Direniş Olarak Futbol

“Açık havada ortaya konan
insan sadakatinin krallığıdır futbol”
A. Gramsci
(Galeano, 2017, s.68)

Futbol nam-ı diğer “güzel oyun”, insanlık tarihinin en eski eğlencelerinden biridir. Oyunun kökeni net bir şekilde bilinmese de izleri bin yıllar önceye kadar sürülebilir. Şaşırtıcı bir şekilde, bin yıllara yayılmış koca bir zaman diliminde yer kürenin birçok yerinde, içi saman vb. otlarla doldurulmuş ve dışı deriyle kaplanmış yuvarlak bir nesnenin ayakla vurularak belirlenen yerden geçirilmesi esasına dayalı oyunlar gözlenmektedir. MÖ. 5. yy’da Çin’de oynanan cuju genel görüş olarak futbolun en eski öncülü kabul edilir. Benzer dönemlerde Mısır ve Japonya’da da bu tarz oyunlar olduğu bilinmektedir. Yine MÖ. 5. yy’da Antik Yunan’da mezar taşlarında, insanların dizleriyle ve ayaklarıyla yuvarlak bir nesneye vurdukları tasvir edilen gravürler mevcuttur. Antiphanes’in komedyalarında da bu oyuna yer verilmiştir. Antik Yunan’dan Roma’ya, oradan İngiltere’ye kadar yayılan meşin yuvarlak, 1314 yılında Kral II. Edward tarafından yasaklanana dek kıtaları dolaşmıştır. Kral Edward’ın ayak takımı uğraşı olarak yasakladığı oyun bu dönemde artık futbol olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Toprağa bağımlı serflerin diğer köylerdeki serflerle karşılıklı olarak yaptıkları müsabakalar bazen günler boyunca sürüyordu. Kural olmaksızın topu bir şekilde hedefe taşımaya dayalı bu mücadelelerde ciddi yaralanmalar ve hatta ölümler bile gerçekleşebiliyordu. Köylülerin bağımlı oldukları işleri aksatmalarına sebep veren oyun senyörler açısından “kabak tadı” vermeye başlamıştı. II. Edward’ın futbol yasağını böyle bir sürecin ürünü olarak başladı ve halefleri tarafından sürdürüldü. Yasaklar Ada’da neredeyse 300 yıl yürürlükte kaldı. Diğer yandan ne kadar yasak olsa da insanların güzel oyun tutkusu baskın geldi ve futbol gün geçtikçe yaygınlaşarak kitlelerle buluştu. (Galeano, 2017)

Futbolun modern çağlara ulaşmasında büyük payın “İngiltere’de emekçi sınıfların inatçı durumu” olduğunu söylemek mümkündür. Modern biçimini almasında ise oyunun artık Ada’nın tüm toplumsal sınıflarında karşılık bulmasının etkili olduğunu ifade edebiliriz. Kraliçe Victoria dönemine gelindiğinde, emekçi sınıfların yanı sıra aristokratlar da kitlesel bir şekilde topun peşinde koşmaya başlamışlardı. Futbol aristokrat gençlerin okullarında, üniversitelerinde de en yaygın uğraşısı olmaya başlamıştı. Oyunun bu kadar yaygın bir hal almış olması standartize edilmesi ihtiyacını da beraberinde getirdi. 1846 yılında, farklı eğitim kurumlarından toplanan aristokrat gençler Cambridge Üniversitesinde üzerinde ortaklaştıkları futbolun ilk yazılı kuralları kabul edilen şartları kaleme aldılar. Çerçevesi hala baya geniş ve esnetilebilir olsa da futbol oynama pratiği kitleselleşmeyi sürdürdü. 1863 yılında, on bir futbol kulübünün bir araya gelerek “centilmenlik anlaşması” adını verdikleri kuralları imzalamasıyla, futbol artık adıyla, sanıyla ve kurallarıyla birlikte Futbol Birliği (The Football Association) çatısı altında organize bir yapıya kavuşmuş oldu. (Galeano, 2017)

