Dokumayı Özgürleştirmek Üzere Kültürü Yeniden Dokumak

Belirli bir mercek altında temellenmesi sonucu indirgenmiş bir açıya hapsolmaksızın kültürün tanımlanışı girişimi üzerine düşünmenin ve bunu, bir serimleme süreciyle karşılaştırmalı düzeyde kavramsal bir okuma yaparak ilişkilendirmenin, kaygan bir zemine işaret ettiği temel olgusundan hareketle, metodolojik bir analizin tüm ince dikkatlerini kuşanmak gerekir. Diğer bir ifadeyle, düşünsel bir zeminin temelini dokumak ve belki de izini sürmek, özellikle bu yazının merkez noktasını oluşturan kültür kavramı için oldukça önemsenmelidir. Bu yazı, kültür kavramına yönelik kimi ufuk açıcı temaslarla, kültürü ele alış biçimselliklerinin yapı-bozumundaki etimolojik iç hesaplaşmanın doğrultusuna odaklanan bir muhakemenin, toplumsal olanla birlikte dokunabilmesini ümit ediyor.

Etimolojinin kelimeleri kesinkes bir sabitleme sonucu çerçeveleyişi, hiç kuşkusuz, kavramsal bir düzlemin kimi dinamiklerini yok saymaya yüz tutabilir. Bu gerçeği daima göz önünde bulundurarak fakat toplumsalın bilgisine erişimi, tarihsel ve olgusal bir dikkatin süzgecinden geçirmek gayretiyle, etimolojinin kavramlara açabileceği potansiyel alana da fırsat tanımak gerekir. Lügatçe “Cultur/’-a” ( -a/e) “İşleme, ekip biçme, çiftçilik, tarım; (zihin, ruh) terbiye, yetiştirme; (şahıs) hürmet gösterme”, λεξικόν (leksikón) bir üstencin kanonikleşmesini aşarak vaatleri, arzuları, beklentileri dönüştürebilme yetisine sahiptir belki de. Üstelik, köken, Eski Yunanca λέξις (léksis) “1.Okuma, söyleme; 2. Kelime, söz” sözcüğünden +ikos sonekindeki türetim biçim-birimiyle şekillenmiştir. Bu bağlamda, leksikolojiye tamı tamına sırt yaslamaksızın denilebilir ki burada, köken, bir kavrayış(+lAr) dizgesinin mahsulü olarak kültürü yapılandırır.

Gündelik hayatı değerlendiren ve duyumsayan bir değerler bütünü tahayyülü, farklılıkları birlikte örgütlemeye inanınız, muktedirdir. (-mIşcAsInA) yaşamaya ve kavramaya neden olan yol gösterici bir haritanın merkezinde yer alan kavrayış dizgesine gereksiniyor kültür hapsolduğu dehlizden çıkabilmek adına. Ortak duyuyu içine konumlandırdığı kurgusal zeminin içerisindeki zamanın “ne”liğine dair bir kültürel sabitin hâkimiyetini en çok bu noktada duyumsarız. Görünürdeki basitin içinde derinleşen etkin ve merkezî değerlerden ilhamla, bir tür güç alınan anlam dünyalarından yükselir kültür nezdinde kelimenin özgürleşme pratiği. Arapça /w-t-r/ kökünden gelen تواتر )tawātur) “1. Zincirlenme; 2. (Haber) ağızdan ağıza geçme” sözcüğünden alıntı olup Arapça aslî kök, وتر )watar), “ip, tel, sicim” sözcüğünün tefāˁul vezni mastarıdır. Nitekim, kelimenin özgürleşme pratiği tam da bu noktada bir dil işçiliğine koşutluk göstererek tarihin tortusundaki dağınık bir tevâtürler yığınının, bir başkalık ihtimâlinin anlamlılığına sığınır. Zincirlenmeksizin, ağızdan ağıza geçmeyi uğurlamak üzere bilişsel bir zemin tasarısı kapsamında zihinden zihne geçmeyi üstlenerek semantik dizgesini şekillendirmiştir kültür. O hâlde, diyebiliriz ki kavramın diyakronik bir zamansallık tanısıyla ele alınışı ve toplumsala bir vurguyla ilişkilenmesi noktasında, semantik ve tarihsel bağlamdaki bir ortaklığın kurgusu üzerine bina edilir bu süreç.

Kaldı ki Konersmann, dünyanın beşerileş(tiril)mesine (Humanisierung der Welt) yönelik, kültürün tasvirî kullanımı ve insanın mimarlığında imar edilen bir bina oluşuna dikkatleri çekmişti. Konersmann’ın bu tespiti, kültür ve uygarlığı birbirine eklemlerken, kültürün özgülendiği çoklu yapılanış fıtratına kendi-ikilenmesi (Selbstverdopplung) odağında refleksif bir belirlenim sunar. Bu belirlenim arkeolojik bir gelenek tanısını modernliğin mimetik sapışında (Abweichung) sorunsallaştıracaktır. Öte yandan, en mükemmel ve kristalize edilmiş şekliyle bireyin kümülatif gelişim sürecini öncelemekten ziyade, düşünsel düzeyin uygarlığa eş düşen bir kültür tanımıyla sentezlenişi, kültürün tanımlanışında, Raymond Williams’ın işaret ettiği noktaları da gözler önüne serer. Üstelik, bu süreç, iki ihtimale içkin bir gelişim seyrine de eşlik eder: Yepyeni kavramlar ortaya çıkar yahut kelimeler yeni yan anlamlar kazanırlar.

