Medyada sıkça duyduğumuz “engelini aştı”, “ilham kaynağı oldu” gibi söylemler aslında sakatlık deneyimini nasıl şekillendiriyor? “Süper sakatlık” kavramı tam da bu noktada karşımıza çıkıyor. Sakat bireylerin gündelik yaşamlarının olağanüstüleştirilerek sunulmasına işaret eden bu kavram, bir yandan ilham hikâyeleri yaratırken diğer yandan yapısal eşitsizlikleri görünmez kılabiliyor.
Biz de bu tartışmayı derinleştirmek için Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını sürdüren Ekin Aydın ile konuştuk. Aydın, “süper sakatlık” anlatılarının tarihsel kökenlerini, neoliberal ideolojiyle ilişkisini ve daha kapsayıcı bir sakatlık tahayyülünün nasıl kurulabileceğini anlattı.
“Süper sakatlık” kavramı, sakat bireylerin gündelik yaşam pratiklerinin olağanüstüleştirilerek sunulmasına işaret ediyor. Siz bu kavramı nasıl tanımlıyorsunuz ve akademik çalışmalarınızda nasıl bir bağlamda ele alıyorsunuz?
Bugün biz artık biliyoruz ki sakatlığın anlamı ve temsil edilme biçimi toplumsal normlar, teknolojik gelişmeler ve ekonomik sistemlere göre şekillenmektedir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda süper sakat kavramı ve ona dair anlatılar sakat bireylerin sıra dışı başarılarını vurgulayan ancak aynı zamanda normatif başarı ve üretkenlik ideallerine hizmet eden bir temsil biçimi olarak öne çıkar. Sanırım kavramın tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığından bahsedersem bu kavram ve onun ürettiği temsil biçimi daha anlaşılır olacak. Kavramsal olarak süper sakat anlatıları terimin kendisinden çok önce ortaya çıkmıştır. Kavramın kendisi olağanüstü güç ve yeteneklere sahip çizgi roman ve film karakteri Süpermen ile ilişkili görünmektedir. Süper sakat anlatıları, genellikle süperman figürünün söylemlerini ve çağrışımlarını kullanır. Dolayısıyla biz bu kavramın söylemsel kullanımının 1900’lerin başına kadar uzandığını söyleyebiliriz. Görsel ve yazılı anlatılarda sakatlık temsilleri üzerine çalışan Rosemarie Garland-Thomson’a göre, süper sakat kavramı 19.yy’ın sonları ve 20.yy’ın başlarında yaygın olan ucube gösterileriyle kavramsal bağlantılara sahiptir. Garland-Thomson, sakatlığın tarih boyunca nasıl temsil edildiğini analiz ederken hem ucube gösterilerinin hem de günümüz medyasında sıkça karşımıza çıkan süper sakat temsillerini görsel merak anlayışına bağlar. Ona göre bu anlayış sakat bedeni izleyicinin merakına sunar onu farklı ve hayret uyandırıcı bir nesne olarak gösterir. Bu tür temsillerde sakat kişi sıradan bir insan değil, izlenilecek ve tepki verilecek biri haline gelir. Ancak modern çağda bu gösterilerin biçimi değişmiştir artık merak ve şaşkınlık yerine ilham ve hayranlık duyguları öne çıkar. Günümüzün süper sakat anlatılarında sakat bireyler sakatlıklarına rağmen olağanüstü başarılar gösteren kişiler olarak sunulur. Artık ne kadar tuhaf değil ne kadar güçlü ne kadar ilham verici gibi tepkiler üretir. Garland- Thomson’a göre bu durum da problematiktir. Çünkü bu temsiller sakat bireyi hala bir gösteri nesnesi olarak tanımlar. Sakatlık ya aşılması gereken bir sınav ya da olağanüstü başarıların kaynağı haline gelir. Sıradan bir sakat kişinin yaşamı görünmez olur. Dolayısıyla ilk olarak Garland- Thomson’ın da ifade ettiği gibi bu kavramın ucube gösterileriyle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan toplumdaki körlük ve kör insanlar hakkındaki algılara karşı çıkmak amacıyla istihdam, eğitim ve spor alanında faaliyet gösteren kör kişilerin hikayelerine yer veren OUTLOOK dergisi de bu anlatının bir örneği olarak görülür. Sami Schalk göre ise süper sakat kavramı 1970’lerin ortalarında ve sonlarında sakat hakları topluluğu içinde sakat olup da olağanüstü başarılar elde eden kişileri aşağılamak için kullanılmıştır. Ancak bu terimin, temsilcilere mi yoksa doğrudan bireysel sakat kişilere mi uygulandığı belirsizdir. Kısacası, süper sakat anlatılarında yer alan temalar ve unsurlar akademik söylemde bunları tanımlamak için kullanılan spesifik bir kavram setinden önce tarihsel bir varlığa sahiptir.
Açıkçası ben bu kavramı, sakatlık ve teknolojisi ilişkisi bağlamında ele alıyorum. Yani şöyle ki sakat bireylerin kullandıkları yardımcı teknolojiler ve protezlerle nasıl süper sakat haline geldiklerini irdeliyorum aslında. Örneğin, özellikle sportif faaliyetlerde yardımcı teknolojilerle güçlendirilmiş süper sakat figürlerle sıklıkla karşılaşıyoruz. Burada mesele sıradan bir sakat sporcunun yardımcı teknolojilerin kullanımıyla “olağanüstü” rekabet ve performans sergileyen normatif bir figür haline getirilmesidir. Bu durumda sakatlık hala bir eksiklik olarak üretilir. Çünkü siz bir sakat özne olarak normatif performans kriterine ancak yardımcı teknolojilerle ulaşabilirsiniz. Bu aynı zamanda şu demek oluyor: yardımcı teknolojileri talep eden yeni bir tüketici grubu ve yardımcı teknoloji pazarı.
