Feministler olarak yaşamın her alanında bedenlerimize yapılan tahakkümlere, savaş politikalarına sessiz kalmadık feminist mücadeleyi hep büyüttük. Bugün Feminis4Jina’ın yazdığı “Savaşa Karşı Yaşamı Savunmak” yazısının çevirisini sizinle paylaşıyoruz. Yaşamın yanında duran her sesi bu çeviriyle selamlıyor, birbirimize sarılıyoruz. İranlı kadın ve lgbti+ların özgürlük mücadelesi yalnız değildir. Bugün Ortadoğu’da bir kez daha savaş uçakları, füzeler ve işgal söylemleri konuşulurken; bizler, yaşanı savunanlar olarak İran ve Filistin’deki feminist mücadelenin yanındayız.
Jina için Feministler (Feminists4Jina)’ın 14 Haziran 2025 tarihli bildirisi:
Savaşa Karşı Yaşamı Savunmak
İran’a yönelik, İsrail’in fundamentalist (köktendinci) ve faşist rejimi tarafından gerçekleştirilen askeri saldırıyı kınıyoruz. Bu savaş eyleminin özgürlük ya da adaletle hiçbir ilgisi yoktur. Füzelerden ve bombalardan çıkan şey kurtuluş değil; ölüm, yıkım, yoksulluk ve yoğunlaşan baskıdır.
Savaş, yaşamın temellerini yıkar ve adalet, eşitlik ve özgürlük için tabandan yürütülen mücadeleleri onlarca yıl geriye atar. Bu bölgedeki Afganistan, Irak ve Suriye örnekleri açıkça göstermektedir ki, küresel emperyal güçlerin militarizmi yalnızca felakete yol açar. Savaşla harap edilmiş bir İran da bundan farklı olmayacaktır.
Ana akım medya bu saldırıları “nokta atışı” ve “gereklilik” gibi gösterirken, savaşın insanî bedelini—gündelik yaşamın yıkımını ve toplumsal zararı—bilerek göz ardı ediyor. Medya sadece öldürülen yetkililerden bahsediyor, fakat sivil yerleşim alanlarına yapılan saldırılarda yaşamını yitiren sivilleri ve yaşanan yıkımı gizliyor ve böylece bu suçlara ortak oluyor. (Şu ana kadar, saldırıdan sadece birkaç saat sonra, 78 kişinin öldüğü ve 300 kişinin yaralandığı bildiriliyor.)
Bugün İran’da yaşananlar, Filistin’de gördüğümüz projenin bir devamıdır: soykırımın ve halklara karşı işlenen suçların normalleştirilmesi.
Biz bir feminist kolektif olarak, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri gibi faşist rejimlerin işlediği savaş suçları, soykırımlar ve emperyalist şiddet karşısında sessiz kalmayı reddediyoruz—bu şiddet, İran İslam Cumhuriyeti diktatörlüğüne ve gerici güçlerine karşı verdiğimiz temel mücadelemizi doğrudan zayıflatmakta ve geriye götürmektedir. Bizim mücadelemiz, ister yerel ister küresel olsun, baskı ve tahakkümün her iki kutbuna karşıdır.
Hayalini kurduğumuz gelecek, gerici güçlerin dayattığı savaşlardan kalan yıkıntılar ve cesetler üzerinde değil, halkın adil mücadelesiyle; Kadın–Yaşam–Özgürlük (Jin Jiyan Azadi) ilkesi temelinde inşa edilecektir.
25 Haziran 2025 tarihli bildiri:
Bu savaş sona ermiş olabilir, ama mücadele sürüyor!
İsrail’in ateşkesleri ihlal etme geçmişi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki politikaları göz önüne alındığında, bugün karşı karşıya olduğumuz şey kırılgan bir ateşkesten ibaret. Bu ateşkes sürse bile, Filistin özgür olmadığı sürece bölgeye barış gelmeyecek.
Gazze’de soykırım devam ediyor: Nüfus, su, gıda, elektrik, ilaç ve barınma gibi temel yaşamsal ihtiyaçlardan tamamen yoksun bırakılmış durumda. Bu ihtiyaçlara ulaşmaya çalışan onlarca insan her gün öldürülüyor.
Batı Şeria’da ise kasaba ve köyler, İsrail işgal ordusunun geniş çaplı ve organize saldırılarına maruz kalıyor.
Bizim mücadelemiz, tüm cephelerde faşizme ve savaşa karşı bir mücadeledir.
Savaşın başlamasından bu yana yalnızca on bir gün içinde, İran İslam Cumhuriyeti İsrail adına casusluk suçlamasıyla üç mahkumu idam etti. Ateşkes ilanından daha saatler geçmeden, rejimin baskı aygıtları içeride yeniden sahneye çıktı ve şu ifadeyle tehdit yayıldı: “En kısa sürede en ağır ceza verilecektir.”
Afgan İranlılar ve göçmenler ciddi bir tehlike altında. Kürtler, Araplar ve Beluçlar başta olmak üzere etnik ve ulusal gruplara yönelik nefret söylemi artarken, bu halklar da hedef haline getiriliyor.
Kadınlar ve kuirler, İsrail’in İran’a saldırısının ilk günlerinden itibaren rejimin hedefindeydiler; şimdi ise çok daha şiddetli bir baskıyla karşı karşıyalar.
İsrail’in Evin Cezaevi’ni bombalaması, İran rejiminin uzun süredir planladığı bir şeyi hayata geçirmesine olanak sağladı: Politik tutsakları, Tahran’ın dışındaki insanlık dışı cezaevlerine sürgün etmek. Artık “siyasi olmayan” olarak tanımlanan tutsaklar bile dayanılmaz koşullarda tutuluyor.
Tüm bunların üstüne, savaş sonrası derinleşen ekonomik kriz de eklendi. Şimdi her zamankinden daha fazla:
Örgütlenmeli ve karşı koymalıyız!
Bu iki metnin İngilizce versiyonu tarihinde Feminists4Jina‘nın Instagram sayfasında yayınlanmıştır.
https://www.instagram.com/p/DLTfY3uRDnt/?img_index=2&igsh=MWkzOGhteHd4 amhuOQ%3D%3D