Williams’ta kültür, her şeyden önce bir yaşam tarzı tartışmasına kapı aralar ve anlam üreten kurumlarla bu kurumların ürünlerinin etkileşimini mümkün kılar. Bu imkân dairesine açılmak üzere kültürü, Williams’ın “Kültür, sıradandır.” saptayışıyla konumlandırmak, bir tür bireyleri ortaklaştıran yaşam biçimleri ve bu biçimlenişlerin örüntüselliği idrâkini anımsamaya ihtiyaç duymama neden oluyor. Zira, dışarlıklı olmayan değer ve bunun toplumsalla teması vurgusu, tarihsel derinliği gözeterek kültürün kendisinin var olan eşitsizlikleri yeniden üretme kapasitesine de işaret eder. Böylesi bir tanımlayışın sunuş açısı, toplumsal eşitsizliğin yeniden üretildiği ve hatta görünür kılındığı bir alan olarak kültüre bakışta -sınıfsal ayrım mekanizmasındaki vaat, her ne kadar eşitsizlik üretmek üzere işlemek olsa da- bir tür iç çelişkinin kıskaçlarına takılmaya yüz tutuyor. Bu bağlamda, tarihsel bir formasyon okumasının kapsamı, Williams’taki kültür tanımıyla değerlendirilerek karşılaştırıldığında, dar anlamda sınıfsal bir ayrışmaya sıkışmaksızın hegemonik hâle gelen bir tür kanaat olarak kendi içerliğinde politiktir. Kavrama daha derinlikli bir temasla yaklaşmak gerekirse, burada, Williams’ın mesele edindiği dikkati de kuşanan bir anlamsal bağlama açılıyoruz: Mekânsallaşmış ve toplumsallaşmış bir yaşam biçimi olarak kültürü düş(-ün/-le)mek.

Uzun erimli bir araştırma hâliyle Williams’ın anlam taşıyıcısı olan bir kelime olarak ele aldığı kültür tanımı; normatif bir kavramsallaştırma perspektifini yıkmak üzere dönüşüme uğrattığı gerçeğiyle birlikte teslim edilmelidir. Toplumsal hayatımız değiştikçe kelimeler de değişiyor; bağlantıları çözümlenmek üzere kelimeler, toplumsalın kartografyasına diren(-e-)miyor. Tam da bu noktada, etimolojik köken, kelimenin hayatıyla birleşerek bir tür izlek meydana getirir. Nitekim, Williams’ta da kültür, sanayi, sınıf, demokrasi ve sanat; ortak yaşantının kesişimsellikleri üzerinden bir anlam haritası tasarlar. Burada, Williams’ın tabakalar arası ilişkiler bağlamında düşün ve duygu dünyasındaki dönüşümlerin nasıl anlamlandırılabileceğine dair sorgusu ve kavrayışı, kültürü çoklu bir açıyla dokumakta ifadesini bulur. Bakınız, burada kültür, mahrem olanın dünyasına hapsolmaktan kurtularak bireyin toplumsala açılışını kapsıyor. Nihayetinde, kültürün mahrem olanla bağdaştırılması, daha politik nitelikli bir “BİZ”i kapsar alanı da karşılayacaktır. Bir son nokta olarak değil fakat kaçınılmaz bir uğrak olarak böylesi bir kültür tanımı; kamusal ve özel alanın ayırdında şekillenmeye evrildikçe salt bir alan olmaktan kurtulması sonucu özgürleşir Williams’ta. Bununla birlikte, kültür, gündelik hayata dair de bir kapasiteyi kapsar bu ilişkileniş bağlantılarıyla.

