Beğeni Perdesindeki Gizin İzini Sürmek: Ayrımın Eşiğindeki Özgürlük Yanılsaması

“Önemli olan şey şu: Beğeni dediğimiz şey, aslında, beğenmemedir. Beğeni; başkalarının beğenilerini beğenmemedir. İnsanlara beğenilerini anlattırmak istiyorsanız, onların hoşlarına gitmeyen şeylerden bahsetmelerini sağlamanız gerekir.”
-Pierre Bourdieu

Anımsanmaya değer bir olgu olarak araştırma nesnesine yönelik tüm eylem ve söylemlerin objektif mesafelenme süzgecinden geçmesi sonucu kavranması, hiç kuşkusuz, kanılarımızla özdeşleşmemizden çokça derinlikli bir kopuşa işaret eder. Üstelik, bu kopuşun tahayyül merkezindeki bir tasavvurla konumlanması bakımından Bourdieu, sosyolojinin önemli bir işlevi varsa, bunun olsa olsa tanımından itibaren rahatsız edici bir içeriğe sahip olduğuna yönelik dikkat kesilmişti. Bourdieu’ye göre sosyoloji; gizlenen ‘şey’in perdesini kaldırır: Yalnızca gizli olan ‘şey’in bilimi yapılabilir. Ve bu sunuş açısından edinilen kazanımın nüvesiyle, perdeyi kaldırarak bazı mekanizmaların işleyişini güçlendiririz. Hatta, Bourdieu’nün ufkunda yol almak üzere ifade edilmelidir ki bu mekanizmalar, ondan fayda sağlayanların fayda sağladıklarının farkında olmadıkları sürece çok daha iyi işlerlik kazanırlar. Beğenilerimiz de böyledir. Bourdieu, beğenilerin serimlenebilmesine ilişkin bir kavrayış noktasında ve “olguların işleyişlerinde barındırdıkları pratik mantığı deşifre edecek bilimsel bir yaklaşım” ortaya koymak adına, ayrımı (La Distinction); toplumsal konumlar uzamı ve yaşam stilleri uzamı arasındaki mütekabiliyet olgusu ve homoloji (eş biçimlilik) kesişimselliğinde ele alır. Kaçınılmaz olarak ayrım, sermaye türlerinin birbirleriyle etkileşimde bulunması sonucu yapılanan toplumsal uzamdaki çok boyutluluğu dokumaktadır. Dolayısıyla, toplumsal tabakalaşma bağlamında ve sınıf ilişkilerinin yapılanışı noktasında kültürel olanın tezgâhı, bu çoklu dokumayı bünyesinde kapsamak suretiyle ayrımın temel tezini, beğeni yargılarının toplumsal eleştirisinde temel olgusunu bulmak mümkünlüğüyle tasarlar.

O hâlde ve dikkatle, tercihlerimiz noktasında kanılarımızla özdeşleşmekten çok beğenilerimizle özdeşleşiriz. Diğer bir ifadeyle, kültürel tercihlerimiz, toplumsal hayattaki pozisyonumuzun dile gelişidir. Böylece, yaygın olarak kabul gören sonsuz güzellik anlayışı, “doğal” beğeni fikrini alt üst eder. Nitekim, beğenilerimiz, bizlere kanılarımızdan daha kuşatıcı bir biçimde ihanet etmektedir. Peki ama, burada tutarlı bir bütünden bahsetmek için tam olarak hangi kavrama gereksiniriz? Bakınız, kendi içinde ve en mükemmel hâliyle yapılanmış bir tutarlılıkla örülü olan olarak bütün fikri, kendisine komşu olan tercihlerden kendisini açıkça sıyırabildiği ölçüde kavramsal ve metodolojik bir düzlem edinir. Bourdieu, bu düzlemin dinamik yapısını daima göz önünde bulundurarak düşünsel mecrâyla olan bağıntısını da sorgular. Bourdieu’nün ileri sürdüğü konumlanışı yeri gelmişken ifade etme ihtiyacı hissediyorum ki “İnsanlar, düşündüklerinden çok daha az özgürdürler.” esasen. Tam da bu noktada, her bir toplumsal öznenin hemen bir altındaki gruba göre tanım bularak oyun içerisinde sıkça tersinmelerle gözlemlendiği bir labirentin dinamiklerinden bahsetmekteyiz. Dolayısıyla, kimi kültler, toplumsalın sınıflandırılması için bir tür işlev yerine getirmeye muktedirse, yegâne olmamakla birlikte bunun binâ edildiği başat bir kavramın yörüngesinde mekik dokuruz: Ayrım (La Distinction).

