Kuyu Ti̇pi̇ Hapi̇shaneleler: Tecri̇t İçi̇nde Tecri̇t

Türkiye’deki S, R, Y Tipi hapishaneler, yalnızca tutsakları değil, toplumu da hedef alan yapısal şiddet ve sömürü düzeninin bir parçasıdır. Bu yapılar, tecrit ve zorla çalıştırma yöntemleriyle bireyleri hem psikolojik hem de ekonomik açıdan sömürmektedir; neoliberal kapitalizmin ve devlet şiddetinin kesiştiği birer toplumsal kontrol aygıtıdır. Bu hapishaneler, “suçla mücadele”, “toplumsal güvenlik” ve “rehabilitasyon” söylemleriyle meşrulaştırılır; ancak işlevleri, cezalandırmadan öte, sistematik olarak öznelerin politik kimliğini parçalamak, teslimiyete zorlamak, toplumsal muhalefeti bastırmak ve emek sömürüsüdür. Hapishane içinde hapishane politikası ile bedenleri görünmez kılma, onları ekonomik ve politik birer nesneye dönüştürme amacıyla işlev görmektedir.

Kuyu tipi hapishaneler, insanlık onuruna aykırı bir mimari yapıdır. Üç katlı bir mimariye sahiptir; hücreler 13 metrekare büyüklüğünde, yürüyüş alanı ise yalnızca 5 metrekaredir. Bu kısıtlı alan, kas ve iskelet sistemini olumsuz etkileyerek hareket özgürlüğünü sınırlar. Havalandırma hücrelerden çok uzaktadır ve günde yalnızca yaklaşık bir buçuk saat kullanılabilmektedir. Ancak havalandırmada tuvalet bulunmadığından, tutsaklar ihtiyaç için hücrelerine dönmek zorunda kalır; bu durum da havalandırma süresini daha da kısıtlar. Tutsaklar havalandırmaya tek başlarına çıkarılır ve gökyüzü tel örgülerle kapatılmıştır. Hücrelerde lumbuz tipi camlar vardır; bu camların önündeki tel örgülerden kurşun kalem bile geçmez. Ayrıca hücreler kameralarla izlenir ve gardiyanlarla iletişim son derece sınırlıdır.

Sevim Saylam’ın yaptığı haberde Serkan Onur Yılmaz, kuyu tipi hapishaneleri şu şekilde belirtmiştir: “Hücreler hava almıyor. Pencerelerdeki tel örgülerden serçe parmak bile geçmez. Normal bir cezaevindeki havalandırma alanlarında volta atıyoruz, spor yapıyoruz, temiz hava alıyoruz, oyun oynuyoruz, gökyüzünü görebiliyoruz. Kuyu tiplerinde bunların hiçbiri yok.”

Bu süreç, yalnızca fiziki hapsetmeye değil, varoluşsal bir silmeye dayanır. Görünmezlik burada bir kontrol stratejisidir: Kamuoyundan uzak tutulan, basına ve insanlara erişimi kısıtlanan, tecridin psikolojik etkileri nedeniyle yıpratılmaya çalışılan tutsaklar, toplumsal hafızadan silinmeye çalışılır. Böylece hapishane yalnızca özneleri değil, onların toplumsal varlığını da öldürür.

Ekonomik boyut, bu görünmezliğin diğer yüzüdür. Sözde “rehabilitasyon” amaçlı atölyeler aslında tutsak emeğini sömürmenin araçlarıdır. Ucuz işgücüyle üretim yapan bu atölyeler, mahpusları görünmez işçiler haline getirir. Bu, kapitalist ekonominin hapishaneleri de gizli fabrikalara dönüştürmesidir.

Bu yapılar, bireyin bedenini salt biyolojik bir varlığa indirger. Yemek, uyku, havalandırma gibi en temel ihtiyaçlar bile cezalandırma ve denetim aracına dönüşür. İnsan ilişkilerinin yokluğu, tek başına “havalandırma”ya çıkarılma, gardiyanlarla dahi konuşamama, insanın sosyal varlık olarak kimliğini parçalar; yaşamın doğal bir parçası olan ilişkisellik ellerinden alınır. Araştırmalara göre uzun süreli tecridin; bilişsel bozukluklar olarak konsantrasyon kaybı, hafıza problemleri, karar verme güçlüğüne neden olduğu, duygusal ve davranışsal değişiklikler olarak yoğun kaygı, depresyon, sinirlilik, duygusal tepkisellik ve algısal bozukluklara yol açtığı görülmektedir. Ayrıca halüsinasyonlar, paranoid düşünceler, gerçeklikten kopma gibi süreçler ve fiziksel etkiler olarak ise uyku bozuklukları, baş ağrısı, yeme düzensizlikleri ortaya çıkmıştır.

Bu psikolojik sonuçlar tesadüf değil, sistemin bilinçli ürünüdür. Öznelerin direncini kırmak, onları ekonomik ve politik olarak kullanıma hazır hale getirmek hedeflenir. Ancak bunları yalnızca klinik “semptomlar” olarak görmek, yapısal şiddeti görünmez kılar. Eleştirel psikoloji açısından tecritin sonuçları, öznenin bireysel patolojisi değil, devlet eliyle uygulanan psiko-politik bir saldırıdır.

REFERANSLAR: 

Anderson, G. (2010) Loneliness among older adults: A national survey of adults 45+. American Association of Retired Persons.

Arrigo, B. A., & Bullock, J. L. (2007). The psychological effects of solitary confinement on prisoners in supermax units: Reviewing what we know and recommending what should change. International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology, 52(6), 622-640. doi:10.1177/0306624×07309720

Bauer, M., Priebe, S., Blaring, B., & Adamczak, K. (1993). Long-term mental sequelae of political imprisonment in East Germany. The Journal of Nervous and Mental Disease, 181(4), 257-262. doi:10.1097/00005053-199304000-00007

Foucault, M. (1977). Discipline and punish: The birth of the

Grassian, S. (2006). Psychiatric effects of solitary confinement. Washington University Journal of Law & Policy, 22, 325–383.

Haney, C. (2018). The psychological effects of solitary confinement: A systematic critique. Crime and Justice, 47(1), 365–416. https://doi.org/10.1086/696041

Saylam, S. (2025, Ağustos 21). Kuyu tipi hapishanelerde izolasyon işkencesi: Penceredeki tel örgü delikleri toplu iğne kadar. Evrensel. https://www.evrensel.net/haber/566423/kuyu- tipi-hapishanelerde-izolasyon-iskencesi-penceredeki-tel-orgu- delikleri-toplu-igne-kadar

 

  • @normallikkurgudur

    Önerilen Yazılar

    Acziyet Ürpertisinin Estetik Katlinde Bildung’un [(ÖZ)+(NE)?] Tasarısı

    Abwärts wend ich mich zu der heiligen, unaussprechlichen, geheimnisvollen Nacht. Fernab liegt die Welt – in eine tiefe Gruft versenkt – wüst und einsamist ihre Stelle. In den Saiten der…

    devamını oku
    2026-1447 Ramazan Defteri Kapanırken: Eşitsizliklerimizin Bilançosunu Çıkarmak

    Ramazan ayı; Sünni Müslümanlar için eşitsizliklerin farkına varılıp giderilmeye çalışıldığı, bunu yaparken de Allah’ın rızasının (rıza-ı ilahi) gözetilerek ibadet edildiği müstesna bir zaman dilimi. Fakat Ramazan’ı anlamlandırma biçimlerimiz yapısal eşitsizliklerin…

    devamını oku