasamda ısrar etmeye çağıran sesini çoğaltmaya çalışıyoruz. Bugün kampüste gerek kayyum yönetimlerin gerek iktidarın iş birliğiyle beraber lgbti+fobik uygulamalarla ikili cinsiyet rejimi uygulanmaya çalışılsa da biz bu oyunu bozmaya çabalıyoruz. Bedenlerimiz baskılara, şiddete ve nefrete başkaldırıyor kampüste kuir mümkünün umuduyla bir yolun izlerini takip ediyoruz. Bu yol yalnızca lubunyaların varlığını görünür kılmak için değil kampüste ve bu coğrafyada ezilen, ayrıştırılan tüm yaşamlar için. Mücadelemiz de böyle bir yerden geliyor, bununla beraber yasla ve kayıpla da ilişki kuruyoruz. Bu coğrafyanın her yerine yayılmış tahakküm ve şiddet sarmalının kaybettiği her yaşamı ısrarla unutmamaya ve unutturmamaya çaba gösteriyoruz. Burada lubunya hareketinin kayıp ve yasla kurduğu teması hatırladığımızda bu çabamız tesadüfi değil. Bizler pek çok lubunyanın katledildiği ve intihara sürüklendiği bir coğrafya içerisindeyiz. Kampüste katledilen transların ve lubunyaların öfkesiyle onlara verdiğimiz sözle mücadelenin önemini hatırlatıyoruz: Mücadele; lubunyaların tüm bu nefret ve şiddet sarmalarında birbirilerine sarılışlarındaki kırılganlığın idrakı, birbirimizin gözünde gördüğümüz yaşamın çoğulluğu, yasın getirdiği çoklu duygulanımların açığa çıkmasıyla kaybın hatırlanmasında ısrar ve katledilen her transın öfkesinin haykırışıyle kampüste her yere yayılan titreşimdir. Kuir Baykuş tam bunlarla ve bunlarsız ne olacağını bilemeyerek bir arada yaşam için yeniden düşünmeye çağırıyor, karşılıklı kurulduğumuz bir ilişki ağıyla kampüse ve gezegene bakma fırsatı veriyor. Kampüsteki yaşamın dolaşıklığında uzanan her bir parçayla temasa geçmeye çabalıyor. Kampüs içerisindeki kedilerin, Monti’nin, çiçeklerin, ağaçların, kadınların, işçilerin, göçmenlerin ve sakatların varlığıyla tüm bu ilişkilerle kurulduğumuz kampüse yeniden bakmayı öneriyoruz. Ve böyle bakmanın belki de zaten hali hazırda görünür, duyulur temsil yollarıyla olamayacağını fark edip yeni yolları aramaya doğru ve bu yolda açığa çıkan her duygulanımı görünür kılmaya çalışıyoruz.

Kuir Baykuş’un varlığı, kampüste hep var olmuş ama çoğu zaman görünmez kılınmaya, sessizleştirilmeye, yalnız bırakılmaya çalışılan bizleri görünür kılıyor. Bizim varlığımız yalnızca bir topluluk değil; bir dayanışma, bir duygulanım, bir temas alanı. Kampüs içinde kolektif öfkenin, birliğin, şefkatin ve neşenin kendine yer bulabildiği bir alan açıyoruz. Kuir Baykuş’un etkinlikleri, buluşmaları, birbirimize dokunduğumuz her an; temasın kendisini politik bir eylem haline getiriyor. Birbirimize sarılabilmenin, hikâyelerimizi anlatabilmenin, birlikte gülüp ağlayabilmenin bile bir direniş olduğu bir dönemde, biz bu alanı her defasında yeniden kuruyoruz. Kayyum rektörlüğün fobikliğini ifşa ediyor, ÖGB şiddetinin en ağır biçimini yaşayan bir topluluk olarak kampüsümüzde var oluşumuzla bir şeyleri hatırlatıyoruz: Buradayız, gitmiyoruz ve nefrete inat yaşamda ısrar ediyoruz. Topluluğumuzun görünürlüğü yalnızca “kuir öğrenciler burada” demek değil; “kampüste başka türlü bir ilişki kurmak mümkün” demek. Dayanışmaya dayalı ilişkilerin kurulabileceğini gösteriyoruz. Sonuçta Kuir Baykuş’un kampüsteki varlığı hem politik hem duygusal bir iddia taşıyor: birbirimize iyi bakarak, birbirimizi duyarak ve görünür kılarak bu okulda var olma biçimimizi dönüştürüyoruz. (esin)

