Çoklu krizlerin, savaşların, katliamların,zorunlu göçlerin, soykırımların, yoksulluğun ve derinleşen eşitsizliklerin içinden geçtiğimiz bu dönemde, kimler hayatta kalır? Görünür olanın sınırlarında, başka bir eşiğe mi geldik?
Emperyalizmin,sömürgeci ve çoklu şiddet politikalarının kıskacında şekillenen dünyada;
kamusal alanın dönüşümünü ve dijital mekânların direniş pratiklerinin nasıl kesiştiğini birlikte düşünmeye davet ediyoruz. Güncel dünya gündemiyle temas eden; Batı Asya’dan Güney Amerika’ya, Afrika’dan Arap Yarımadası’na farklı coğrafyalara uzanan küresel bağlamda, yaşam haklarından, emek mücadelesinden, ekoloji haraketlerinden, feminist, queer, vegan ve dekolonyal perspektiflerden barış mücadelelerine kadar geniş bir hattı kapsıyor. Bu bağlamda dijitalden kamusal alana uzanan tanıklık biçimlerini, direniş pratiklerini ve kolektif mücadele hafızalarını tartışmaya açmayı amaçlıyoruz.
Günümüzde dijitalleşmenin sadece bir iletişim ağı olmadığını algoritmik yönetim aklının, verinin ve kodun tahakkümü altında yeniden inşa edilen bir “temsil sahnesi ve bakış rejimi” olduğunu da tartışmaya açmak istiyoruz. Algoritmik tahakküm, kodlar ve verilerin görünüründeki sınıra da dikkat çekiyoruz.
Görünürün Sınırlarında, çünkü bildiğimiz ve kavradığımız, gördüğümüz dünya hızla değişiyor. Bu değişim ve dönüşümün büyük bir boyutu teknolojik “ilerleme” anlatısına dahil oluyor. Dijitalleşme, bir hem-hem de durumu olarak karşımıza çıkıyor. Hem mekanda bulunuş halimiz hem de zamansallık algımız bu bağlamda dönüşüyor. Çabamız dijitalleşmenin kapitalist sermaye ilişkileri dolayımından emeğin, bedenlerin ve doğanın tahakkümüne uzanan görünmeyen şiddetini açığa çıkartmak. Dolayısıyla bu dönüşümün toplumsal, politik, etik ve psikolojik boyutları üzerine düşünmenin kıymetli olduğu inancındayız.
Teknolojik ilerleme anlatısının izinde kim konforla karşılanır? Dünyadaki krizlerle birlikte teknolojinin dönüşüm hızı nasıl beraber okunabilir? İçinde bulunduğumuz makro ve mikro şiddet sarmalını, bu soruların ışığında siber olanla maddi olanın birleştiği sınırda düşünürsek; hangi türün ayrıcalığı konuşur? Siber olanla maddi olanın birleştiği bu yeni sınırda, teknolojinin vadettiği kolaylık, insanmerkezci kibrin bir uzantısı mıdır? Emek sömürüsünün kamusal ve dijital alandaki tezahüründen akarsulara, nesli tükenmek zorunda bırakılan yaşamlara, toprağa, ağaçlara etik sorumluluğumuzu konuşmak istiyoruz. Yaşamın kendisinin kontrolsüz koşullara bırakılmadığı, tahakkümü elinde bulunduranın sınırlarında kopuş iradesini uyandırıp tartışmak istiyoruz.
Farklı perspektiflere yer verirken örneğin arzuların ve bedenlerin dijital ve kamusal alandaki sınırlarından da söz etmek mümkün. Verilerin, kodların ve görünür estetik akımların egemen kıldığı normatifliği eğip bükebilmenin yolları var mı? Burayla beraber dijitalleşme ve kamusal alandaki sabitlenen çerçeveleri düşünmeyi de önemsiyoruz. Kamusal,politik ve dijitalin izdüşümlerinde yaşamın onuru ve çoğulluğu nasıl korunabilir?
İkilemlerin ötesinde, sınırın belirsizleştiği bu siber ve maddi uzam ilişkisinden yola çıkarak yeni etik ve politik ihtimalleri zorlayan tüm akademik çalışmaları, denemeleri ve eserleri bekliyoruz. Savaşlar, krizler ve yoksulluklarla çevrelendiğimiz bugünlerde dijitallemenin ve kamusal alanın görünmez ve görünür kıldığı acılara, yaslara ve kırılganlıklara değinirken, “başka yerin” ve direnişin bu tartışmalara nasıl eklemlenebileceğini tartışmak istiyoruz. Emperyalist, kapitalist, cinsiyetçi ve türcü anlatıların dijital ve kamusal alandaki izdüşümleri karşısında bir arada yaşamın koşulları üzerine “başka kucaklamalara” alan açmak için sizleri Asosyoloji’nin bu yeni sayısına katkı sunmaya davet ediyoruz.


