Judith Butler İnsanların Toplumsal Cinsiyetten Neden Korktuğuna Dair Diyaklazlar Açıyor

Butler hepimizin özellikle sosyoloji alanında olan bizlerin hayatına bir yerlerden kesiştiği kadar aynı zaman da onun açtığı diyaklazların da peşine düşmemizi hep bir yerlerde hatırlamamızı ve unutulan, unutturulan yaşamları çoğaltma ısrarının peşine düşürdü. Akademiye dair yaptığı güçlü eleştiriler sadece bozgun yaratmakla kalmadı bizleri mümkün olandan farklı mümkünlerinin manzarasını takip eden onun yanında yoldaşlık, duygudaşlık da sağladı. Bugün feminist ve queer harekette açtığı alanın sesini büyütmeye, yeni kitabını bagajına eklemek isteyenlere ön okuma olması dileğimizle çeviriyi sizlerle paylaşıyoruz. ‘’Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?’’[1] kitabında açmaya çalıştığı alanı, düşünsel uğrakları ve neyi neden yapmadığını da hatırlatıyor bu söyleşi.

Butler’ın son kitabı Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?, kutuplaşmış dünyamızda insanların toplumsal cinsiyet bağlamındaki söylemlerden neden bu kadar korktuğunu ele alıyor. Bookends programında Roach ve Butler, bu yeni kitabı ve “toplumsal cinsiyet” kavramının tanımlanmasının neden bu denli zor olduğunu derinlemesine tartıştılar.

Butler’ın son kitabı Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?, kutuplaşmış dünyamızda insanların toplumsal cinsiyet bağlamındaki söylemlerden neden bu kadar korktuğunu ele alıyor. Bookends programında Roach ve Butler, bu yeni kitabı ve “toplumsal cinsiyet” kavramının tanımlanmasının neden bu denli zor olduğunu derinlemesine tartıştılar.

Mattea Roach: Toplumsal cinsiyet sizin için ne anlam ifade ediyor? Toplumsal cinsiyet alanında çalıştığınızda ne hakkında konuşuyorsunuz?

Judith Butler: Gerçek bir akademisyen gibi konuşacağım. Bununla kastettiğim şey, toplumsal cinsiyet gibi bir terimin uzun bir tarihi ve değişen anlamları olduğudur. Yani toplumsal cinsiyetin tarihiyle ilgileniyorsam, size tek bir tanım verip toplumsal cinsiyet budur diyemem. Sadece şunu söyleyebilirim: “Toplumsal cinsiyet bu şekilde de görülmüştür, şu şekilde de görülmüştür. Ve pek çok insan bunu şu şekilde kullanıyor. Bazı toplumsal hareketlerde veya belirli akademik ortamlarda altı şekilde yorumlanabilecek bir terim olarak kabul görmeye başladı.” İnsanların ‘Bu toplumsal cinsiyet dediğiniz şey tam olarak ne? Belki Butler bize anlatır.’ diye sorarak öğrenmek istediklerini anlıyorum ama benim işim bu kavramın nasıl kullanıldığına, ne için kullanıldığına, tarihine ve bu tarihi nasıl unuttuğumuza dair tartışmalar açmak. Ayrıca bu kavramın ilerici toplumsal hareketler içindeki yeri, sağcı hareketler tarafından —ve bazen trans onaylayıcı sağlık hizmetlerine veya yasal düzenlemelere karşı çıkan bazı feministler tarafından— nasıl hayali, yanıltıcı bir şekilde temsil edildiği de önemlidir. Eğer size tek bir tanım verip ve doğru olanın bu olduğunu söyleseydim, sizin için bir şeyleri daha kolaylaştırmak adına sahte bir dogmatik tutum takınmış olurdum.

MR: Daha önce, Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten? kitabını bir zorunluluk hissiyle yazdığınızı söylemiştiniz. Bu zorunluluk kime karşıydı? Ve bu zorunluluk duygusunu ortaya çıkaran neydi?

Judith Butler: Şu anda hepimiz, siyasi görüşlerini ifade ettikleri için saldırıya uğrayan, belirli siyasi veya toplumsal hareketleri temsil etmekle görülen akademisyenler, sanatçılar ve kamu entelektüellerinin durumunun çok farkındayız. Ve bize, hedef gösterilen, sansürlenen ya da işini ya da önemli bir çalışma fırsatını kaybeden her birimize yöneltilen bir soru var: Bunu kişisel alıyor muyuz? Başka bir deyişle bu benimle mi ilgili? Daha bireysel mi davranmaya başlıyoruz yoksa etrafımıza bakıp kimlerin de benzer şekilde saldırıya uğradığını mı görüyoruz? Benim durumumda, 2017’de Brezilya’da olduğu gibi, toplumsal cinsiyet dedikleri bir şeyi temsil ettiğim için saldırıya uğradım. Ve şeytani olarak görülüyordum, adeta şeytanın vücut bulmuş hali gibiydim. Sağcı Hristiyanlar bana fiziksel zarar vermeye çalıştığında veya beni ülkeden kovduğunda, aslında bu şeytani varlık fikrini temize çıkarmaya, ondan kurtulmaya çalışıyorlardı. Çökmüş olup ‘’Kötü bir saldırıya uğradım.’’ diyebilir ve bir terapiste gidip bunu çözebilirdim, ki bu arada bunu yapmak önemlidir, ama Brezilya’da neler olup bittiğini anlamak önemli görünüyordu. Başkaları da saldırıya uğradı mı? Peki ya her gün bu tür saldırılarla karşı karşıya kalan queer ve trans hareketlerindeki meslektaşlarım?

