Chris Hedges: Gazze’nin Açlık oyunları

İsrail’in açlığı silah olarak kullanması, soykırımların her zaman nasıl sona erdiğini gösterir. General Efraín Ríos Montt’un soykırım kampanyası sırasında Guatemala Yaylası’nda planlı açlığın sinsi etkilerini haber yaptım, Güney Sudan’da çeyrek milyon kişinin ölümüne neden olan kıtlığa tanık oldum – yol kenarlarında sıralanan zayıf ve iskelet gibi cesetlerin yanından geçtim – ve daha sonra Bosna savaşında Sırpların Srebrencia ve Goražde gibi bölgelere gıda tedarikini kesmesini haber yaptım.

Osmanlı İmparatorluğu, Ermenileri yok etmek için açlığı bir silah olarak kullandı. 1932 ve 1933 yıllarında Holodomor’da milyonlarca Ukraynalıyı öldürmek için kullanıldı. İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler, gettolardaki Yahudilere karşı açlığı bir silah olarak kullandı. Alman askerleri, İsrail’in yaptığı gibi, yiyeceği yem olarak kullandılar. Varşova Gettosu’ndaki çaresiz aileleri ölüm kamplarına götürmek için üç kilogram ekmek ve bir kilogram marmelat teklif ettiler.

Marek Edelman, “The Ghetto Fights” adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Yüzlerce insanın ‘sürgün edilmek’ için birkaç gün boyunca sırada beklemek zorunda kaldığı zamanlar oldu.” “Üç kilogram ekmek almak için can atanların sayısı o kadar fazlaydı ki, günde iki kez 12.000 kişiyi taşıyan nakil araçları hepsini alamıyordu.”

Ve Gazze’de olduğu gibi kalabalıklar kontrol edilemez hale geldiğinde, Alman askerleri kadınların, çocukların ve yaşlıların zayıf bedenlerini parçalayan ölümcül ateş açtılar.

Bu taktik, savaşın kendisi kadar eskidir.

İsrail gazetesi Haaretz’in, İsrail askerlerine yardım merkezlerindeki Filistinli kalabalığa ateş açma emri verildiğini ve 580 kişinin öldürüldüğünü, 4.216 kişinin yaralandığını bildiren haberi şaşırtıcı değildir. Bu, soykırımın öngörülebilir sonucu, kitlesel imha kampanyasının kaçınılmaz sonucudur.

İsrail, en az 1.400 sağlık çalışanı, yüzlerce Birleşmiş Milletler (BM) çalışanı, gazeteci, polis ve hatta şair ve akademisyenleri hedef alan suikastları, onlarca aileyi yok eden çok katlı apartman bloklarını yerle bir etmesi, Filistinlilerin çadırlarda, brandaların altında veya açık havada toplandıkları “insani yardım bölgeleri”ni bombalaması, BM gıda dağıtım merkezlerini, fırınları ve yardım konvoylarını sistematik olarak hedef alması veya çocukları vuran sadist keskin nişancı ateşi ile uzun zaman önce Filistinlilerin ‘’yok edilmeye layık haşereler’’ olarak görüldüğünü göstermiştir.

2 Mart’tan bu yana Gazze’ye uygulanan gıda ve insani yardım ablukası, Filistinlileri tam bir bağımlılığa sürüklemektedir. Yemek için, katillerine sürünerek gitmek ve dilenmek zorundadırlar. Aşağılanmış, korkmuş, birkaç parça yemek için çaresiz kalan bu insanlar, onurlarından, özerkliklerinden ve iradelerinden mahrum bırakılmaktadır ve bu kasıtlı bir durumdur.