Futbol Bilinci

“Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” un ayak bastığı her yere kan, barut, göz yaşı ve futbol topunun beraber gittiği zamanlardı… Yer kürenin farklı bölgelerinde gerçekleştirilen ilk futbol müsabakalarının tarafları genelde Kraliyet gemilerinde çalışan işçiler veya sömürge yönetimlerin bürokratları oluyordu. Yerli halkların dahil edildiği maçlar ise iki taraf açısından da içerisinde gizli senaryolar barındıran nitelikler taşıyordu. Bu gizli senaryolarda bir taraf, uygar dünyanın “üstün” kültürünü ve gücünü göstermek amacına taşırken, diğer taraf, karşısında duramadıkları modernize edilmiş savaş tekniklerinin, topun, tüfeğin hıncını on bire on bir eşit şartlarda almanın imkânı bulmuş olarak görüyordu. Söz söyleme ve kendini özgürce ifade etme hakkı gasp edilmiş madunlar, “konuşabilirler mi?” tartışmasının cevabını “futbol oynayabilirler” olarak verdiler. Futbolun sadece futbol olmaktan çıktığı zamanlardı…

Futbol fabrikalarda, tarlalarda ve sömürgelerde ezilenler için kendini ifade etme biçimi anlamına geliyordu. Bütün hayatları bağımlılıkla sınırlanmış kitlelerin kendilerini özgür hissettikleri bir alanı temsil ediyordu. Ezilenler, özgür birey olarak kendilerini tanımak, yeteneklerini göstermek, böylece de kimlik edinmek imkânı futbolla mümkün olmuştu. Futbolun özgürleştirici kimliğiyle tanışan emekçiler “kendinde futbolu aşıp, kendi için futbol oynamaya” başladılar. İşçilerin o dönemde kurdukları en büyük kolektifler, sendikalar ve futbol kulüpleriydi. 1 Mayıs’ın uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak ilan edilmesinden hemen sonra, işçiler futbol kulüplerinin kuruluşunu bugüne denk getirerek işçi sınıfının enternasyonal birliğine bağlılıklarını gösterdiler (Galeano, 2017).

Ezilenlerin futbolu bu denli sahiplenmesi; oyuna kendilerinden parça katarak oynarken huzur bulmaları ve egemenlerle eşit bir zeminde karşı karşıya gelmeleri, egemenlerin sinir uçlarına dokunuyordu. 1915’te Brezilya’da yayınlanan Sports dergisinde “Toplumda yeri olan bizler, bir işçiyle, bir şoförle birlikte futbol oynamak zorunda kalacağız. Böylelikle bu sporla uğraşmak bir zevkten bir fedakarlığa dönüşüyor, eğlenceli olmaktan çıkıyor” diyerek huzursuzluklarını belirteceklerdi (Galeano, 2017, s.64). Egemenler açısından huzur, toplumdaki hakim konumlarını sürdürdükleri; sömürülen kitlelerin mevcut şartlara koşulsuz şekilde itaat ettikleri ve hâkim ilişkileri sorunsuz şekilde sürdürdükleri koşulları ifade ediyordu. Bu yönüyle ezilenlerin her hareketinde itiraz barındıran sivri uçlar törpülenmeli, eşitlikçi karakterler yabancılaştırılmalıydı. Ancak bu şartlar sağlandığında futbol, en nihayetinde halkın afyonu olabilirdi.

