Yaşamı Baştan Yaratan Yan Yana Gelişler

#DirenLubunya serisi ortak bir hafıza,bellek ve mücadele alanı yaratmak kadar yanyana üretme kolektif bilincin yaydığı titreşimlerin kesik,parçalı  sesi de oldu. Dostluk, bakım ve karşılıklı ilişkimizi güçlenlendirdiğimiz bir bağ oluşturdu. Bugün hem düşünsel olarak hem de alanlarda duygudaş olduğumuz, dostluk kurduğumuz Yağmur Filiz’le söyleşimizi paylaşıyoruz. Onu alanlardaki “Nerdesin Aşkım” sloganlarından ve bulunduğu her direnişe lubunyaları da kesiştiren, hatırlatan mücadelesinden, kampüste birbirimize güçlü sarılışlarımızdan, yanyana gelişlerimizden tanıyoruz. Yürüdüğü bazen de düştüğü yolun yanında bir paydaş, kuir mümkünlerin umudu olmasını diliyoruz bu söyleşinin. 

Öncelikle mücadele alanlarında aktif katılımınız pek çok açıdan lubunyalara ve  toplumsal kimliklere umut oluyor. Sizin için mücadele alanlarıyla tanışmanızdan, mücadelenin sizin için ne anlama geldiğinden bahsedebilir misiniz? Sadece lgbti+ mücadele alanları değil feminist mücadele, filistin mücadelesi ve pek çok ezilen kesimin, katledilen yaşamların isyanını mücadelenize taşıdığınızı görüyoruz. Kesişimsel mücadele ve yaşam savunuculuğun kıymeti sizin için nasıl bir anlam kazanıyor? 

Mücadele alanlarına dahil olmak, keskin bir başlangıçtan ziyade sorumluluğun farkına varılışıyla gerçekleşiyor aslında. Bu sadece benim veya bir başka lubunya için de değil, mücadelelerin içerisinde kendini var eden herkes için geçerli bence. Bulunduğumuz alandan sıyrılıp etrafımızı fark etmeye başladıkça ve fark etmekle kalmayıp eylemliliğe geçtikçe bir mücadele içerisine dahil olmuş oluyoruz. Salt kendimiz için bir şeyler yapmaktan, herkes için bir şeyler yapmaya değin genişliyoruz. Bu kendimiz için bir şeyler yapmaktan çıkma hali, başlı başına kapsayıcılığı yanında getiriyor. Ezilen kimliklerin ve türlerin ait olduğu bir başka kimlikten azade olmadığını bilmek, doğalında kapsayıcılığı bize sunuyor. Dolayısıyla “kesişimsellik” diye adlandırdığımız niteliğin başlı başına bir zorunluluk olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor. Faşist çevrelerin kendilerince dalga geçmek için kullandığı “hem lgbt hem feminist hem vegan” söylemi de bu gerçekliği işaret ediyor. Neden bir feminist aynı zamanda vegan? Neden bir lubunya hem feminist hem de vegan? Tüm bunların cevabı; bulunduğumuz alandan, cis-hetero insan merkeziyetçilikten sıyrılmayı seçmekle ilgili. 

Alanlarda lgbti+ aktivisti olarak görünür olmak tanınmanın ve dinlenmenin zorluğu bulunsa da bunu yapabiliyor olmak aynı zamanda şiddete açıklığınızı da arttırıyor gördüğümüz kadarıyla. Medyada hedef göstermelere maruz kalmak, mücadele alanlarında şiddet ve işkenceye maruz kaldığınızı yakın zamanda polisler tarafından parmağınızın kırıldığı çok üzülerek gördük. İktidarın tüm şiddetiyle lgbti+lara yürüttüğü nefret siyasetine karşı umut nasıl konum alıyor? Güvende hissetmenin veya hissetmemenin beden hafızası üzerindeki etkilerini nasıl tanımlarsınız? Tüm bu nefret siyasetine karşı önerdiğiniz pratikler, tahayyüller neler? 

Devletin LGBTİ+fobik, ayrımcı ve yaşatmayı değil katletmeyi amaç edinen politikaları; lubunyaların var oluşlarını bir problem olarak ele almakla başlayıp onları yok etmeye değin uzanıyor. Bu elbette mücadele alanlarında devletin polisinin de nasıl bir tutum izlediğini belirliyor. Yakın zamanda tanık olduğumuz Ankara’daki eylemde trans kadın arkadaşımızın açık bir transfobi ve tacize maruz kaldığı görüntü ve bakanlık açıklamaları; aynı koşullarda farklı şiddet biçimlerine maruz kalmaya kanıt oluşturuyor. Transların devlet eliyle katledilmesi; hapishanelerde, nezarethanelerde polislerin transfobisine ve cinsel tacizine maruz bırakılması, herkesin bildiği fakat dile getirmekten kaçındığı(?) bir gerçek. Bu ağır işkence ve nefret politikalarına rağmen umut kendini korumayı başarıyor; korumak zorunda kalıyor. Umudumuzu yitirmememizin, umudu korumamızın belki de en büyük sebebi katledilen ve işkencelere maruz kalan arkadaşlarımızın öfkesini sırtlamış olmamız. Sırtladığımız öfkeyi, bizi yiyip bitirecek bir unsura değil; sokaklarda adalet aramaya ve gerçekleri haykırmaya devam ettiğimiz bir mücadele aracına dönüştürüyor olmamız. Her sokağa çıktığımızda hatırlamak önemli: katledildiğimiz sokaklarda yaşamı baştan kurmak yan yanalığımızla gerçekleşecek. 

