“2025 nefreti kuşananların değil, pırıl pırıl umudunla senin yılın Lubunya!”

2025 yılı, devletin aileyi kutsayan söylemleriyle LGBTİ+’ları dışlayan politikalarını daha da görünür kıldı. “Aile yılı” ilanıyla birlikte nefret dili kurumsallaşırken, yaşamın her alanında varoluşlarıyla direnen lubunyalar bu yıl da pes etmedi. Eskişehir’de örgütlü ve örgütsüz LGBTİ+’lar daralan sivil alanlara, artan baskılara ve yasaklara karşı bir aradalığın, direnişin ve umudun alanını büyütmeye devam ediyor.

Onur Haftası’nı yalnızca bir haftaya sığmayan, tüm yıla yayılan bir direniş hattı olarak gören komite üyeleri; görünürlük, gönüllülük, ittifaklar, örgütlenme ve tarihsel hafızaya dair aktarımlarda bulunuyor. Eskişehir’in sürgün kenti olmaktan lubunyaların yaşanabilir bir kent ilanına nasıl dönüştüğünü, bu dönüşümde Onur Haftası’nın nasıl bir rol oynadığını birlikte tartışıyoruz.

Söyleşimizde Eskişehir Onur Haftası Komitesi’yle bir araya gelerek hem geçmişten bugüne kentteki LGBTİ+ mücadelesinin izlerini sürdük, hem de bu yılın teması olan “2025 nefreti kuşananların değil, pırıl pırıl umudunla senin yılın Lubunya!” çağrısının ardındaki mücadele ruhuna kulak verdik.

Onur Haftaları/ Yürüyüşleri lubunyaların bir arada ürettiği, düşündüğü, öğrendiği ve sözünü kamusal alana taşıdığı bir mecra olarak karşımızı çıkıyor. Eskişehir Onur Haftası Komitesi nasıl bir zamanda ortaya çıktı, hangi hak talepleriyle yola koyuldu?

2021 yılında şehirde var olan LGBTİ+ örgütlenmeleri ve bağımsız LGBTİ+ hak savunucuları daralan örgütlenme alanına cevap olarak, Onur Haftası etkinlikleri organize etmek, örgütlü ve örgütsüz LGBTİ+’ların sorunlarına yeni mücadele pratikleri üretebilmek adına daha kapsayıcı bir örgütlenme alanı olarak kuruldu. En temelde eşitlenme talebimiz için örgütlenmenin yaşamlarımızda ne kadar önemli olduğu ancak bunu nasıl kapsayıcı bir yerden yapabiliriz sorusu üzerinden ortaya çıktı.

Onur Haftaları/ Yürüyüşleri lubunyalar için nasıl bir örgütlenme pratiği sunuyor? Eskişehir içerisinde farklı mücadele alanlarının örgütlenme pratiklerinden etkilendiğiniz ya da onların sizden etkilendiği pratikler var mı?

Onur Haftalarının daha görünür direniş alanları yarattığına inanıyoruz. Bu noktada taleplerimiz de keskin ve belirgin hatlara sahip oluyor. Devam eden LGBTİ+ mücadelesini daha geniş bir tabana yayarak hem ulusal hemde uluslararası karar alıcılara yaşadığımız hak ihlallerini ve eşitlenme talebimizi topyekün direnme pratiklerimizle iletebiliyoruz. Eskişehir iktidar ve ortaklarının LGBTİ+’lar üzerinde ki nefretin en net hissettirildiği kentlerden bir tanesi. Onur Haftası etkinlikleri ve Yürüyüşlerimize yerel yönetimlerden gelen yasak kararları, işkence ve gözaltına, hedef gösterilmemize karşın kentte ki lubunyalar tüm bu zorbalığa ısrarlı mücadelesiyle cevap veriyor. Dolayısıyla kentteki muhalif örgütlenmelerin LGBTİ+’ların hak arama mücadelesinden oldukça etkilendiğini görüyoruz. Bu arada asıl mesele bir arada olabilmek, bunun için her iki tarafında ittifak ilişkilerini geliştirmeye gönüllü olması gerekiyor.