40 yaşındaki Yousef al-Ajouri, Middle East Eye’a Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) tarafından kurulan dört yardım merkezinden birine yaptığı kabus gibi yolculuğu anlattı. Bu merkezler, bir zamanlar 400 yardım dağıtım noktasına güvenen Filistinlilerin ihtiyaçlarını karşılamak için değil, onları Gazze’nin kuzeyinden güneye çekmek için tasarlanmıştır. Pazar günü Filistinlilere Gazze’nin kuzeyini terk etmelerini emreden İsrail, kıyı şeridini ilhakını giderek genişletiyor. Filistinliler, ağır silahlı paralı askerler tarafından denetlenen dağıtım noktalarında, hayvanlar gibi dar metal kanallara sıkıştırılıyor. Şanslı azınlıktan olanlar, küçük bir kutu yiyecek alıyor.

Soykırımdan önce taksi şoförü olan Al-Ajouri, eşi, yedi çocuğu, annesi ve babasıyla birlikte Gazze Şehri’nin ortasına yakın al-Saraya’da bir çadırda yaşıyordu. Çocuklarının ‘’çok aç oldukları için” sürekli ağladıklarını söyleyip çocukları için yiyecek bulmak amacıyla Netzarim koridoruna yakın Salah al-Din Yolu’ndaki bir yardım merkezine gitmişti. Yanındaki çadırda yaşayan komşusunun tavsiyesi üzerine, “hızlı bir şekilde koşabilmek için” bol giysiler giydi. Kalabalık nedeniyle “kimse yardım malzemeleriyle gelen kutuları taşıyamadığı için” konserve ve paketlenmiş ürünler için yanına bir çanta aldı.

Saat 21:00 civarında, “bir mühendis ve bir öğretmen” ile “10 ve 12 yaşlarında çocuklar” dahil olmak üzere beş erkekle birlikte yola çıktı. İsrail ordusu tarafından belirlenen resmi yolu kullanmadılar. Resmi yol üzerindeki yardım noktasına toplanan büyük kalabalıklar, çoğu kişinin yiyecek alabilecek kadar yaklaşamamasını sağlıyordu. Bunun yerine, İsrail ateşine maruz kalan bölgelerde karanlıkta yürüdüler ve çoğu zaman görülmemek için sürünmek zorunda kaldılar.

Sürünerek ilerlerken etrafa baktım ve şaşkınlıkla, bizimle aynı tehlikeli yolu izleyen birkaç kadın ve yaşlı insan gördüm,” diye açıkladı. “Bir anda, etrafımda yoğun bir ateş açıldı. Yıkılmış bir binanın arkasına saklandık. Hareket eden veya dikkat çeken herhangi bir hareket yapan kişi, keskin nişancılar tarafından hemen vuruluyordu. Yanımda, telefonundaki el fenerini yol gösterici olarak kullanan uzun boylu, açık saçlı bir genç adam vardı. Diğerleri ona el fenerini kapatması için bağırdı. Saniyeler sonra vuruldu. Yere yığılmıştı ve kanlar içinde yatıyordu, ama kimse ona yardım edemedi. Birkaç dakika içinde de öldü.”

Yol boyunca İsrail askerleri tarafından vurularak öldürülen altı cesedin yanından geçmişti.

Al-Ajouri, yardım dağıtımı için belirlenen saat olan sabah 2’de merkeze ulaştı. Önünde yardım dağıtımının başlamak üzere olduğunu gösteren yeşil bir ışık gördü. Binlerce kişi ışığa doğru koşmaya başladı, itişip kakışıyor, birbirlerini ezip geçiyorlardı. Kalabalığın arasından zorla geçerek yardıma ulaştı.

“Yardım kutularını aramaya başladım ve pirinç gibi hissettiren bir torba aldım” dedi. “Ama tam o sırada, başka biri onu elimden kaptı. Tutmaya çalıştım, ama bıçağıyla beni bıçaklamakla tehdit etti. Oradaki çoğu insan, ya kendilerini savunmak ya da başkalarından çalmak için bıçak taşıyordu. Sonunda dört kutu fasulye, bir kilo bulgur ve yarım kilo makarna almayı başardım. Birkaç dakika içinde kutular boşaldı. Oradaki çoğu insan, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dahil olmak üzere, hiçbir şey alamadı. Bazıları diğerlerine paylaşmaları için yalvardılar ama kimse elde etmeyi başardıklarını vermek istemedi.”

