Kampçılık, Gerici Anti-Emperyalizm ve Çarşı Mitleri: İran Protestolarının Yanlış Okunması ve İnsandışılaştırılması

Batı Solu’nun İran’daki protestolara verdiği tepkideki en yıkıcı ve zarar veren eğilimlerden biri, yalnızca jeopolitik kampçılık değil, daha derinlemesine yapılan analitik hatadır: ekonominin siyasetten yapay bir şekilde ayrıksılaştırılması ve sınıfın sabit, tarih dışı bir şema olarak düşünülmesidir.

Bu başarısızlık hem “Direniş Ekseni” çerçevesinde hem de sözde otantik bir işçi sınıfı proletaryası ile damgalanmış bir “çarşılı” küçük burjuvazisi arasına katı bir ayrıma gitme ısrarında kendini gösterir. İkincisi, Batı’daki Marksistlerin ve Anarşistlerin bir imtiyazı gibi görünmektedir. Ancak bu tür yaklaşımlar toplumsal gerçekliği yanlış okumaktadır.

Ekonomi ve siyaset özerk alanlar değil, toplumsal yaşamın birbirini kuran boyutları olarak düşünülmelidir. Fiyatlar, para biriminin çöküşü ve geçim kaynakları üzerindeki mücadeleler siyasi anlamlarından ayrı düşünüldüğünde veya protestocular yalnızca idealleştirilmiş sınıf dinamiklerine uyup uymadıklarına göre değerlendirildiğinde, İran toplumu bir soyutlamaya indirgenmiş olur. Yaşanan karşıtlıkların yerini şematik pozisyonlar alır ve insani deneyim teorik konfor uğruna ikincil pozisyona taşınır.

Jeopolitik kampçılık, en açık şekilde İran’ı birincil olarak Batı hegemonyasına karşı stratejik bir barikat olarak gören “Direniş Ekseni” kurgusunda ifade edilir. Bu görüş çerçevesinde, İran toplumu, onun acıları ve çelişkileri neredeyse tamamen yok olur. Ekonomik çöküş yalnızca soyut olarak kabul edilirken, somut protestolar genellikle istikrar bozucu hatta karşı-devrimci olarak yeniden kodlanır. Önemli olan insanların nasıl yaşadığı, çalıştığı veya hayatlarını nasıl idame ettirdiği değil, huzursuzluğun küresel bir çatışma içinde konumlanmış bir devleti güçlendirip güçlendirmediğidir. Bu durum sadece insandışılaştırıcı değildir; aynı zamanda entelektüel olarak tembeldir ve devletin ekonomi politiği üzerine inşa edilen (ve ona muhalif olmayan), toplumsal ilişkilerden arındırılmış bir jeopolitik gösteriş bulunmaktadır.

“Direniş Ekseni” anlatısı, failliği tersine çevirerek işler. İranlılar, yalnızca jeopolitik bir mantığa hizmet ettikleri ölçüde siyasi olarak anlamlı görünürler. Mücadeleleri, emperyal güce direndiği hayal edilen bir devleti tehdit ettikleri an şüpheli hale gelir. Bu dayanışma değil, araçsallaştırmadır: insan hayatları stratejik soyutlamaya feda edilir. Gerçek bir anti-emperyalist bu tersine çevirmeyi kabul edemez. Dış tahakküme muhalefet, içsel karşıtlıkların bastırılmasını asla meşrulaştırmamıştır; tarih, devlet istikrarını toplumsal yaşamın üzerine koydukları için çöken anti-emperyalist projelerle doludur. Halk mücadeleri de jeopolitiğe indirgenemez.