Kuir Baykuş, yalnızca bir topluluk değil; aynı zamanda bir hatırlama biçimi. Sizce kampüste birlikte var olma hâliniz, kuir hafızayı nasıl taşıyor ya da dönüştürüyor?

Geçtiğimiz sene 20 Kasım’da fiziksel eylemlilikte bulunan nadir lgbti+ topluluklarından biriydik. Bizler her gün nefret söylemine maruz kalan lubunyalar olarak biliyoruz ki hiçbirimizi yaşarken geride bırakmadığımız kadar kaybettiğimizde de unutmamak gerekiyor. Birbirimize bir sorumluluğumuz olduğu gerçeğini de yinelemek istiyoruz. Bugün bu kampüsten yolu geçen her lubunyanın umudunu, mücadelesini bagajımıza eklediğimiz kadar okumak isteyipte okuyamayan, yaşamak isterken katledilen ve intihara sürüklenen her transı, lubunyayı hatırlatmak istiyoruz. Hafıza bugün bize umut olurken arşiv çalışmalarına baktığımızda lubunyaların mücadelesini hatırlarken pek çok duygu da açığa çıkıyor. Geçtiğimiz Onur Ayı’nda #DirenLubunya serisi başlattık. Hareketten pek çok kişiyle söyleşiler yapıp geçmişte lubunyaların eylemliliklerini hatırlamaya yönelik arşiv çalışması gerçekleştirdik. Aynı yolda düşüp kalkan bazen kalkamayan ve tüm duyguların kapsanmasıyla hatırlama ve hatırlatmaya çalıştığımız sizin de söylediğiniz gibi aşikâr. Bazen yalnız olduğumuzu hissettiğimizde İstiklal’de binlerce lubunyanın yürüyüşünü hatırlamak pek çoğumuzda farklı duygular açığa çıkartıyor. Korktuğumuzda bu yolda korkan, düşen ve işkenceye uğrayan transların ısrarla mücadelesiyle birbirimize duygudaş olmayı hatırlatmak istiyoruz. Kuir Baykuş’un bu kampüste yaptığı her mücadele, anı ve eylemlilik gelecekteki lubunyalara bir emanet olarak bulunacak. Bizler bu hafızayı taşımaya ve hatırlatmaya devam ettikçe manzara değişecek. Kuir hafızanın diğer tüm toplumsal hafızalara bulaşıcı ve çoğaltıcı gücü olduğunu düşünüyorum. Lubunyalar hatırlandıkça bu coğrafyadaki her ezilen hatırlanacak ve biz bir arada yeni yaşamı kurmaya çabalayacağız. Bugün lubunyaların özgürlüğü sağlandığında tüm toplumsal ağlarda özgürleşme dolaşıma girecek. Kuir hafızanın ortak tebaa haline gelmeyi önemseme kudretinin burada hepimizi dönüştüreceğini hatırlatmakta fayda var. Mücadelemiz hepimiz için!

