İnsanlık, başlarda sadece örtünmek üzerine giyinirken, gelişen toplumlarla birlikte çoğu zaman dayatılan fikirlere göre giyindiler. Zaruri bir ihtiyaç olan giyinme, kimi zaman hastalıkları kapatmak için kimi zamansa gündemi yakalamak için hayatımızda önemli rol oynadı. Bunun yanı sıra moda, statüyü de keskin bir çizgi ile belirledi.
İnsanlığın ilk dönemlerinde, ihtiyacın yanı sıra bazı parçalar saygınlık ve statü göstergesi olmuştu. Örneğin; baş örtmek Sümer döneminde sadece hak eden, saygınlığı olan kadınların takmasına izin verilen ve elit kesimden olduğunu belirten bir semboldü. Biraz daha günümüze yaklaştığımızda, giriş bölümünde bahsettiğim gibi dikkat çeken bir gündem, bir hastalık göze çarpıyordu. Bu hastalık, 1492 yılında keşfedilmiş ve daha sonra 15.-19. yüzyıllarda tüm Avrupa’ya yayılmış olan ve cinsel yolla bulaşan “Frengi” hastalığıydı. Daha sonrasında da dönemin moda anlayışını derinden etkilemişti. Hastalık ciltte benekler çıkmasına sebep olurken kapalı giysiler moda oldu. İnsanlar boğazlarına kadar giyinip hastalığın izlerini gizlediler. Bahsedilen dönemde, insanlar hastalığın izlerini anımsatan benek desenli kumaşlardan uzak durdular. Bu onlarda artık olumsuz bir çağrışımdı. İlginç olan kısım ise moda sektörü bunu yine kullandı ve toplumları yönlendirdi. Başlarda sanayi devriminin ürün imalatını kolaylaştırması ile benek deseni kolayca üretilebilir hale geldi ve aynı dönemde Avrupa’da popüler olan “polka“dansının enerjisi ile benek desenine “polka dot“denildi. Yani desen olumsuz anlamından kurtulup flörtöz, neşeli, enerjik bir havaya büründü. 20. yüzyılda ise desen Marilyn Monroe, Minnie Mouse ve Christian Dior’ un “New Look” tasarımlarıyla daha feminen stil ile “puantiye” adıyla geri döndü. Anlaşılacağı üzere herkesin kaçındığı deseni, moda endüstrisi manipüle ile normalleştirdi hatta ona yepyeni bir anlam yükledi. Şunu eklemeliyim ki kadınlar bu dönemde puantiye deseni ile feminenliğini öne çıkarırken erkeklerde takım elbiseler ile maskülen görünümünü vurguluyordu. Bunun sayesinde statülerini öne çıkarıyorlardı. Yani moda kendini değil, ait olduğu yeri yansıtıyordu.
Geçmişte moda, statüyü belirlerken aksesuar veya belli bir stil üzerinden yapıyordu. Günümüzde ise moda statüyü belirlerken şunu kullanıyor: Kendini ne kadar yansıtıyorsun? Özellikle milenyumdan bu yana etkisini gösteriyor bu “kendin ol!” furyası. Yani moda yavaş yavaş kendini yansıtmaya başladı. Bu düşünce, resmen toplumları katmanlara ayırmaktansa gruplara bölüyor. Çünkü bir noktada daha iyi yok, sadece kendini ne kadar yansıttığın var. Biri “Parisien” tarzda giyinirken bir başkası “Grunge” tarzıyla giyiniyor ancak bunları birbirinden üstün veya alçak kılan bir şey yok. Belirttiğim üzere önemli olan bu bahsettiğim tarzları ve türevlerini ne kadar yansıtabildiğiniz. Markalar tarafından satılan ise “kendini daha iyi yansıtmak için benim parçalarımı seç!” üzerine. Başka bir açıdan ise “benim parçalarım en iyi kalite ve tarzda bundan ötürü benim tarzımda giyin ve bu sayede kendini mükemmel bir şekilde yansıt!” şeklinde. Bu da eskiden olduğu gibi bir markanın bir alan üzerine kurulmasının büyük oranda önüne geçti. Mesela eskiden saat üretmek önemli bir işti; şık olmalıydı, işlevsel olmalıydı ayrıca tamir edilebilir bunun etkisiyle de uzun ömürlü olmalıydı. Ancak günümüze bakıldığında çoğu giyim markası kalitesi meçhul saatler üretiyor. Çoğunun arka plakası çıkmıyor ve tamir edilemiyor bu sebeple kısa ömürlü oluyor. Bu sistemin talebi artırmak için uyguladığı bir oyun ancak konumuzun biraz dışında kalıyor. Markalar sadece saat ile kalmıyor, kombini tamamlayan bütün parçaları üretiyorlar örneğin: ayakkabılar, takılar, çantalar ve makyaj malzemeleri… Sadece kendilerinden alışveriş yaptırmak üzerine tasarlanan bu markalar sizler için oluşturdukları kombinleri en küçük ayrıntısına kadar satın aldırmaya iterek kendinizi yansıttığınız hissine kapılmanıza neden oluyor. Bunlar bazen tek bir marka olarak değil, belli bir marka grubu olarak da karşımıza çıkıyor.
Kendini yansıtmak, geçmişin statü belirten moda anlayışında çok daha kabul edilebilir görünüyor bir bakıma. Çünkü bu durum insanları ayırsa da bir yandan da kimlik arayışını tatmin ediyor. İnsanı ait hissedememekten kurtarırken bir yandan da kendi gibi insanları tanıma fırsatı sağlıyor. Ancak sosyal medyada bu küçük azınlıklar birbirlerini bastırmaya çalışıyor. Bizlerin dikkat etmesi gereken ise önümüzdeki süreçte sosyal medyanın etkisine kapılmadan, tercihlere saygı duyarak kendimizi yansıtabilmek.