Şayet, toplumsal sınıflar ve yatay/dikey fraksiyonel diyagramlar arasındaki farkları ele alırken tematik olarak bir betimleme girişimine yelteneceksek, Bourdieu’ye göre de en belirgin veçhesiyle estetik tercihlerimizle dışa vurduğumuz beğeni yargılarımız, sınıflama ilkelerinde temel ifadesini bulacaktır. Zira, fraksiyonel farklılaşma, toplumsal olanın yapısını homolojik bir ilişkilenişle tayin eder. Toplumsal özne, beğeninin ayırdında, toplumsal dünya idrâkini edinerek konumlanışını yapılandırır: “Zevkler, bireylere mevkilerini hissettirir ve sınıflandırma yapanın kendisi sınıflandırır.” (akt. Karademir Hazır, 2013: 245). Burada mevki kelimesinin gelişim biyolojisine değinmek fikrine alıkoyamıyorum. Çünkü konumlanışın toplumsal olanla tepkimesini, kelimenin hayatındaki alımlanış biçimselliğiyle takip etmeyi içimde yeşertiyorum. (ﻣﻮﻗﻊ) i. (Ar. vuḳū‘ “1. Meydana gelmek; 2. Hâsıl olmak”tan mevḳi‘ ) kelimesi, bu tespit ışığında (ﻣﻮﺿﻊ) i. (Ar. vaẓ‘ “1. Bir şeyi koymak; 2.Bırakmak”tan mevżi‘) semantik bağlamından özgürleşebildiği ölçüde sınıflandırma yapabilmeye elverişli. Öyle değil mi? Öte yandan, ayrım, “iki şeyi birbirinden ayırmak işi” (<ayır-ı-m); bir tür (ﺗﻔﺮﻳﻖ) i. (Ar. farḳ “ayırmak”tan tefrіḳ) olarak “1. Birinin üstünlüğünü anlatmak için iki şey arasındaki farkı gösterme” anlamıyla dahi en başından kökeninde ‘bir diğerlik hâli’nin üstünlüğüne hapistir. Bourdieu’nün argümanında açıklıkla geçtiği üzere beğenilerimizde eğer ki özgür değilsek; kelimenin anlam bağlamında, bu argümanı kelimelerin kökenleriyle kavramsal bir zeminde konuşturabilmek ümidiyle ifadelerimde yol almayı arzu ediyorum.

Oysaki beğeni, toplumsal olanı mekânsallaştırarak belirli bir konumlanışı yapılandırıyorsa; toplumsal özne, bir mekân hüviyetinde toplumsalın kendisini kapsaması suretiyle konumlanıyorsa, kendiliğine uygun olanın seçimi noktasında beğeniyi yalınkat bir bilme biçimine indirgemeksizin ama bunun kuşkusunu içtenlikle taşımak üzere tercihini nasıl şekillendirir? Bu noktada Raymond Williams’ın “Kültür, mekâna yaz(-g-)ılı(-dIR).” saptayışını; beğeni ve kültürün etkileşimi dolayımıyla toplumsal olanın mekânsallığı kuşatışı odağında estetik tercihleri, kültürel pratikleri ve hayat tarz(+lar)ını konumlandırabilmek adına duyumsamakta, inanınız, oldukça fayda var. Sınıflayanı sınıflayan olarak beğeni, toplumsal özneleri kimi ayrımlarla konumlandırır. Perdenin gizi tam olarak bu noktada devreye girer ve sınıflandırma sistemleri olarak yansımasını bulan beğenilerle, var oluş koşullarını imleyen toplumsal sınıfların ilişkilenişini tasarlar. Müsaade ediniz, sosyal sistemden etkilenmek üzere onun etkileyicisi olan olarak estetik insanı (homo aestheticus) anımsayalım. Eski Yunanca aisthētá (αισθητά) “1.Duyu organlarıyla algılanabilen şeyler, (görülenler)” sözcüğünden +ikos son ekiyle türetilen kelime, Aisthánō- (αισθάνω) “1. Algılamak; 2. Duymak, duyumsamak” fiilinin nötr hâl çoğuludur. Yunanca fiil kökü, Hint-Avrupa âilesinde yazılı örneğine tesadüf etmediğimiz tipografik glift (asteriks) *awis-/dhyo- “1. Duyu (verme); 2. Kulak (koyma)” fiil kökünden evrilmiştir. Bu biçim-birim, *au- “1. Duymak” fiil köküne değin götürülebilir. Yaratıcılıkla ilişkilendirilen frontal korteks ve bilişsel (kognitif); aynı anlama gelen Latince cognitivus = “gnoscere- “1. Bilmek; 2. Tanımak” fiili + (con+ ön ek)” sözcüğünden alıntıdır ki bu sözcüğün kökeni, bizlere, estetik insanın yapılanışındaki kimyayı fısıldar. Yaratıcı ve beğeniye hüküm verici olanın dönüştürücü alanı olarak kabul gören parietal korkteks, sanatsal yeniden üretimin verimli arazisi (terreno produttivo) olarak belirir. Nitekim, estetik denetim, “homo”nun gelişim sürecine içkin bir yapılanışla kendini vücuda getiren bir tür edim olarak alımlanması sonucu beğeni yargısındaki toplumsal eleştirinin kökenlerine, bu bağlamdaki bir tarihsel formasyon okumasının kapsamıyla imkân tanıyacaktır.