Medyada ve popüler kültürde sıkça rastlanan “engelini aştı”, “ilham kaynağı oldu” türünden söylemler, süper sakat anlatısının en görünür örnekleri arasında yer alıyor. Sizce bu tür temsiller sakatlık deneyimini nasıl şekillendiriyor ve toplumsal eşitsizliklerin görünürlüğünü nasıl etkiliyor?
Bu tür söylemler ve temsil biçimleri sakatlık deneyiminin kendisini bireysel bir mesele olarak ele alır. Dolayısıyla sakatlık durumunun getirdiği zorlukları kişilerin kendilerinin çözmesi beklenir. Bu durum büyük ölçüde neoliberal kapitalizmin ürettiği piyasa mantığının bir uzantısı olan bireyci ideoloji, rekabet ve performans anlayışı ile ilişkilidir. Neoliberal kapitalizmin bireyci ideolojisi bireyi özgür ve rasyonel bir ekonomik figür olarak yani bir homo economicus olarak tasarlar. Yani kişiler piyasa içinde özgürce seçim yapabilen, başarı ve başarısızlıklarından kendisi sorumlu ve sürekli olarak kendisine yatırım yapan ve kendi niteliklerini geliştiren, diğerleriyle rekabet eden tüketiciler olarak görülür. Bu durumda kamusal yapıların ve kamusal hizmetlerin etkinliği azalır. Yani sağlık, eğitim ve barınma gibi birçok temel ihtiyacınızı kendiniz karşılamak zorunda kalırsınız. Sosyoekonomik farklılıklar düşünüldüğünde bu durum düşük gelire sahip kişiler için büyük eşitsizlikler yaratır. Ki biz sakatlığında homojen bir kategori olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla neoliberal kapitalizmin etki alanı içinde üretilen ve sıkça rastladığımız “sakatlığına rağmen engelini aştı ve ilham kaynağı oldu” gibi söylemler bu tür yapısal eşitsizlikleri gizleyerek sakatlığın politik doğasını kişiselleştirir.
Paralimpik sporlar ya da çeşitli başarı öyküleri çoğu kez süper sakat anlatısı üzerinden sunuluyor. Siz bu bireysel kahramanlık öykülerinin sakatların kolektif hak mücadeleleriyle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Paralimpik sporcular ve sakat bireylerin başarı öyküleri, medyada çoğunlukla süper sakat anlatısı üzerinden sunulur. Bu anlatı, sakat bireylerin sosyal ve bireysel yaşamlarında olumlu bir etki yaratıyor gibi görünse de bazı problemli yönleri mevcut. Bu tür anlatılar genellikle sistemi değil bireyleri merkeze alır. Yani toplumsal ve politik durumların sakatlar üzerinde yarattığı etkileri incelemez. Sanki sakat biri kişisel bir çabayla yaşamındaki bütün zorlukların üstesinden gelebilirmiş gibi sunulur. Elbette bunu yapabilenler vardır. Ancak bu performansı sosyoekonomik konumlarla ilişkili olarak göstermeyen/gösteremeyen sakat bireyler de vardır. Dolayısıyla sakat bireyler arasında da bir eşitsizlik üretilir bu şekilde. Bu durum, yani hem sistemsel problemlerin etkisini değerlendirmemek hem de bireysel çabayı ön plana çıkarmak kolektif sakatlık mücadelesi için tahrip edicidir.
Bir yanda parlatılan olağanüstü başarı öyküleri, diğer yanda gündelik yaşamda görünmez kılınan yapısal eşitsizlikler var. Sizce süper sakatlık anlatısının ötesinde, daha adil ve kapsayıcı bir sakatlık tahayyülünü nasıl kurabiliriz?
Güzel bir soru:) Ancak bu soruyu cevaplama önceliğinin sakat bireylere ait olduğunu düşünüyorum. Yine de süper sakat anlatılarına bir karşı-anlatı geliştirilmesini gerektiğini önerebilirim. Bu başarı hikayelerini tamamen göz ardı edelim ya da toplayıp çöpe atalım diyemem. Fakat bu anlatıların, yalnızca bireysel çaba üzerinden inşa edilmesi yerine, sakatlık deneyimini sistemsel engeller, politik mücadele ve kamusal destek bağlamlarında da tartışmaya açacak şekilde kurgulanmasının daha faydalı olacağını düşünüyorum.
“Süper sakatlık” henüz çok tartışılan ya da yaygın bilinen bir kavram değil. Bu alana ilgi duyan ya da araştırma yapmak isteyenler için siz nereden başlamayı, hangi kaynaklara yönelmeyi önerirsiniz?
Açıkçası akademik veri tabanlarına “supercrip” ya da “süper sakat” yazıp arattığımızda çok bir çalışmayla karşılaşmıyoruz. Ancak UW-Madison’da Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Bölümü’nde öğretim üyesi olan Sami Schalk’un bu konu üzerine Reevaluating the Supercrip başlıklı kapsamlı bir değerlendirmesi var. Yine Carla Filomena Silva ve P. David Howe’un The (In)validity of Supercrip Representation of Paralympian Athletes başlıklı ortak çalışmaları paralimpik sporda üretilen süper sakatlık söylemlerine odaklanıyor. Doğrudan bu kavram üzerine çalışmalar çok nadir fakat süper sakat kavramı aslında neoliberal öznellik biçimlerinden biri. Neoliberal bir halet-i ruhiyede sakat öznelliğinin nasıl şekillendiğini ve sakatlık meselesini neoliberalizm bağlamında ele alan bir çalışma önerebilirim: David Mitchell ve Sharon Snyder’ın The Biopolitics of Disability adlı kitabı.