Kişinin kendi yaşadıklarını başkalarının tecrübeleriyle ilişkilendirmesi önemlidir.  Ben küresel Kuzey’den gelen son derece ayrıcalıklı biriyim ve bana da saldırı olabilir.  Hiçbir şey beni şiddetten koruyamaz. Ama benim konumumdaki biri için bu tür saldırıların olasılığı daha düşüktür, çünkü büyük ölçüde kendi güvenlik koşullarımı belirleyebilirim. Ama pek çok insanın böyle bir gücü yok. Benim için sahada neler olduğuna dair düşünmek kıymetliydi bu yüzden araştırmaya başladım.  Bu insanlar kim? Bu toplumsal cinsiyet karşıtı ideoloji hareketi tam olarak ne? Sonuçta, aile ve din konulu çeşitli dünya kongrelerinde bir araya gelmiş, bilinçli ve son derece örgütlü bir grup olduğu ortaya çıktı. Bu hareketin medya görünürlüğü, İspanya’daki ve başka yerlerdeki çeşitli gruplar tarafından destekleniyor; bu gruplar interneti kullanarak çok sayıda insana ulaşmak için gelişmiş yöntemlere sahiplerdi. Ben de bu hareketin tarihini araştırmaya başladım ve bu süreçte, özellikle Hristiyan sağında yer alan toplumsal cinsiyet karşıtlarının cinsiyeti pek çok çelişkili şekilde kavramsallaştırdığını fark ettim.  Bazen toplumsal cinsiyet bir iblis, şeytani bir güç olarak görülüyordu; bazen Ebola virüsüne, nükleer savaşa ya da Hitler Gençliği ’ne benzetiliyordu. Kimi zaman totaliterlik, beyin yıkama, çocukları baştan çıkarma, pedofili ile ilişkilendiriliyordu. Başka zamanlarda ise aşırı kapitalizmle ya da küresel Kuzey’den dayatılan emperyalist bir dayatmayla ilişkilendiriliyordu.

Bu kendi içindekilerle bile tutarlı olmayan suçlamalarla dolu çantaya baktım ve kendime şu soruyu sordum: Burada ne oluyor? Sonunda vardığım sonuç Toplumsal cinsiyet karşıtı ideoloji hareketinin insanların hayatlarına, yaşam biçimlerinin dayanıklığına ve sürekliliğine dair duyduğu çok çeşitli kaygıları bir araya getirdiği ve körüklediği oldu. Bence insanların hayatlarını tehdit eden asıl şeyler; kapitalizm, iklim yıkımı, savaş, sendikal örgütlenmelerin ve emek koşullarının yeni biçimlerde tahrip edilmesidir.
İnsanların böylesine köklü bir istikrarsızlık hissiyle yaşamasının birçok nedenini sayabiliriz. Ama bu sağcı hareketler, insanların içindeki bu kaygılara ve korkulara hitap ediyor. Aynı zamanda bu korkuları körüklüyor ve büyütüyor. Ve insanlara bu güvensizlik ve korku duygusunun sorumlusu olarak göçmenleri, eleştirel ırk teorisini ya da toplumsal cinsiyet ideolojisini suçlayabilecekleri bir hedef sunuyorlar. Bu yüzden, insanların neden bu harekete çekildiğini, neden bunun etrafında seferber edilebildiklerini ve nasıl olup da eşcinsel ve lezbiyen haklarına, kadınların üreme özgürlüğü ve adaletiyle ilgili haklarına, trans bireylerin haklarına dair son derece önemli ilerici yasal düzenlemelerin geri alınmasını talep eden bir harekete dönüştüğünü anlamaya çalıştım.

*Bu röportaj, uzunluk ve açıklık açısından düzenlenmiştir. Yapımcısı Katy Swailes’tir.

Bu metin CBC book sitesinde yayımlanan “Judith Butler breaks down why people fear gender” başlıklı söyleyişinden çevrilmiştir. Orijinal yayın tarihi: 10 Ocak 2025 https://www.cbc.ca/books/bookends/judith-butler-breaks-down-why-people-fear-gender-1.7426337

[1] https://www.metiskitap.com/catalog/book/37426

  • Asosyoloji Dergi

    Önerilen Yazılar

    ÇİFTE ÖLÜM (Double Death), Deborah Bird Rose (New South Wales Üniversitesi)

    🎧 Yazıyı Dinle Ölüm, tek hücreli bazı organizmalar hariç, yeryüzündeki yaşam deneyiminin öylesine ayrılmaz bir parçasıdır ki, kendime şu soruyu sormadan duramıyorum: “Antroposen” olarak adlandırmaya başladığımız bu çağda, etrafımızı saran…

    devamını oku
    “Kalbimde devasa bir acı”: Doğu Kudüs’te Filistinlilerin tahliyeleri artıyor 

      İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Silvan mahallesindeki Batn el-Hava bölgesinde yüzlerce Filistinli aile evlerinden zorla çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya. İsrail Yüksek Mahkemesi, 28 aileden 150 kişinin tahliyeyi durdurmak için yaptığı son itirazları reddetti. Toplamda…

    devamını oku