Ayrımın eşiğinde konum almanın tüm risklerini kuşanarak beğeniyi anlamlandırmaya yeltenmek üzere, her türlü belirlenim bir tür yadsımaya alan tanır. Açıkça ve özverili bir dikkat kisvesiyle, beğeniler, kaçınılmaz olarak dehşete düşen derinlikli bir tahammülsüzlüğü kapsayan tiksinti (dégoûts) karşısında, bir tür yargı yazgılanışına işaret ediyor. Üstelik, sıklıkla farkındalığın yoksunluğunda tanımını bulan bir sınıf yargısından söz etmek yeri gelmişken oldukça mümkün. Kültürel hiyerarşiler, sembolik hiyerarşileri sahiden yeniden üreterek meşru kılmayı hâizse, toplumsal olanın edindiği her türlü mesele, fark yaratmak ve ‘bir diğerlik hâli’ne gereksinen meşruluk yitiminin ötesinde konumlanarak var kılınıyor. Beğeninin anatomisini çıkarmak, biçimsel özgünlüğün toplumsal eşitsizlikler ve fraksiyonel taksonomi (táksis τάξις “düzen”: tássō, tag- τάσσω “düzene koymak” fiilinden +sis son ekiyle) noktasında tahakküm ilişkilerinin yeniden üretiminden kendisini inşâ eden olarak kendi içerliğinde politiktir. Hakikatin düşünümsellik ilkesiyle sayıların indirgemeciliğinden kurtulabilmesi, faktöriyel mütekabiliyet analizine gereksiniyorsa, toplumsal olgu, ayrımın imgesinde ifadesini bulacaktır. Teori (theōría θεωρία “görüş, bakış, gözlem”), burada, bir tür iç seyir olarak ve hatta, theoros’un edimi olan olarak theōría; (ﺗﻔﻜّﺮ) i. (Ar. fikr “düşünmek”ten tefekkur) “1. Derinlemesine düşünmek; 2. Fikrî ufukta yolmak üzere düşünmek” kanaatiyle ve beğeninin ayırdında, yaşam tarzı uzamının toplumsal konumlanışı idrâkine varıyor. Kaldı ki Bourdieu’nün epistemolojik konumlanışındaki tasarı, bu bağlamdaki diyalektik bir ele alışın yansımasına içkindir: “Beğeni dediğimiz şey, aslında, beğenmemedir.”