Protesto; toplumsal yeniden üretim, etnik ilişkiler, cinsiyet ilişkileri, sınıf ilişkileri ile üretim ve değişim örgütlenmesindeki çelişkilerden doğar. Ne protestolar ne de anti-emperyalist mücadele küresel kamplarla hizalanmaktan doğar. İranlıları rakip bloklar içindeki pasif unsurlara indirgemek, onların failliğini görmezden gelmek ve mücadelelerini onları doğuran maddi koşullardan koparmaktır. Böyle bir hamle anti-emperyalizmi savunmaz; aksine içini boşaltır ve onu, direniş dilini konuşurken herhangi bir toplumsal veya siyasi harekete anlam veren insanları terk eden gerici bir siyasete dönüştürür. Aynı zamanda, sınıf analizinde de paralel bir indirgeme işlemektedir ve Çarşı protestoları, başka bir yerde konumlanan hayali, saf bir işçi sınıfı siyasetiyle örtük bir şekilde karşılaştırılarak “küçük burjuva” denilip geçilmektedir. Bu hamle, artık İran’ın ekonomi politiğine uymayan şematik bir ayrıma dayanmaktadır.
Rojin Mukrîyan’ın hikâye ekran görüntüsünde belirttiği gibi, çarşılarda faaliyet gösteren pek çok kişi resmi anlamda küçük burjuva değildir. Birçoğu ne dükkanların ne de içindeki malların sahibidir. Onlar; kira, kredi ve güvencesizlik ilişkilerine gömülmüş kiracılar, işçiler, komisyoncular, aile işçileri ve borçlu aracılardır. Rejimin ihracat odaklı birikim stratejisinden dışlanmaları tesadüfi değil, yapısal bir boyutu göstermektedir.

Tarihsel olarak İran’daki çarşı çeşitli roller oynamıştır: 20. yüzyılın başlarında, çarşının bazı kısımları milliyetçi ve anayasal hareketlerle uyumlu, ekonomik ve siyasi olarak önemli aktörlerdi. Devrim döneminde (1978–79), çarşı ağları mobilizasyonda önemli bir rol oynadı (ancak bu rol monolitik değildi; farklı sektörlerin farklı çıkarları vardı). Devrim sonrası dönemde İran devletinin ekonomik faaliyeti rantçı devlet mantığı ve ihracat odaklı sermaye etrafında yeniden organize etmesiyle çarşının toplumsal işlevi ve iç dinamikleri kökten değişti.

Bugün çarşı, aristokratik veya tüccar bir sınıf tarafından yönetilmemektedir; ideolojiye de indirgenemez. Burası; güvencesiz gelirlerin, küçük sermayenin, kayıt dışı kredinin, hane halkı yeniden üretiminin ve rant arayışının kesiştiği keskin bir toplumsal farklılaşma alanıdır. Pek çok çarşı katılımcısı ekonomik olarak yönetici elitlerden ziyade proletaryaya daha yakındır. Protestolara bu kadar çok çekilmelerinin nedeni tam da budur: ideolojik bir heves değil, ekonomik imkansızlıktır.

Esnafın protestoları gerici bir dürtüden değil, çaresizlikten ve sıradan ekonomik değişim ile toplumsal ilişkilerin neredeyse çökmesinden doğmaktadır. Rojin Mukrîyan’ın ikinci ekran görüntüsünde belirttiği gibi: Hem Marksist hem de Marksist olmayanlar, “ekonomiyi” “siyasetten” ayırarak sıklıkla 1848 öncesi bir hatayı tekrarlamaktadır. Bazı yorumcular, ekonomik mücadelenin siyasi bağlamdan bağımsız olarak incelenebileceğine inanmaktadır.

Oysa siyaset, günlük hayatı yöneten ekonomik yapıların içine gömülüdür (her yerde böyledir ancak rejim tarafından yönetilen İran’da özellikle çok keskindir). Takaslardan para birimi değerlemesine, kredi yapılarından toplumsal yeniden üretime kadar her yerdedir.