Queer mücadele heteronormatif algıyı eğip büktü ve çatlaklardan sızdı. Hem bir dostane özneleşme davetinde bulunmaktan hem de normatif olanın kendisine oyunbozan müdahale etmekten hiç çekinmedi. Bir yanıyla başka bir mümkün var derken bir yandan da var olan mümküne de karşı çıkmaktan, eleştirmekten alanları zorlamaktan vazgeçmedi. Sizin için Queer mücadele nasıl bir düşünsel anlam ve eylemlilik kazanıyor? Günümüzde Queer mücadele diğer mücadele alanlarına neler eklemleyebilir? Diğer mücadele alanlarını hem besleyen hem de farklılaştıran pratikleri neler? 

Kuir mücadele, içinde bulunduğumuz zaman dilimden her daim ilerisinde olan bir yol. Her türlü şiddet ve tahakküm biçimine kökten karşı duruşuyla doğalından bir kapsama halinde. Tüm bu halleriyle kuir mücadele, baştan yaratan ve yarattığını da her daim sorgulayan bir nitelikte. Bu devinim, mücadelenin kendisini sürekli yenilerken aynı zamanda mücadele içerisindekilerin de her daim değişim ve dönüşüm halinde olmasına alan açıyor. Bu alan; aralanan bir kapıyı, bir daveti doğuruyor. Bu davet, diğer mücadele alanlarına da sıçrayan bir halde aslında. Kendi kabuğuna çekilmek, kendi konforlu alanında kalmak yerine “çatlaktan sızarak” farklı biçimlere dönüşmeyi seçiyor. Farklı mücadele hatlarıyla yan yanalığını da bu niteliğiyle yaratıyor. “Aman tadımız kaçmasın”cılık oynamak yerine; tat kaçırmayı göze alarak genişliyor, her bir yana dağılıyor. Bu genişlemeci ve dur durak bilmezlik hali; diğer mücadele hatlarını yan yanalığa davet etmeyi sağlıyor. Çoksesliliği, çeşitliliği, girift olmayı tercih etmiş; bu tercihiyle de aslında birçok mücadele hattının ötesinde konumlanmış bir yol kuir. Bu halleriyle, görmek isteyen için umut doğuruyor kuir. Hatların iç içe geçmesi, yan yana bir hale gelmesi, “ayrıksı”ların bütünleşmesi için kocaman bir kapı aralıyor. Ve belki de en önemlisi, bunu belli çıkarlar uğruna değil gönülden arzulayarak yapıyor. “Kapsama” halini, üst akıldan aşağıya çekip yan yanalıkla özümsüyor. “Temsil etme” fikrinin üstüne basıp bir aradalığı öne çıkarıyor. X, y veya z değil; gönülden “biz” olmayı öğretiyor. 

Lubunya mücadelesinin yası, öfkeyi ve duygulanımları da dahil eden yaşamın ve kaybın peşine düşen, unutturmamaya çalışan bir alan olduğunu düşünüyoruz. Aktivist özne olmanın yıpratıcı tarafları kadar, iyileştirici yanları da var. Sizin için mücadele aynı zamanda bir bakım ilişkisi mi? Tükenmeyle nasıl baş ediyorsunuz? Duygulanımsal dayanışma, bakım pratikleri ve kolektif iyileşme sizin mücadelenizde nasıl bir yer tutuyor? Duygulanımsal olarak sizi çok etkileyen bir anınız var mı? Buna ek olarak eylemliliklerinizde zorlandığınız kısımlardan da bahsedebilir misiniz? 

Lubunya mücadelesi, bir “kimlik” mücadelesinin yanında kimliksizleşerek bir araya gelmeyi çağıran kuir bir yerde benim için. Bu kimliksizleşme, kimliklerden ibaret hale gelmemeyi; kimliklerden arınarak yan yana olmayı seçmeyi anlatıyor. Lubunya mücadelesinin özellikle bu hali, varlığımı paylaştığım insanların mücadelede ortaklaştığım insanlara dönüşmesini sağlıyor. Yorulduğumu paylaşmaktan emin olmayacağım değil, belki bunu ben söylemeden anlayacak insanlarla yan yana olmayı anlatıyor. Yoldaşlığın yanısıra duygudaşlığı da içeren, bu duygudaşlık sayesinde birbirin için “aynı yolu yürüdüğün insanlar”dan ibaret olmadığını söyleyen bir bir aradalık hali. Gözaltından çıktıktan sonra yaşadığın işkenceler karşısında ağlamadan “güçlü” durmanı zorunlu kılmayan, omzunda ağlayabileceklerinin olduğunu bilmek; hem belki bu yan yanalığa dair somut bir örnek hem de anılarımdan biri olabilir. Zorlandığını gizlemek zorunda kalmamak, zorlukları kolaylaştıran en temel unsur belki de. Zorlanmanın, korkmanın gizli kapaklı tek başına yaşamak zorunda olmadığının fark ettirilmesi; tüm zorluklara meydan okuyan cinsten. 