Dahası, “Ben”in anlatısında “yapılandırılmış yapı” olarak habitusu düş(-ün-/-le-)mek, kelimenin tarihsel yaşantısına dair bir değiniye de ihtiyaç duyuyor. XIII. yüzyılın başlarına tarihlenen ve daha ziyade din adamlarının kıyafetlerine işaret etmek üzere kendisine kullanım alanı bulan Eski Fransızcadan ödünç (h-)abit; hemen bir yüzyıl önce Latincedeki habitus “1. Durum, tavır; 2. Görünüm, kıyafet” anlamlarını temsil etmekle birlikte, aslen, geçmiş zaman kipiyle çekimlenen habere- “1. Sahip olmak, tutmak; 2. Giymek, kendini bulmak; 3. Yerleşmiş olmak, yönetmek; 4. Düşünmek, akıl yürütmek; 5. Saklamak” olmak üzere kapsamlı bir dikkati gerektiren kullanım alanlarında kendisini gösterir. Yeniden yapılandırılmış Proto-Hint-Avrupa (PIE) kökleri bağlamında kelimenin morfem tasarısı reaksiyonel metatezle tipografik glift (asteriks) kök *ghabh- “1. Vermek; 2. Almak” fiiline temasla gelişim çizgisini başlatmıştır. Tüm bu kelime kökenleri, içtenlikle inanınız, bizlere kavramların metodolojik haritası için büyük veri kaynakları sunuyor. Çoklukla “giyim” üzerinden XIV. yüzyılın ortalarında (H-)abiter- “1. İkamet etmek; 2. İş yapmak” fiil kökeni, XIV. yüzyılın sonlarına doğru “alışılmış uygulama, alışılagelmiş eylem örüntüleri” anlamında, Latincedeki kullanım alanını genişleterek hem iç hem de dış dünyanın derinlikli var oluş hâlleriyle irtibatlanmıştır. O hâlde, devam edelim ve kelimenin etimolojisindeki fısıltılara birlikte kulak verelim: İçinde üretildiği nesnel yapılanışla pratik alanını kurgulayan bir sistem hattı olarak habitus, henüz en başından ve kendi iç dengesinde konumlanmak üzere farklılıkları örgütlemeye kadir. Toplumsalın izleği, bu ilişkilenişlerin bir yapı dinamiği sunmasınaysa, öte yandan, oldukça uygun bir zemin sunuyor. Bakınız, burada, etimolojiden el alırken toplumsal eyleyicinin pratik alandaki edimini belirli tezâhürler ışığında, toplumsal uzamı bir tür özverili dağılımlarla biçimlendirişi yanılsamasının ince bir işçilikle örmüş olduğu gizin üstündeki perdeyi kaldırmaya gayret ediyorum. Nitekim, Bourdieu, uzamın ana ölçeğini gözeterek alan teorisiyle habitusu açımlarken toplumsal hiyerarşilerin algılanması gerekliliğinin de ayrı bir veçhesini kavramsallaştırır. Dolayısıyla, toplumsal konumların durumunu betimleyen topografya olarak alanın kavramsallaştırılması, konumlanmaların uzamını oluşturan ilişkileniş örüntülerini tesis etmekle birlikte toplumsal topolojinin nesnelci momenti için de ayrıca göreli konumların varlığına gereksinir.

KAYNAKÇA
Bourdieu, P. ([1969] 2021). Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi. (Çev. Derya Fırat, Günce Berkkurt). Ankara: Nika Yayınevi.

Bourdieu, P. (1997). Toplumbilim Sorunları. (Çev: Işık Ergüden). İstanbul: Kesit Yayıncılık.

Bourdieu, P. (2006). Pratik Nedenler. (Çev: Hülya Uğur Tanrıöver). İstanbul: Hil Yayınları.

  • Türkan Azra Atıcı

    Önerilen Yazılar

    Acziyet Ürpertisinin Estetik Katlinde Bildung’un [(ÖZ)+(NE)?] Tasarısı

    Abwärts wend ich mich zu der heiligen, unaussprechlichen, geheimnisvollen Nacht. Fernab liegt die Welt – in eine tiefe Gruft versenkt – wüst und einsamist ihre Stelle. In den Saiten der…

    devamını oku
    2026-1447 Ramazan Defteri Kapanırken: Eşitsizliklerimizin Bilançosunu Çıkarmak

    Ramazan ayı; Sünni Müslümanlar için eşitsizliklerin farkına varılıp giderilmeye çalışıldığı, bunu yaparken de Allah’ın rızasının (rıza-ı ilahi) gözetilerek ibadet edildiği müstesna bir zaman dilimi. Fakat Ramazan’ı anlamlandırma biçimlerimiz yapısal eşitsizliklerin…

    devamını oku