“Gözlerini Kapama, Kendini Saklama, Durma Çık Sokağa!”

Bu söyleşide, lubunya mücadelesinin ilk formasyonlarından bugüne uzanan dayanışma pratikleri, kesişimsel direniş deneyimleri ve yasın dönüştürücü kudreti üzerine tanıklıklar bulacaksınız. Tüm baskı aygıtlarına rağmen inadına kurulan sofraları, dönüştürülen evleri, anıların ses bulduğu, iz bıraktığı, yaşamsal bir hafıza alanına dönüştüğü mekânları… Boysan’ın evi nasıl kolektif bir belleğin yuvasına dönüştüyse, Eylem ile yaptığımız söyleşi de bizce o evlerden biri.

Lubunya mücadelesi yaşla, mekânla, kimlikle sınırlı değil. Sınırları sorgulayarak, baskı rejimlerinin ötesinde yaşamı çoğaltan bir toplumsal hayal gücü. Ve şimdi geçmişin haykırışları bugünün öznelerinde yankılanırken bir kez daha biliyoruz: Mücadele yalnızca yaşamı değil, ölüme verilen yanıtı da dönüştürür.

2010’daki ilk Trans Onur Yürüyüşü’nü örgütleyenlerden olan Sevgili Eylem Çağdaş ile söyleşimizde kolektif yaşamın izlerine, dayanışmaya ve mücadeleye tanıklık üzerine, lubunya mücadelesinin yasla kurduğu ilişkiye dair pek çok konuda konuştuk. Keyifli okumalar dileriz.

Kolektif hafıza ve arşiv görüntüleri şu anın umudu, isyanı ve neşesi oluyor. Geçmişte direnen lubunyaların deneyimini, tanıklıklarını çok kıymetli buluyoruz. Bize biraz ilk Trans Onur Haftası ve Yürüyüşü’nden bahsedebilir misiniz? O dönem kamusal alandan beklentiniz, talepleriniz nelerdi? Nasıl bir baskı, şiddet ortamında yürüyüş gerçekleşti? Yürüyüşten unutamadığınız bir an var mı? 

2008-2009 gibi hem İstanbul’da hem Ankara’da yavaş yavaş da olsa bir politik trans topluluğu şekillenmişti ve bu 2 yıl sürekli eylemlerle platform toplantılarıyla basın açıklamaları ile geçti. Ekibimiz yeni yeni çekirdekleşiyordu, görücüye çıktığımız yıllardı kendimizi ispat etmeye çalıştığımız yıllardı. 2010 gibi yavaş yavaş rüştümüzü de ispat ettiğimiz söylenebilir. Mesela önceden küçümseyen politik çevreler, akademik çevreler yavaş yavaş bizi fark etmeye başladılar panellere, söyleşilere, röportajlara çağırmaya başladılar. Yine çekirdek ekibin etrafında bir topluluk da şekillenmeye başlamıştı, yavaş yavaş yüzümüz kimliğimiz açığa çıkıyordu. Ve bir artımız diyebileceğim işin bir başka güzel tarafı da topluluğumuz içinde translar kadar natrans aktivist dostlarımız da vardı. Tüm bunlar belli bir özgüven kazanmamızı sağladı. Trans Onur Haftası Trans Onur Yürüyüşü başlığı altında tüm bu değerleri, onurlu duruşumuzu kamusal alana çıkarmaya karar verdik. O günlerde öne çıkardığımız bir slogan şuydu mesela: “gözlerini kapama, kendini saklama durma çık sokağa!” Çünkü trans kimliği etrafında trans cinayetleri etrafında büyük bir yalan, inkar ve görmezden gelme söz konusuydu. Yine büyük bir görünmezlik de vardı, mesela basın açıklamasını okutacak insan bulamazdık. Dediğim gibi o günlerin teması görünürlük, açılma ve rüştünü ispattı. Şimdi bu sorunlar biraz aşıldı. 3 büyük şehir için konuşuyorum mesela kamusal alanda o kadar yoğun bir nefret kaba şiddet yok. Toplum görece dönüştü ancak kurumsal düzen tüm dünyada dört koldan nefret taarruzuna devam ediyor. Elon Musk ve Trump mesela bu sürecin sivrilmiş figürleri. Ama bunu da aşacağız buna inanıyorum vereceğimiz son sınav bu. Unutamadığım bir an sorusuna gelecek olursak her anı unutulmazdı, çünkü ilkler başlangıçlar unutulmazdır sihirlidir biliyorsunuz.

