Başka Türlü Bir Şey, Başka Bir Özgürlük

Lukas Moodysson’un 2000 yapımı filmi Tillsammans, faşist Franco’nun ölüm haberini alan bir grup insanın taşkın sevinciyle başlar. Yalnızca sevinç değil, arzular, duygular, kavgalar da taşkınca yaşanır burada: Kendimizi “kız ayakkabıları giyen oğlanlar’ın, “Pinochetcilik” oynayan çocukların, “çirkin şeyler giyen, kötü şarkılar dinleyen”lerin arasında buluruz. İki çocuğuyla beraber kardeşi Göran’ın yaşadığı komüne gelen Elisabeth ve çocukları özgürleşme yollarında ürkek adımlarla kendilerini keşfederken, özgürlüğün köşeli yollarını keşfe çıkarız biz de. Her şey kusursuz değildir, komünden ayrılanlar olur, tartışmalar, kıskançlıklar yaşanır. Radikal feminist Anna’nın, yaşadığı açık ilişkide bocalayan Göran’ın, “burjuva” babasından kesinkes ayrılmak için adını değiştiren komünist Erik’in, annesi gibi olmak istemeyen Lena’nın dünyasında her şey tutkulu, kanlı canlıdır. Aşklar kavgayı, kavgalar aşkı anıştırır. Kapitalizme, patriyarkaya, topyekûn bir sisteme karşı kendi öznelliklerini inşa edecek toplumsal bağları, tartışarak, dans ederek, sevişerek, sancılı yollardan geçerek üretirler.

Film bizi her biri birbirinden sürprizli karakterlerinin arasında dolaştırırken, günümüzde sıkça kullandığımız kavramlara dair farklı perspektifler geliştirmeye zorlar bizi. Neoliberalizmin insana dair her duyguyu metalaştırdığı, bireyselleşmenin toplumsal bağlardan tamamen kopmak şeklinde anlaşıldığı çağımızda; birey olmayı, yaratıcılığı, üretkenliği nereye koymak gerekir? Her toplumsal yapı, belirli bir insan tipini ve belirli bir öznelliği yaratır ve yeniden üretir. Neoliberal çağda zamanın ruhu, özgürlüğü sistemin devamı için sınırlandırıp ehlileştirken kolektif bağlamından kopararak tarifler. Neoliberalizm öncesi kapitalizmin yarattığı insan tipinden farklı olarak, neoliberal sistemde inşa edilen özne özgürdür, ancak sınırları çizilmiş ve boyun eğdirilmiş bir özgürlük! Yasaklanamayan arzular sistemin içerisinde soğurulur. Daima ıslah edilmeye çalışılanların, dışlananların, “aşağıdakilerin” sistem için tehdit olmaktan çıkarılması için, başka bir dünya tahayyülüne inancın kesilmesi gerekir. Bireysel yaratıcılık ve kişinin üretici gücü, yalnızca sistem için gerekli değeri ürettiği müddetçe önemlidir. Neoliberalizm dininin müritleri, ancak “isyan etmeyecek” kadar özgürdür. Neoliberal çağda üretilen bilgi de bu özgürlük ve birey tanımını meşrulaştıracak mekanizmalar içerir. Bireyi toplumsal bağlamından koparıp, “doğasının gereğini yapan” edilgen bir ögeye indirgeyen bu yaklaşım, sömürünün, baskının, eşitsizliği kaynağını gizler. Bu sistem elbette patriyarkayla kardeştir de. Boyun eğmeyen kadınlara, sistemin çürük meyvesi kuirlere evde yemek yapıp kocalarını beklemelerini salık verir. Sistemin inşa ettiği “normal”den, “makbul”den çıkma imkânı vermez. Buna karşılık, “Birlikte” filmi, bir komündeki toplumsal örgütlenme biçimini tasvir ederek, bu örgütlenme biçiminin yeni bir birey tanımını, şairin dediği “başka türlü bir şey”in mümkünlüğünü tartışır. Bu yeni bireyselliği, başka bir toplum tahayyülünde arar.

  • Ecem Naz Güner

    Önerilen Yazılar

    Halklaşan Edebiyat

    Abstract Niyetine Klasik edebiyatımız: Saray ve çevresi ahaliye mahsus bir süs. Klasik edebiyatımızda şair: Hâmîsini arayan, sipariş üzre methiyeler dizen, kundaktaki şehzadenin hamiyetperverliğine övgüler yağdıran bir tüccar, bir kanatlı sözler…

    devamını oku
    Ayşenur’un Gözlerinin İçine bakın! Filistinlilerin Gözlerinin İçine bakın! 

      Bugün, dünyanın bir başka eşikten geçtiği anlara tanıklık ediyoruz. Savaşların, soykırımların, sömürgeci ve emperyalist müdahalelerin çok katmanlı şiddet politikalarıyla biçimlendiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu hakikat orada, tüm ağırlığıyla duruyor.  …

    devamını oku