Bir Onur Haftası/ Yürüyüşü düzenlerken en zorlandığınız durumlar neler? Lubunyalar olarak günümüzde pek çok şiddete, fobiye maruz kaldığımız atmosferde bundan komite olarak nasıl etkileniyorsunuz? Lubunya mücadelesi aslında hep bir başka mümkünün olduğunu savundu buna doğru yol almayı önemsedi. Mücadele sizin için ne anlama geliyor?

En temelde zorluk gönüllülük meselesi ile başlıyor. Sürekli ve ani değişen hayat koşulları karşısında, artan siyasi baskılar ile yaşadığımız kaygılar sebebiyle gönüllü emeğin tükenebildiğini görüyoruz. Bu da haftayı organize ederken üç beş arkadaşımızın omzuna yüklenen sorumluluk demek oluyor. Artan şiddet, nefret söylemleri, siyasi ve toplumsal baskılardan komite olarak etkilendiğimiz kısım tam olarak burası. Bu bugünün sorunu. Mücadele etme dürtüsünü nefes almaya benzetebiliriz. Bedeniniz sorgulamadan nefes almaya devam ediyor. Bizce tüm bu ısrar umudun hiç bir koşulda bitemeyeceğinin de göstergesidir.

Gerçekleştirdiğiniz yürüşlerle Eskişehir’le nasıl bir temas kuruyorsunuz ve pride’ı örgütlemek kentsel hafızayla sizin için nasıl kesişiyor?

Onur Haftası Eskişehir’de yaşayan ve LGBTİ+ olmayan insanların yüzleşme hikayesi aslında. Günlük hayatın her alanında gördüğü ama yaşadıkları zorluğu görmezden geldiği, sömürerek çalıştırdığı, kimi zaman eğlence sektörünün para kazanmak için kullandığı ancak yeri geldiğinde aynı mekanların LGBTİ+ olan ya da sadece renkli giyinen insanları içeri almadığı, trans olduğu için ev vermeyen, aynı mekanda izlemek için giden ertesi günü hastanede gördüğünde sağlık hakkına erişimini kısıtlayan, tezi için hazine olan LGBTİ+’ların akademide neden var olamadığını sorgulamayan -ki bu liste uzar gider- insanların yüzleşmesidir. Kentte LGBTİ+’ların görünür varlığı Osmanlı’ya kadar uzanıyor. Hayati mesleklerden zenneliğe kadar geniş bir yelpazeye sahip meslek gruplarında yer almışlar. Üniversitelerin varlığıyla başlayan özgürleşme adımları bugün Eskişehir Onur Haftasına kadar geldi. İktidarın kenti yozlaştırma politikaları 20 yılı aşkındır devam etsede LGBTİ+’ların varlık mücadelesi kent hafızasında önemli bir yere sahip. Bu anlamda bir dönem sürgün yeri ilan edilen kente LGBTİ+’ların mücadelesiyle gerçekleşen yaşanabilir ilan ettiğimiz kente itibar iadesi yaptığımızı düşünüyoruz.

Temanız bu yıl için çok kıymetli bir tercih olmuş. Lubunyalar olarak “Aile Yılı” ilan edilen 2025’i direnişe, mücadeleye çevirdik. Bize biraz “NaAile” temanızdan bahsedebilir misiniz? Nasıl bir direniş pratikleri bizi bekliyor?

NaAile; Aile Sosyal Politikalar bakanlığının LGBTİ+’ları kapsamayan kutsal kurumunu tanımlayan, sözde aile olamayan, bizim için ise tüm bu curcunada isyanı tetikleyen anlamına geliyor. 2025 yılının LGBTİ+’ları dışarıda bırakan Aile yılı ilan edilmesiyle ciddi bir nefret politikasının devreye sokulduğunu söyleyebiliriz. Bugün konuştuğumuz yasa tasarılarıyla destekli, ulusal ve uluslararası kurumlarda temsilin, cinsiyetsizleştirme politikalarıyla mücadele başlığıyla nefret dili kurumsallaştırılmış durumda. Bizi kapsamayan her bir adımın sonunun hüsranla sonuçlandığını tarihsel süreçlere bakarak görebilirsiniz. Bu sebeple 2025 yılını çürümüş, her yanından pislik akan, kutsanan aile yılına karşı tüm yılı “NaAile” yılı ilan ettik. Karanlığa karşı ancak örgütlü olarak mücadele edebiliriz. Mücadelemizi Onur ayıyla sınırlandırmadan Onur Haftasını tüm yıla yayma kararı aldık.