Geçmişten günümüze LGBTİ+ hareketinde olan biri olarak hareketin ilk zamanlarından günümüze hangi dinamikler değişti? Hangi mücadelelerle kesişimsel hareket edildi? Bugünle geçmiş arasında hangi noktalardan köprü kurulabilir? Lubunya mücadelesinde gözlemlediğiniz değişiklikler, dönüşümler neler? 

Bizim dönemimiz ilk formasyonların ilk formülasyonların ortaya konulmaya çalışıldığı bir dönemdi, yani hareketin dilini, örgütsel altyapısını oluşturmaya çalışıyorduk. Yine hak arama bilincinin ilk nüvelerini oluşturmaya çalışıyorduk. Şimdi belli bir temel oluştu ve yine en azından toplum sathında belli bir rüştünü ispat haline ulaştığımız da söylenebilir. Yine özellikle gezi sonrasında sadece transların değil tüm bireylerin hak arama bilinci devletin ve kurumsal yapıların başına bela olacak denli yüksek bir düzeye erişti. Zaten o yüzden kurumsal düzen dünyanın her yerinde son derece arkaik bir homofobiyi, transfobiyi hortlatmaya çalışıyor yeniden. En belirgin farklılık bu bunun dışında kadın hareketiyle uzun yıllardan beri bir ortak mücadele geçmişimiz, alışkanlığımız var. Kadın cinayetlerini durduracağız platformu buna bir örnektir mesela. Geçmişten bugüne hangi miras değerlendirilmeli sorusuna gelince geçmişin bütün değerleri ve birikimleri diyebilirim. Çünkü kuşaklar arası bağ sihirlidir sinerjiktir. Yine sokak aktivizminin sadece 20’li yaşlarda yapılabilecek bir şey oldu klişesi de artık sorgulanmalı eski kuşaklarla daha derin organik bağlar kurulmalı ki geçmişin bütün gücü ve zenginliği arkamızda olsun. Mücadelelerin kesişimselliği sorusuna gelince Taksim dayanışması bunun tipik bir örneğidir, bu platform 182 tane örgütü nasıl bir araya getirdi, nasıl birlikte çalışabildiler? Burada tutmuş bir formül var? Bu etüt edilmeli ve değerlendirilmeli. Sevgili Mücella Yapıcı ile de bir söyleşi yapmalısınız.

Lubunya mücadelesi geçmişte katledilen arkadaşlarımızın öfkesini büyüterek de ilerledi. Onların yasının çoklu hisleriyle direnmeye devam edip kaybettiklerimizi unutmadık. Sizin açınızdan yas lubunya mücadelesi için ne ifade ediyor? Kayıp ve yas ekseninde mücadele ne anlam taşıyor? Bir yanıyla kaybettiklerimizi anmak da yasaklanıyor, sevdiklerimizi uğurlamak ve yasını tutmak engelleniyor. Tüm bu şiddet sarmalı içerisinde lubunya dayanışmasından ve bir araya gelişlerinden bahsedebilir misiniz? Lubunya mücadelesi geçmişte katledilen arkadaşlarımızın öfkesini büyüterek de ilerledi. Onların yasının çoklu hisleriyle direnmeye devam edip kaybettiklerimizi unutmadık. Sizin açınızdan yas lubunya mücadelesi için ne ifade ediyor? Kayıp ve yas ekseninde mücadele ne anlam taşıyor? Bir yanıyla kaybettiklerimizi anmak da yasaklanıyor, sevdiklerimizi uğurlamak ve yasını tutmak engelleniyor. Tüm bu şiddet sarmalı içerisinde lubunya dayanışmasından ve bir araya gelişlerinden bahsedebilir misiniz? 