Kampüste de Kuir Baykuş Topluluğun bir duygudaşı, yoldaşı olarak aktif katılımınızı biliyoruz. Kampüste lgbti+ olmak ve mücadeleyi kampüse taşımak ne anlama geliyor? Kampüsleri queerleştirmenin yolları neler? Rektörlüğün ve ÖGB’lerin yasaklarına, şiddetine karşı kampüsteki eylemliliklerin kıymetinden ve öneminden bahsedebilir misiniz? Kuir Baykuş lubunyalara nasıl bir örgütlülük ve mücadele alanı sağlıyor? 

Kuir Baykuş; kampüs içinde varlığımıza, mücadelemize cephe almışlara karşı bir aradalığımızın ismi. Özellikle bu yılın devlet tarafından “Aile Yılı” ilan edilmesiyle birlikte kampüslerde var olan lubunyalar olarak mücadelemiz ve varlığımız, kayyum yönetimler ve onların özel güvenlikleri için üst düzey bir tehdit halini alıyor. Hormon yasakları, hormona erişim yaşının 21’e çekilmesi, LGBTİ+ fobi yasa tasarısı… Tüm bunlar, kampüs içerisinde yaptığımız eylemlilikleri, etkinlikleri, buluşmaları da direkt etkilemekte. Tüm bu etkiler; biz lubunyaların kampüs içi yaşam ve söz üretme alanına direkt bir saldırı, ilanı olmamış bir savaş. Fakat tam da burada “çatlaklardan sızma” kavramı doğuyor. Yıllardır devletin türlü nefret politikaları ve uygulamalarına direnen lubunyalar; yer aldıkları kampüslerde de çatlaklardan sızmayı, seslerini herkese duyurmayı, kulaklarını tıkayanların kulaklarını açmayı başarıyor. Bu sızma hali; bir başka yerdeki, okuldaki, evdeki lubunyaya umut oluyor. Yalnızca fiziki olarak yan yana olduğumuz değil, yüreğiyle yanımızda olanlarla da birlikte sürdürdüğümüz mücadelemiz; tüm sınırları ve baskıları aşıyor. Alışılmadık haller, biçimler ve eylemliliklerle karşılarına dizilip “buradayız” demeyi her seferinde başarıyoruz. Gözlerinin içerisine bakıp istenmediğimiz her bir kampüste, derslikte, tuvalette olduğumuzu söylüyoruz. Yaratılan baskı ve nefret ortamında bir arada kendimizden ve birbirimizden emin bir şekilde var olmak, tam olarak yarattığımız mücadele alanının göstergesi. 

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? 

Yan yana olmanın güçlendiriciliğini tatmayan 1 lubunya dahi kalmasın, yan yanalığımız yaşamı baştan yaratsın.

  • Asosyoloji Dergi

    Önerilen Yazılar

    19 Mart’ın Ardından: Deneyimler, Tepkiler ve İhtimaller

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, ardından gözaltına alınıp tutuklanmasıyla başlayan 19 Mart sürecinin, kısa sürede ülke genelinde farklı toplumsal kesimleri etkileyen geniş bir siyasal gündeme dönüştü.…

    devamını oku
    In a Year When We’ve Been Struggling to Survive Without Questioning: Long Live Women’s Solidarity

    We’dlike to go back to the very moment you first took to the streets. What did you feel in that moment, with all those eyes on you? What thoughts crossed your mind? Also, what motivated you before you began the protest where you expressed your resistance in the public sphere?  I started my protests in 2023. I’ve been holding demonstrations in the streets and public spaces for three years now. People’s reactions are usually one of shock at first, quickly turning into judgmental stares. In that moment, I always think, “Yes, I’m doing something powerful right now; I’m trying to express an idea, and I’m doing it by marching against the majority.”  I feel I need to stand up straight, and in that moment, I truly feel “brave.” Before I started taking action in public spaces, there was an incident when I was 15—I was sexually harassed by a teacher. He used the excuse that my skirt was “too short” and forced me to lift my skirt in front of a group of male students.  I specify “a bunch of male” students because he deliberately pulled me into their midst and demanded I lift my skirt there. That moment was the first time I confronted the thought, “Yes, I am a woman, and that is exactly why they want me to feel ashamed of my body.” Later, as I saw women in my own country restricting their clothing even when going out “so as not to be harassed,” I thought, yes, someone in this country must take such an action. That’s why I started protesting in a bikini, and doing so holds political significance for me. You’re shoving what bothers society right into their faces to convey an idea—and you’re doing it with a banner. “I am here,” you say …

    devamını oku