Sürgün: 41°4’56” N 29°3’8” E

Bazı mekanlarda zaman farklı akar. Prof. Dr. Faruk Birtek’in odası, Türkiye’de akademik özerkliğin ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün temellerinin atıldığı 80’lerden, emeritus profesör unvanıyla ders vermeye devam ettiği yıllara dek, bu istisnai mekanlardan biriydi. Her kesimi kucaklayan bir vicdan üzerine inşa edilen Boğaziçi ruhunun nabzı, burada kurulan entelektüel diyaloğun kalbinde atıyordu. Bir varoluş pratiği olarak sürdürdüğü mesleği boyunca tıpkı bir bilgelik mabedi gibi kapısı hep aralık olan odaya yolu düşen her öğrenci bu vicdanın bir parçası olurdu.

Son sınıf öğrencilerine verdiği tarihsel sosyoloji dersinde paylaştığı bir anısı Faruk Birtek’in entelektüel pusulasını tek nefeste özetler. Berkeley’de eğitim gördüğü 60’lı yıllarda arkadaşlarıyla bir araya geldiği bir kutlama yemeğinde Birtek’in masaya yöneldiğini gören arkadaşı onu yer sofrasında çiçek çocuklarla birlikte bağdaş kurmaya davet eder. Birtek bu davete “Bizim bu masaya çıkmamız iki yüzyıl aldı, bu saatten sonra beni kimse bu masadan indiremez” diyerek karşılık verir. Tarihsel olarak şekillenmiş bir habitusun ve kolektif hafızanın yankılarıyla varlığını sürdüren bir direnişin elçisi olmanın ötesinde, Birtek bize şunu anlatır: masayı göz ardı etmek kolaydır, ancak toplumsal bir mücadeleyi temsil eden iki yüzyıllık tırmanışın izlerini silmek artık mümkün değildir.

2022’de alınan kayyum yönetim kararıyla tam 45 yıl ders verdiği Boğaziçi Üniversitesi ile herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin ilişiği kesilen Birtek, öğrencileriyle bağını koparmamak için sık sık uğradığı odasını “işgal ettiğini” düşünerek boşaltma kararı alır. Neredeyse yarım asırlık düşünsel emeğin izlerini taşıyan kitaplarını öğrencileriyle birlikte toplar, sigarasından son bir nefes alırken her ders sonunda olduğu gibi “yarın devam ederiz” der ve o gün odasının kapısını belki de ilk kez kapatır.

Bu zerafet dolu veda, aylar sonra daha ironik bir işgalle sonuçlanacaktır. Ziyaretçileri, bir zamanlar bölüm binasının ilk katında, Prof. Dr. Şerif Mardin salonunun yanında yer alan oda yerine, “acil çıkışlar” için kullanılması planlanan, bahçe kapısına kadar genişletilmiş bir koridor ve bir yangın tüpü karşılar. Odadan eser kalmamıştır, ne bir raf, ne bir kitap; devasa bir kütüphane yangınının ardında bıraktığı tahribattan daha karanlık bir boşluk… Bu, fiziksel bir yıkımın ötesinde sembolik bir sürgün, Birtek’in temsil ettiği kültürel sermayenin alanını daraltarak kolektif hafızanın mekansal sürekliliğine vurulmuş bir darbedir.

Ne var ki bu yıkım, sanıldığının aksine bir boşluk değil, zihin haritasında yıkılmaz sınırlarla yeniden inşa edilen ve yokluğu üzerinden yeni bir anlam rejimi üreten bir hafıza mekanı yaratacaktır, Pierre Nora’nın deyimiyle, lieu de mémoire. Zira bütünü doğrudan ortadan kaldırmak mümkün olmadığında parçayı bertaraf etmek, o parçanın bütün için anlamını daha görünür kılar. Yıkım, bütünü daha kuvvetli bağlarla birleştirerek paradoksal biçimde dönüşümün kendisine evrilir.

Bugün Birtek’in odasına yolu düşecek her kimse, belki farkında olmadan o boşlukta duraksar ve bir adalet duygusu arar. Tıpkı “Tarihin Meleği” metaforunda olduğu gibi; Walter Benjamin’in “hakikatin göründüğü aralıklar” olarak tanımladığı tarihin yıkıntıları arasında bir ilerleme miti değil, bir bilinç doğar. Felaketlerin ardındaki anlamı kavrayan bu bilinç bir uyanıklık ve hafıza etiği üretir.

82 yaşındaki Faruk Birtek, tarihsel tırmanışın akademideki izdüşümü olan odasından ve bir araya gelmeyi çok sevdiği öğrencilerinden uzaklaştırılmış olsa da, o gün inmediği o masa Türkiye’nin entelektüel vicdanında dimdik ayakta. Ve en önemlisi de etrafında şekillenen akılcı, eleştirel ve özgür düşüncenin kolay kolay yerle bir olmayacağının kanıtı. Dört duvarın sınırlarını çoktan aşan Boğaziçi ruhu ise, bir kütüphanenin rafları yerine, Birtek’in entelektüel ethosunu taşıyan ve hala eşit bir mesafede oturup tartışabilen aydınlık zihinlerde yaşamaya devam ediyor.

  • Kristina Seren Sarı

    Önerilen Yazılar

    COĞRAFİ KEŞİFLERDE “UYGAR” VE “BARBAR” KADIN TASAVVURU

    Bedenin Coğrafyası: Çıplaklık ve Korse Arasındaki Uçurum     Günümüzde çeşitli araştırmalarda, görsellerde ve eleştirilerde “uygar” ve “barbar” ayrımı üretilirken karşımıza belirli imgeler çıkıyor. Bunların arasında benim açımdan en dikkat…

    devamını oku
    Vaftiz Esaret

    Yaşanmamış bir bütün Sözün yarım kalışıyla Kararır haykırışlar Yenilenen ömürlerle inat gibi Günah gibi Sırf namusuna değer diye Düzeltilmiş bir kurallar bütünü Doğumun masumiyeti Büyümenin vaftiziyle son bulur Bir nizam…

    devamını oku