Jürgen Habermas ve E.P. Thompson’ın kültürü kavrayış dikkatlerine gelirsek, metin merkezli bir yaklaşımın sonucunda her ne kadar yakınlıklı bir dikkatte kesişir gibi görünseler de farklı tarihsel bağlamlara işaret edişleri noktasında ayrışırlar. Sınıfsalın serimi ve değişimin toplumsal izleği, Thompson’ın XVIII. ve XIX. yüzyıl İngiltere’sinin folk kültürünü mercek tutuşuna dikkat kesilir. Bu tekil bir konumlanışın kıyısından avamın göreneklerini kapsamak üzere modernleşmenin sınır-öteliğine doğru yol alarak açımlanır. Thompson’daki perspektifle kültürü dokumak, piyasayla bireylerin ilişkilenişlerini de merkeze alacak şekilde sanayileşme sürecini içermektedir. Fakat, burada hassasiyetle gözetilmesi gereken noktalardan biri olarak kültür, bu sürecin gündelik hayatın işleyişindeki örüntülerle de görenekleri ortak bir tezgâhta dokur. Thompson’ın üretim ilişkilerini ele alışındaki plep ve patrisyen olmak üzere iki farklı toplumsal fraksiyon, toplumsal formasyonun alımlanış biçimselliğine de vurguda bulunmaktadır. Söz dağarının kısıtından sıyrılarak pleplerde, kültür, direnişin toplumsal alanla kurduğu irtibatlanışla devreye girer. Diğer bir ifadeyle, göreneğin isnat ettiği geçmişten miras folklorik bir izin tek biçimliliği, gündelik yaşamla temas noktasında, anlam bağlamını genişletir kültür özelinde. Gündelik yaşamı içeren akış, çatışkıların toplumsal pratiğinde ifadesini bularak kültürün ikincil bir insan doğası olduğu tezine yakınlaşır. Bu bağlamda Williams’ın kültüre bakışındaki gündelik yaşamın alışkanlıklarla şekillenerek yaşam pratiklerine yansıdığına yönelik dikkatine başvurmak, yerinde olacaktır. Ritüellerin süreğen bir dayanışma biçimini kültürel taşıyıcılık kavramsallaştırmasıyla bir kesişim kümesine davet edişi, direniş biçimlerinin de farklı veçhelerini görünür kılar.

Thompson ve Williams’ın gösterdiği bu kesişimsellik, halkın gündelik yaşam pratiklerini tecrübe edişindeki biriciklikle birlikte, kültürün bir sürecin nüvesi olma hâliyle de temas kurmak üzere kuşaktan kuşağa aktarımın mümkünlüğüne dair bir ele alıştır. Jürgen Habermas’ın burjuva sınıfının doğuşuyla kamusal alanın tarihsel bir formasyon olarak şekillenişi arasında kurduğu bağ ise, toplumsalın değişimine yönelik, kültürün yerini sorgulayışında temellenir. Burjuvazinin yükselişe geçmesiyle kamusal alanın çeperinde gerçekleşen dönüşümün göstergesi, sabit bir mekânsal olandan kopuş göstermek üzere, kültürü bezer. Nihayetinde, tarihsel formasyonun ötesi, bundan böyle yeni mekân örgütlenmelerinde yansımasını bulacaktır. Habermas’ta kamusal olanın edindiği mesele, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda entelektüel mecranın öncülüğünde bir kamuoyu oluşumunu desteklerken kültür; öz, içsel değerleri yahut yalınkat düşünsel ve davranışsal olmayan alanları da odağına alarak özgürleşmek üzere Fransa’daki salonlarda, İngiltere’deki kahvehanelerde, Almanya’daki restoranlarda yeniden dokunur. Bitirirken, Latince yakın kök olarak “inşâ etmek, işlemek, süslemek, bakmak” anlamlarına gelen cultura, colere– “1. Tapınmak; 2. Korumak, yetiştirmek” fiilinde tanıklanan kökenleriyle, kamusal meselelerin tartışmaya açıldığı muhakeme faaliyetinin de bir alanını inşâ ederek görünün farkında dönüşmüştür.

KAYNAKÇA

Thompson, E.P. (2006). Avam ve Görenek: İngiltere’de Geleneksel Popüler Kültür Üzerine Araştırmalar, (Çev., U. Kocabaşoğlu), İstanbul: İletişim.
Habermas, J. (2015). Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, (Çev., T. Bora ve M. Sancar), İstanbul: İletişim.
Williams, R. (2005). Anahtar Sözcükler: Kültür ve Toplumun Sözvarlığı, (Çev., S. Kılıç), İstanbul: İletişim.
Williams, R. (2017). Kültür ve Toplum 1780-1950, (Çev., U. Kocabaşoğlu), İstanbul: İletişim.

  • Türkan Azra Atıcı

    Önerilen Yazılar

    COĞRAFİ KEŞİFLERDE “UYGAR” VE “BARBAR” KADIN TASAVVURU

    Bedenin Coğrafyası: Çıplaklık ve Korse Arasındaki Uçurum     Günümüzde çeşitli araştırmalarda, görsellerde ve eleştirilerde “uygar” ve “barbar” ayrımı üretilirken karşımıza belirli imgeler çıkıyor. Bunların arasında benim açımdan en dikkat…

    devamını oku
    Vaftiz Esaret

    Yaşanmamış bir bütün Sözün yarım kalışıyla Kararır haykırışlar Yenilenen ömürlerle inat gibi Günah gibi Sırf namusuna değer diye Düzeltilmiş bir kurallar bütünü Doğumun masumiyeti Büyümenin vaftiziyle son bulur Bir nizam…

    devamını oku