……

Kuir Baykuş’un kampüsteki varlığı, unutturulmak istenen bir hafızanın inatla yeniden kurulmasıdır. Biz sadece bugün için değil, geçmişin kanayan yaralarıyla, yok sayılmış bedenleriyle, susturulmuş sesleriyle birlikte var oluyoruz. Çünkü kuir hafıza, yalnızca anımsamak değil, aynı zamanda adını söyleyemeyenlerin adını yeniden yüksek sesle söylemektir.Biz Ahmet Yıldız’ı unutmuyoruz; onun katledilişi bu coğrafyada “aile” denilen yapının ne kadar tehlikeli bir şiddet mekanizmasına dönüşebildiğini bize hatırlatıyor. Eylül Cansın’ı, Hande Kader’i, Okyanus Özyavuz’u unutmuyor ve unutturmuyoruz.

Kuir Baykuş olarak, kampüste varoluşumuzla bu şiddet tarihine sessiz kalmıyoruz. Her buluşmamız, her afişimiz, her sloganımız bir hatırlatma. Biz, katledilmiş arkadaşlarımızın anısını mücadelemizde yaşatıyoruz. Biz hatırlıyoruz, çünkü hatırlamak direnmek demek. (esin)

Hayalinizdeki MSGSÜ nasıl bir yer? Bir “kuir kampüs” tahayyülü sizin için ne ifade ediyor?

Aksak-kopuk ilerleyen zamansallığın peşinde ikili cinsiyete sığmayan bedenlerin çoğulluğu düşünülen ve tasarlanan, tüm türlerin özgür dolaştığı ve sömürüye maruz kalmadığı, işçilerin ezilmediği, ücretsiz öğünlerin olduğu, Ortaköy Yurdu’nun yeniden açıldığı, Balmumcu’ya dokunulmadığı ve stv öğrencilerine yeniden tesis edildiği ve en önemlisi ÖGB ve kayyumların olmadığı bir MSGSÜ mümkün. Burada Kuir kampüsü belki de tanımlamaktansa sabitliliğe direnen bir tahayyülle ne zaman erişebilir olacağını bilmediğimiz ama bu yoldaki her çabamızı düşünmek daha önemli. Lubunyanın sözünü güvenle söyleyebildiği ve ısrarla her ağı güvenli hale getirme çabasının burada yeniden hatırlatmak istiyoruz. Özellikle 19 Mart süresince kampüsteki pek çok öğrenci ağlarıyla bir araya geldik.

Kuir hareket bazen emin olandan kopuş bazen rahatsız edici ve emin olunandan bir şüphe barındırmasıyla kıymet taşıyor. Bunu alanlara taşıdık, lubunyaların mücadelesini görünür kıldık. Biz kampüsü hep beraber adil, eşit ve özgür tahayyül ediyoruz.

Bizim hayalimizdeki MSGSÜ, her öğrencinin kendini özgürce ifade edebildiği, korkmadan var olabildiği bir yaşam alanı. Yani baskıya, sansüre, kayyum rejimine ve ayrımcılığa karşı kurulmuş bir özgür üniversite tahayyülü.

Kuir kampüs, kimsenin kimliğini saklamak zorunda kalmadığı, düşüncenin cezalandırılmadığı; sevgiyi, öfkeyi, arzuyu ve umudu görünür kılmaktan korkulmayan bir yer demek. Rektörlüğün korku saldığı, soruşturmalarla göz korkuttuğu, üç lubunya dolaştığımızda peşimize güvenliklerin takıldığı, etkinliklerimizin engellendiği bir yer değil — her öğrencinin kendi sözünü, sanatını ve eylemini özgürce var edebildiği bir kampüs. Biz “kuir üniversite” tahayyülü kurarken aynı zamanda “özgür üniversite” hayalini kuruyoruz. Çünkü özgürlük bölünemez: Kampüsümüzde bir lubunyanın güvenliği yoksa, kimsenin yoktur. ÖGB’nin, polisin şiddetinin ve kayyum rektörün kararlarının hüküm sürdüğü bir yerde özgürlükten söz edilemez.