Fakat futbol daha ziyade işçilerin “iç çekişi, kalpsiz dünyanın kalbi” olmuştu. Scott’un “sahne arkası konuşma” kavramsallaştırmasının benzeri olarak topa savurdukları tekme çoğunlukla farklı anlamlar barındırıyordu. Gün içerisinde maruz kaldıkları horlanmalara veremedikleri cevabın hıncını meşin yuvarlakla atıyorlardı. Scott, oyunun içerisinde yer alan gizli senaryonun ortaya çıkışını Birmanyalılar örneği üzerinden ifade etmiştir. Avrupa karşıtı duyguların futbol sahasında atılan bir çelmeyle, hakemin bunu görmezden gelmesiyle ve taraftarların gülüşme ve tezahüratlarıyla açıkça dışa vurulduğu an, gizli senaryonun kamusal bir hal almasına karşılık geliyordu. “Beyaz bir adamı dizlerinin üzerine çökerttiğinde, ömür boyu süren hakaretin intikamını tüm beyazlardan” almış oluyordun (Scott, 2018, s.80)

Futbol Siyaseti ve Siyasal Futbol

Futbolun yoksullar tarafından bu biçimde sahiplenilmesinin nesnel sebepleri vardır. Bütün spor dalları içerisinde en sade ve ucuz olanı futboldur. Top her zaman dikişli, 70 cm çapında ve 450 gr. ağırlığında olmak zorunda değildir çünkü. Okul bahçesinde bulunan bir şişe, ormanda bir kozalak, sıkıştırılarak bantlanmış bir kağıt parçası; kale için de iki taş ve dokuz adım zamanı durdurmak için yeterlidir. Üretimin toplumsal niteliğine karşılık, mülk edinmenin özel karakteri gereği mülksüzleştirilmiş kitleler için doğal olarak bu ucuz eğlence, zincirlerinden başka ellerindeki kalan nadir şeylerden biri konumunu almıştır. Yoksullar bu ucuz oyunda kendi özelliklerini yansıtarak kimlik edinmeleri ve kendilerini özgürce ifade etme imkanı bulmalarının yanı sıra oyunun karakterini de belirlemişlerdir. Fakat gelinen noktada, bireysel çıkarı en yüksek değer haline getiren toplumsal ilişkiler, yaşamın her alanında olduğu gibi emekçi sınıfların ve futbolun değerlerini kuşatmış ve yozlaştırmaktadır. Her şeyin alınabilir ve satılabilir meta olarak görüldüğü toplumsal ilişkiler için futbol da tüketim nesnesi haline gelmektedir. Yaşanan bu kuşatma karşısında, futbolun kolektif karakterini ve değerlerini savunmak futbol sahasında direniş üretmek anlamına gelir.

Futbol, nihayetin fizik güce ve kolektif icraya dayanan bir taktik oyunudur. Takımlar, oyun alanına belirli formlarda yayılarak ve belirledikleri taktik gereği rakiplerini domine ederek topu hedef alana taşımaya odaklanırlar. Takımların temel taktikleri, defansta ve ofansta rakiplerin formlarına karşı alternatif formlar geliştirerek sahayı kontrol etmek üzerine kurulur. Bu kontrol işlemi, düzenli ve disiplinli bir şekilde kolektif bir uyum gerektirir. Sahayı dışardan takip eden teknik heyetin vereceği talimatlarla aksayan mevkiler güçlendirilir, hatlar arasında geçişler organize edilir ve rakip saflara dönük hücum ve geri çekilmeler yönlendirilir. Carl von Clausewitz’in ifadesiyle “savaş, sadece siyasetin başka araçlarla devamı” olduğu gibi futbol da siyasetin başka araçlarla devamıdır (Clausewitz, 2015, s45).

Nasıl ki kavramlar, olayları ve olguları nasıl gördüğümüzü, anladığımızı ve yorumladığımızı işaret ediyorsa, pratiklerimiz de o kavrayışlarımızın ürünü olarak ortaya çıkar. Futbol, bu dünya görüşü farklarının, üretilen alternatif kültürel değerler ile ortaya çıkan direnişlerin berrak bir şekilde gözlenebildiği bir alandır. Oyunun içerisinde sergilenen taktiklerden, oyun dışında gösterilen tavırlara ve oyunun saha dışı paydaşlarına kadar geniş bir yelpazede yapılanlar ve yapılmayanlar belirli konum alışları ifade eder. Bu pratikler bütünü ise çelişki, çatışma ve direnişler ile bir bütündür.