Temanızı açıklarken hazırladığınız metinde İstanbul Pride, Trans Pride ve İzmir Pride’ın temalarını da eklediğinizi gördük. Diğer Onur Haftaları/Yürüyüş komiteleriyle ilişkiniz ne durumda? Birbirinizle dayanışma ağlarınızdan bir arada öğrenme pratiklerinizden bahsedebilir misiniz? Komiteler arası dayanışma, direniş pratikleri arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar var? Eskişehir Onur Haftası Komitesi’nin diğer komitelerden farkı var mı sizce?

Her yıl temalar üzerine ciddi tartışmalar yürütülüyor. Bu tartışmaların sonucunda ortaya çıkan öyle kıymetli ki birlikte karar alabilme gücü. Ülke çapında verilen demokratikleşme adımları galiba Onur Haftası Komitelerinin kıyısına yaklaşamıyor. Akademik öneri olarak örgütlenme pratiklerine en olumlu dinamikler olarak girmeli. Birlikte karar alabilme gücüde beraberinde dayanışmayı getiriyor. Onur Haftası Komitelerinin arasında güçlü bir dayanışma ağı var. Bu dayanışma sayesinde birbirimizden alternatif yöntemler öğreniyor, direnme gücü alıyoruz. Yerel temelinde elbette farklılıklarımız var. Bu farklılıkları kent dinamiğine göre şekillendirebiliriz. Kentin ihtiyaçları burada ki farklılığımız. En temelde eşitlenme talebimiz aynı.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Bu yıl ki temamıza istinaden “2025 nefreti kuşananların değil, pırıl pırıl umudunla senin yılın Lubunya!”

  • Asosyoloji Dergi

    Önerilen Yazılar

    19 Mart’ın Ardından: Deneyimler, Tepkiler ve İhtimaller

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, ardından gözaltına alınıp tutuklanmasıyla başlayan 19 Mart sürecinin, kısa sürede ülke genelinde farklı toplumsal kesimleri etkileyen geniş bir siyasal gündeme dönüştü.…

    devamını oku
    In a Year When We’ve Been Struggling to Survive Without Questioning: Long Live Women’s Solidarity

    We’dlike to go back to the very moment you first took to the streets. What did you feel in that moment, with all those eyes on you? What thoughts crossed your mind? Also, what motivated you before you began the protest where you expressed your resistance in the public sphere?  I started my protests in 2023. I’ve been holding demonstrations in the streets and public spaces for three years now. People’s reactions are usually one of shock at first, quickly turning into judgmental stares. In that moment, I always think, “Yes, I’m doing something powerful right now; I’m trying to express an idea, and I’m doing it by marching against the majority.”  I feel I need to stand up straight, and in that moment, I truly feel “brave.” Before I started taking action in public spaces, there was an incident when I was 15—I was sexually harassed by a teacher. He used the excuse that my skirt was “too short” and forced me to lift my skirt in front of a group of male students.  I specify “a bunch of male” students because he deliberately pulled me into their midst and demanded I lift my skirt there. That moment was the first time I confronted the thought, “Yes, I am a woman, and that is exactly why they want me to feel ashamed of my body.” Later, as I saw women in my own country restricting their clothing even when going out “so as not to be harassed,” I thought, yes, someone in this country must take such an action. That’s why I started protesting in a bikini, and doing so holds political significance for me. You’re shoving what bothers society right into their faces to convey an idea—and you’re doing it with a banner. “I am here,” you say …

    devamını oku