Hayalimizdeki MSGSÜ, öğrencilerin yönetimde söz sahibi olduğu; kürsülerin yalnızca akademik değil, politik cesaretin de üretildiği bir yer. Herkesin kimliğini, bedenini ve arzularını taşıyarak geldiği; farklılıkların birbirine değdiği, dönüştürdüğü bir yer. Kısacası, korkunun değil temasın, itaate zorlanmanın değil dayanışmanın kampüsü. Bizim için kuir kampüs, sadece LGBTİ+’lar için değil; herkes için özgür, eşit ve adil bir üniversite demek. (esin)

4) Topluluk olarak karşılaştığınız zorluklar ve bunlara bulduğunuz çözümler nelerdir? Karşılaştığınız zorluklar, Kuir Baykuş içinde nasıl bir dayanıklılık ve birlikte var olma pratiğine dönüşüyor?

Özellikle tanıtım günlerinde ve onur yürüyüşlerinde büyük bir şiddete maruz kalıyoruz. Benim açımdan en zor olan kısımlar tüm bu şiddet sarmalında eylemlilik yapmanın zorluğu oldu. Masa açıp lubunyalarla tanışmak istememiz engelledi ve ÖGB yoğun bir şiddete ve işkenceye maruz bıraktı bizleri. O sırada birbirimize nasıl ulaşacağımıza dair endişelerim olmuştu. Sonrasında her yerde stickerlarımız vardı hatta stickerlarımız Ankara’ya kadar gitmişti. Bu da bize güç, umut ve direnç verdi. Onur Yürüyüşü planlayıp aksiyon aldığımızda yine yoğun bir şiddet anları yaşandı. Ama tüm bunlara rağmen bu sene korsan bir şekilde yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Burada bence şunu fark etmek gerekiyor: şiddet, baskı ve nefret arttıkça biz birbirimize daha sıkı sıkı sarılıyoruz. Lubunyanın aklıyla, mücadelesiyle baş edemeyecekseniz!

5) Son yıllarda kampüslerde alanlar daralıyor, sesler kısılmak isteniyor ama siz hâlâ buradasınız, üretmeye ve birbirinize dokunmaya devam ediyorsunuz. Kuir Baykuş’u her şeye rağmen canlı tutan o hareket hâlini, o yaşamsal gücü siz nasıl tanımlarsınız?

Bence çoğu kişinin reddetmeyeceği bir gerçek var: Kuir Baykuş MSGSÜ içerisinde en yoğun ÖGB şiddeti ve kayyum yasağıyla karşı karşıya. Tanıtım günlerinde pek çok topluluk masa açtı ve engellenmedi. Kuir Baykuş’un masalara sticker koyması dahi izlendi, yasaklandı ve kampüs içerisinde ÖGB tarafından takibe alındık. 2 lubunyaya 5 ögbnin düştüğü bir tabloyla karşı karşıyaydık. Bizim sesimizi ısrarla engellemeye dair ellerinden geleni yaptılar. Ama hiç beklemedikleri bir anda lubunyalar rıhtımda bir anda beliriverdi ve Nerdesin Aşkım? Diye sordu. Ve Burdayım Aşkım! sesleriyle rıhtımı inlettik. Bizi bir arada tutan bu sloganlar. Birileri cevap verdikçe burada ve her yerde olduğumuzu hatırlattıkça burada olmaya devam edeceğiz. Bir yandan da refleksif yanımızın da olduğunu söylemek isterim. Bir anda eylemlere çağrı çıkıyor belirli davaları da atan arkadaşlarımız olduğunda takip etmeye başlıyoruz. Acaba şunu mu yapsak dediğimizde hemen bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Birbirimizi bir anda eylemde, kantinde ve bahçede buluyoruz.