İran’da protestoların neden ve nasıl ortaya çıktığını anlamak isteniyorsa bu ikilikleri ortadan kaldırmak vazgeçilmezdir. Katı sınıf sınırlarında veya teorik dogmalarda ısrar etmek, taksonomiyi yaşanan sömürü ilişkilerinin önüne koymaktır. Hem Direniş Ekseni anlatısı hem de şematik sınıf analizi nihayetinde aynı işleve hizmet eder: siyasi çekimserlik. Eğer protestolar jeopolitik olarak tehlikeli veya sınıf açısından “yanlış” bulunarak reddedilirse, herhangi bir angajmana gerek kalmaz. Sol, ahlaki ve teorik saflığını korurken; gerçek toplumsal karşıtlıklar devlet tarafından disipline edilmeye veya gerici güçler tarafından ele geçirilmeye terk edilir.

Gerçek bir sol siyaset, kamplardan veya ideal öznelerden başlayamaz. Gücün ekonomik hayatı nasıl organize ettiğinden, krizin toplumu nasıl parçaladığından ve mücadelenin yeniden üretim ile dolaşım alanlarında nasıl eşitsiz bir şekilde ortaya çıktığından başlamalıdır. İranlı protestocuların ciddiye alınmadan önce emperyalizmi, sınıf kompozisyonunu ve siyasi liderliği çözmelerini talep etmek, titizlik veya reel politik değil, düpedüz insandışılaştırmadır.

İranlılar ve İran coğrafyasındaki insanlar; düşüncesizce yapılan karikatürlerden ziyade vaktinizi, dikkatinizi, desteğinizi ve karmaşık teorileştirme çabalarınızı hak etmektedir. İnsanları harcanabilir değişkenler olarak gören bir anti-emperyalizm ve dönüşmüş toplumsal gerçekleri tanımayı reddeden bir sınıf analizi, temel materyalist anlayışı terk eder: ekonomi, siyaset ve toplumun içsel olarak ilişkili olduğu ve mücadelenin teorinin kendini en rahat hissettiği yerde değil, hayatın yaşanmaz hale geldiği yerde ilk olarak ortaya çıktığı anlayışıdır.

@Sarkhatism, protestoları analiz eden, kritik sorular soran ve protestoların nasıl anlaşılabileceğine ve etrafında nasıl seferber olunabileceğine dair yollar sunan değerli bir paylaşıma sahip. Lütfen katılmakta veya katılmamakta özgür hissedin, ancak karikatürize edilmiş ikiliklerle değil, nüanslı analizlerle etkileşime geçmek günün ihtiyacıdır.
Ekran görüntüsündeki şu sözlerle bitiriyoruz: “Özgürleştirici siyasetin konumun saflığı üzerine değil, aksine çelişkili durumlara müdahale etme yeteneği üzerine inşa edildiğini kabul etmeliyiz”.

[queeristani], Instagram. Orijinal Metin: [Campism, Reactionary anti-imperialism and Bazaar Myths: Misreading & Dehumanisation of the Iranian Protest] Bağlantı: https://www.instagram.com/p/DS9vNOWjORZ/

  • Asosyoloji Dergi

    Önerilen Yazılar

    ÇİFTE ÖLÜM (Double Death), Deborah Bird Rose (New South Wales Üniversitesi)

    🎧 Yazıyı Dinle Ölüm, tek hücreli bazı organizmalar hariç, yeryüzündeki yaşam deneyiminin öylesine ayrılmaz bir parçasıdır ki, kendime şu soruyu sormadan duramıyorum: “Antroposen” olarak adlandırmaya başladığımız bu çağda, etrafımızı saran…

    devamını oku
    “Kalbimde devasa bir acı”: Doğu Kudüs’te Filistinlilerin tahliyeleri artıyor 

      İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Silvan mahallesindeki Batn el-Hava bölgesinde yüzlerce Filistinli aile evlerinden zorla çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya. İsrail Yüksek Mahkemesi, 28 aileden 150 kişinin tahliyeyi durdurmak için yaptığı son itirazları reddetti. Toplamda…

    devamını oku