César Luis Menotti’nin “sağın futbolu ve solun futbolu” olarak kavramsallaştırdığı “futbol savaşında” amaç ve araçlardan, taktik ve stratejilere kadar derin farklar gözlenir. Her şeyin alınabilir satılabilir meta olarak görüldüğü dünya görüşünde, futbol da tüketim nesnesinden öteye geçmez. Mübadele değeri esas alınan futbol, meta fetişizminden nasibini alır. Kendi gerçekliğinin dışında ona atfedilen fetiş karakteri hakim olur ve böyle bir futbolda konuşulan yalnızca paradır. Dayanışmacı ve kolektif karakteri iğdiş edilmiş bir futbolda tek amaç kar getirecek galibiyetlerdir. Bu galibiyetler için de her yol mübahtır. Birey merkezli kurulan böyle bir oyunda bencil futbolcuların defansta “oyunu oynatmama” esasına dönük ultra savunmacı, ofansta da kontratak taktiğine dayanan bir oyun tarzları vardır. “Oysa solun futbolu, bir yaşam belirtisi anlamında, zekanın en ön sırayı aldığı ve galibiyetin ancak o galibiyetin elde ediliş biçimi oranında değerli olduğu bir yetenek işidir” (Menotti, 2019). Böyle bir futbol, kolektif icraya yaslanır ve amaç galibiyetten çok, iyi bir oyunla galip olmaktır. Taktik ve stratejilerindeki diyalektik bütünlük, amaç ve esaslarına da yansır. Amaç, yeni bir kültürü yaratmak ve büyütmektir. Hem kolektifin parçası hem de şahsiyet olarak var olma esasının hakim olduğu böyle bir oyun disiplinlerarasıdır. Bu disiplinlerarasılık sadece spor teknikleri bağlamında değil duygular ve duyarlılıkları da kapsar. Daha iyi, daha mutlu ve daha özgür bir futbol hayatın her alanına bu talepleri yayar. Karşıtıyla diyalektik bir aradalık ve savaşım içerisindedir.

Sonuç

Maddi yaşamın içerisinde mevcut çelişkiler ve çatışmalar, insan bilincinin ve pratiklerinin tamamında gözlenebilirler. İnsanlık tarihinin en eski oyunlarından birisi olan futbol da bundan azade değildir. Bin yıllara yayılan serüveni içerisinde, futbolun sadece futbol olduğu anlar çok nadirdir. Toplumların büyük sınıfsal kamplara bölündüğü, çatışmalar ve direnişlerin diyalektik bütünlük oluşturduğu modern çağlarda da birçok insani faaliyet alanı doğrudan bu çatışmaların zemini haline gelmiştir. Günümüzde milyarlarca insanın takip ettiği futbol, tarihi, karakteri ve değerleri bağlamından dünya sahnesinde gerçekleştirilen büyük organizasyonlarına kadar politik ve ideolojik çatışmalara müsait zemini barındırmaktadır.

İlk defa dünya futbol turnuvasının yapıldığı 1930 yılından bugüne, her organizasyon hikayesinde futbol, yalnızca futboldan fazlasını barındırır. Tarihin motorunun milletler arası rekabet olduğu tezini savunan milliyetçi ideolojiler, bu tarz organizasyonlarda kendi üstünlüklerinin sağlamasını ararlar. Halklar arası barıştan ve sınıflar arası savaştan yana olanlar içinse bu organizasyonlar, ezilenlerin sesini dünya kamuoyuna duyurmanın farklı bir platformu olarak düşünülür. Futbol içeriğinde bu kavganın malzemesini bolca barındırmakla birlikte hikayesini de yine aynı bollukta üretmiştir.