Yaşamsal güç; Onur Yürüyüşü’nü yapacağımız gün tüm okul önü çevik ablukası ve içeride bir sürü sivil polis ve ÖGB ile karşı karşıya geldiğimizde ‘’Kayyumlar Gidecek Lubunyalar Kalacak’’ sloganı atarken birbirimizin yanına konumlanışımız, ev baskınıyla gözaltına alındığımızda Vatan’da birbirimizi gördüğümüzde yaşadığımız anksiyete ve paniğin sakinlenişi, şiddetle iç içe geçmiş yaşamlarımızın ağırlığında gözyaşlarımızın özgürce akabilmesi, arkadaşımız işkenceye uğradığında öfkemiz, güvenli alanların ihlal edildiğinde çıkardığımız madilik, çoklu tetiklenmeler sonrası umudu çoğaltan gullümlerimizin bizdeki sakinleştirici etkisi, olur da Sana bir şey olursa geride seni savunacak bir çığlığın varlığını bilmektir.

Bu dönem neler planlıyorsunuz? Yeni döneme dair hayalleriniz, üretmek istediğiniz alanlar ya da kurmak istediğiniz yeni bağlar neler?

Daha çok lubunyaya ulaşıp tüm bu tahayyüllerimizi tartışıp büyütmek, dayanışma ağlarını tüm kampüse örmek istiyoruz. Kuir yaşam tahayyülün davetkarlığıyla herkesi kapsayan ve geride kimseyi bırakmayan bir topluluk olmaya devam etmek hayallerimiz. Kampüs içerisinde geçtiğimiz sene bir Onur Haftası planladık ve çok hızlı bir şekilde ayarlamış olsak da dolu dolu geçti. Çok şey öğrendik, paylaştık ve tartışttık. Bazılarımız ilk defa bu kadar özgür hissetti, topluluğun bir öznesi olarak en büyük hayalim de bu benim. Lubunyanın bakışının, hayallerinin ve sorgularının baskıya uğramadan paylaşabildiği bir kampüs. Yeni gelen lubunyalarla bir an önce tanışmak ve birçok etkinlik yapmak istiyoruz. Bir yandan da diğer lgbti+ topluluklarıyla bu dönem daha sıkı temaslar kurmayı hedefliyoruz. Dayanışma MSGSÜ’den taşıyor, her yerdeyiz AŞKIM!

DEVRAN DÖNER, DİRENİŞ KALIR!

LUBUNYANIN ONURU İŞKENCEYİ YENECEK!

  • Asosyoloji Dergi

    Önerilen Yazılar

    19 Mart’ın Ardından: Deneyimler, Tepkiler ve İhtimaller

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, ardından gözaltına alınıp tutuklanmasıyla başlayan 19 Mart sürecinin, kısa sürede ülke genelinde farklı toplumsal kesimleri etkileyen geniş bir siyasal gündeme dönüştü.…

    devamını oku
    In a Year When We’ve Been Struggling to Survive Without Questioning: Long Live Women’s Solidarity

    We’dlike to go back to the very moment you first took to the streets. What did you feel in that moment, with all those eyes on you? What thoughts crossed your mind? Also, what motivated you before you began the protest where you expressed your resistance in the public sphere?  I started my protests in 2023. I’ve been holding demonstrations in the streets and public spaces for three years now. People’s reactions are usually one of shock at first, quickly turning into judgmental stares. In that moment, I always think, “Yes, I’m doing something powerful right now; I’m trying to express an idea, and I’m doing it by marching against the majority.”  I feel I need to stand up straight, and in that moment, I truly feel “brave.” Before I started taking action in public spaces, there was an incident when I was 15—I was sexually harassed by a teacher. He used the excuse that my skirt was “too short” and forced me to lift my skirt in front of a group of male students.  I specify “a bunch of male” students because he deliberately pulled me into their midst and demanded I lift my skirt there. That moment was the first time I confronted the thought, “Yes, I am a woman, and that is exactly why they want me to feel ashamed of my body.” Later, as I saw women in my own country restricting their clothing even when going out “so as not to be harassed,” I thought, yes, someone in this country must take such an action. That’s why I started protesting in a bikini, and doing so holds political significance for me. You’re shoving what bothers society right into their faces to convey an idea—and you’re doing it with a banner. “I am here,” you say …

    devamını oku