Vahim ve zor sorular tabii bunlar. Gözlerim dolmadan nasıl cevap vereceğim bakalım 🙂 Kendi adıma cevap verecek olursam, ben ölüme ve intiharlara kaybettiğim arkadaşımın en güzel huyunu kopyalayarak cevap veriyorum. Örneğin hayvan hakları hareketinin öncüsü konumunda olan bir arkadaşımızı kaybettik yakınlarda. Ben onun ölümüne katı bir vegan olarak cevap verdim. Neden vegan olduğumu sorduklarında da bu şekilde cevap veriyorum, onun anısını canlı tutmuş oluyorum. Anahtar kelime bu: anısını canlı tutmak. 2015 yılında kaybettiğimiz Boysan Yakar anısına onun yıllarca yaşamış olduğu evi bir kültür merkezine dönüştürdük örneğin. Kaybettiğimiz bir arkadaşımızın evini kültür merkezine dönüştürmek bir sosyal merkeze dönüştürmek ölüme verilmiş en güzel cevap olmalı. Ne ki maalesef bu yaz o da kapanacak. Ama etüt edilmesi gereken değerlendirilmesi gereken çok güzel bir örnek. Sevgili Boysanın Evi’nin emektar gönüllülerinden Oğuz çok güzel bir veda yazısı yazdı tüm bu 10 yılı değerlendiren. Bakmanızı tavsiye ederim.

Lubunya mücalesi için yaş hiçbir zaman hiyerarşi yaratmadı aksine bu mücadele yatay kolektiflik üzerine inşa edildi. Sizce Lubunya mücalesinden hareketle diğer mücadele biçimlerinin dayanışması, uygulaması gereken pratikler nelerdir? Geçmişten günümüze yaşadığınız deneyimlerden beraber düşünmeyi istediğiniz fikirler, öneriler var mı? 

Sadece lgbt+ hareketi değil tüm sosyal hareketler aslında ilham verici ben böyle bakıyorum, tarihleri dikkatlice etüt edilmeli.

Günümüzdeki özellikle Onur Haftaları ve Onur Yürüyüşleri sizce içinde bulunduğumuz siyasi ortam ve politik atmosfer bağlamında iktidar ve toplum için nasıl etkilere sahip? Onur Haftaları ve Onur Yürüyüşlerinin önemi ve değeri değişiyor mu? 

Pride’larda açığa çıkan cinsel çeşitliliğin getirdiği özgürlükçü ve barışçıl hava toplum için hala cazibesini korumakta. Sizler de bilirsiniz bizlerin yanında rahatlayan zırhını bırakan çok hetero arkadaşlarımız oldu, hala da var. Toplum açısından bu anlam ve değer hala geçerliliğini korumakta. Tam da bu nitelikleri nedeniyle çıkar ve güç sahipleri için pridelar her zaman olduğu gibi bugün de tehditkâr bir konum arz etmekte. Çünkü muktedirler kahkahası çalınmış, haklarını aramayı unutmuş, solgun ve kederli bir kalabalık görmek isterler her zaman karşılarında.

Son olarak eklemek istedikleriniz varsa duymak isteriz 

Çok teşekkür ediyorum bana teveccüh ettiğiniz için. Emeklerinizden, pırıl pırıl zekanızdan öpüyorum 😘

  • Asosyoloji Dergi

    Önerilen Yazılar

    19 Mart’ın Ardından: Deneyimler, Tepkiler ve İhtimaller

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, ardından gözaltına alınıp tutuklanmasıyla başlayan 19 Mart sürecinin, kısa sürede ülke genelinde farklı toplumsal kesimleri etkileyen geniş bir siyasal gündeme dönüştü.…

    devamını oku
    In a Year When We’ve Been Struggling to Survive Without Questioning: Long Live Women’s Solidarity

    We’dlike to go back to the very moment you first took to the streets. What did you feel in that moment, with all those eyes on you? What thoughts crossed your mind? Also, what motivated you before you began the protest where you expressed your resistance in the public sphere?  I started my protests in 2023. I’ve been holding demonstrations in the streets and public spaces for three years now. People’s reactions are usually one of shock at first, quickly turning into judgmental stares. In that moment, I always think, “Yes, I’m doing something powerful right now; I’m trying to express an idea, and I’m doing it by marching against the majority.”  I feel I need to stand up straight, and in that moment, I truly feel “brave.” Before I started taking action in public spaces, there was an incident when I was 15—I was sexually harassed by a teacher. He used the excuse that my skirt was “too short” and forced me to lift my skirt in front of a group of male students.  I specify “a bunch of male” students because he deliberately pulled me into their midst and demanded I lift my skirt there. That moment was the first time I confronted the thought, “Yes, I am a woman, and that is exactly why they want me to feel ashamed of my body.” Later, as I saw women in my own country restricting their clothing even when going out “so as not to be harassed,” I thought, yes, someone in this country must take such an action. That’s why I started protesting in a bikini, and doing so holds political significance for me. You’re shoving what bothers society right into their faces to convey an idea—and you’re doing it with a banner. “I am here,” you say …

    devamını oku