Son büyük turnuva olarak 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası, iki açıdan örnekleri gündeme sokması itibariyle tarihte yerini almayı başardı. Avrupa’da yükselen göçmen karşıtı aşırı sağcı popülist hareketlerin gölgesinde gerçekleşen turnuvada, Türk sporcu Merih Demiral’in faşist örgüt sembolüyle golünü kutlaması futbol dünyasını harekete geçirdi ve futbolda faşizme yer olmadığı yönünde ortak kararla derhal cezalandırıldı.

Faşizmin milletler arasında mücadele perspektifinin insanlığa yaşattığı acılar hafızalarda yerini korurken “bir daha asla”dan, “bir daha mı?” sorusunu çağrıştıracak şekilde yabancı karşıtlığı ve neofaşist hareketlerin dünya çapında görünür hale gelmesi, toplumsal anlamda birçok özneyi harekete geçirdiği gibi futbol sahasından da safları sıklaştıralım çağrıları eksik olmamıştır. Bir yanda Merih Demiral’ın faşist propagandasına karşılık, Fransa seçimleri öncesi Fransız futbolcuların her maç önü ve maç sonu değerlendirmelerinde yükselen aşırı sağa karşı halkı sandığa yönlendiren antifaşist açıklamaları futbolun direnişe içsel yönünü bir kez daha göstermiştir. Fransa toplumunun futbolcuların çağrısına kulak vermesi ve maçları takip ederken faşizme karşı direnişin sembol sloganlarından biri olan “NO PASARAN!” sloganını kullanmaları bunun göstergesidir. Fransa toplumunda hem yeşil sahada rakiplerine geçit vermemek hem demokratik kazanımlarını gerici faşist bir harekete kaptırmamak için “Allahını seven defansa gelmiştir”.

Toplumsal çelişkilerin keskinleşmeyi sürdürdüğü aktüel durumda yeşil sahalardan daha fazla sesin yükseleceğine tanık olacağımız aşikardır. Sonuçta futbol nadiren sadece futboldur!

“Liberte, Egalite, Mbappe”

KAYNAKÇA

  • Bayat, (2016). Siyaset Olarak Hayat: Sıradan İnsanlar Ortadoğu’yu Nasıl Değiştiriyor. İstanbul: Metis Yayınları
  • Bora, (2018). Çark ve Menteşe. Erişim: 17.06.2024. https://socratesdergi.com/yazi/cark-ve-mentese
  • Clausewitz, V. (2015). Savaş Üzerine. İstanbul: Doruk Yayınları
  • Critchley, (2018). Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz?. İstanbul: Metis Yayınları
  • Foer, (2012). Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar. İstanbul: İthaki Yayınları
  • Galeano, (2017). Gölgede ve Güneşte Futbol. İstanbul: Can Sanat Yayınları
  • Kuper, (2003). Futbol Asla Sadece Futbol Değildir. İstanbul: İthaki Yayınları
  • Menotti, L. (2019). Sağın Futbolu ve Solun Futbolu. Erişim: 17.06.2024. https://bilimveutopya.com.tr/sagin-futbolu-ve-solun-futbolu
  • Scott, C. (2018). Tahakküm ve Direniş Sanatları. İstanbul: Ayrıntı Yayınları
  • Umut Kahraman Ezber

    Önerilen Yazılar

    COĞRAFİ KEŞİFLERDE “UYGAR” VE “BARBAR” KADIN TASAVVURU

    Bedenin Coğrafyası: Çıplaklık ve Korse Arasındaki Uçurum     Günümüzde çeşitli araştırmalarda, görsellerde ve eleştirilerde “uygar” ve “barbar” ayrımı üretilirken karşımıza belirli imgeler çıkıyor. Bunların arasında benim açımdan en dikkat…

    devamını oku
    Vaftiz Esaret

    Yaşanmamış bir bütün Sözün yarım kalışıyla Kararır haykırışlar Yenilenen ömürlerle inat gibi Günah gibi Sırf namusuna değer diye Düzeltilmiş bir kurallar bütünü Doğumun masumiyeti Büyümenin vaftiziyle son bulur Bir nizam…

    devamını oku