Kargaşayı denetleyen ABD tarafı ve İsrailli askerler gülerek kalabalığa silahlarını doğrulttular. Bazıları telefonlarıyla çekim yaptılar.

“Birkaç dakika sonra, kırmızı duman bombaları havaya atıldı,” dedi. “Biri bana bunun bölgeyi tahliye etme sinyali olduğunu söyledi. Ardından yoğun silah sesleri başladı. Ben, Khalil ve birkaç kişi, arkadaşımız Wael yolculuk sırasında elini yaraladığı için Nuseirat’taki al-Awda Hastanesine gittik. Hastanede gördüklerim beni şok etti. Odalardan birinde en az 35 şehit yerde yatıyordu. Bir doktor bana hepsinin aynı gün getirildiğini söyledi. Her biri yardım merkezinin yakınında sıra beklerken başlarından veya göğüslerinden vurulmuştu. Aileleri, yiyecek ve malzemelerle eve dönmelerini bekliyordu. Şimdi ise cesetler haline gelmişlerdi.” dedi.

GHF, Mossad tarafından finanse edilen ve İsrail Savunma Bakanlığı’nın bir kuruluşudur. GHF, CIA ve ABD Özel Kuvvetleri’nin eski üyeleri tarafından yönetilen UG Solutions ve Safe Reach Solutions ile sözleşme yapmaktadır. GHF’nin başkanı, Donald Trump ve Benjamin Netanyahu ile yakın bağları olan aşırı sağcı Hıristiyan Siyonist Rev. Johnnie Moore’dur. Örgüt ayrıca yardım merkezlerinde güvenlik sağlamak için Hamas karşıtı uyuşturucu kaçakçılığı çeteleriyle sözleşme yapmıştır.

Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nın (UNRWA) eski sözcüsü Chris Gunness’in Al Jazeera’ya söylediğine göre, GHF bir “yardım aklama” yöntemidir—gerçekleri maskelemek için kullanılan bir stratejidir. Gerçek şudur: “İnsanlar teslim olmaya zorlanmak için aç bırakılıyor.”

İsrail, soykırımı sürdürmek için silah sağlayan ABD ve Avrupa ülkeleriyle birlikte, Gazze’deki sivillerin acil olarak korunmasını ve insani yardımın yaygın bir şekilde sağlanmasını talep eden Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) Ocak 2024 tarihli kararını görmezden gelmeyi tercih etti.

Haaretz gazetesi, “Bu bir ölüm tarlası: IDF askerlerine insani yardım bekleyen silahsız Gazzelilere kasten ateş açma emri verildi” başlıklı makalesinde, İsrailli komutanların askerlere, kalabalığı yardım merkezlerinden uzak tutmak veya dağıtmak için ateş açma emri verdiğini bildirdi.

Haaretz, “Dağıtım merkezleri genellikle her sabah sadece bir saat açık oluyor” diye yazıyor. “Bölgelerinde görev yapan subay ve askerlere göre, IDF, açılış saatinden önce gelen insanlara yaklaşmalarını engellemek için ateş açıyor veya merkezler kapandıktan sonra da onları dağıtmak için ateş açıyor. Bazı ateş açma olayları gece, açılış saatinden önce, bazı sivillerin belirlenen alanın sınırlarını görememiş olması muhtemel olan bir saatte gerçekleşiyor.

Bir asker Haaretz’e “Burası bir ölüm tarlası” dedi. “Görev yaptığım yerde her gün bir ila beş kişi öldürüldü. Onlara düşman güç gibi davranılıyor — kalabalık kontrol önlemleri yok, göz yaşartıcı gaz yok — sadece ağır makineli tüfekler, el bombası fırlatıcıları… Havan topları gibi akla gelebilecek her türlü silahla ateş açılıyor. Sonra merkez açıldığında ateş kesiliyor ve yaklaşabileceklerini anlıyorlar. Ateşli silahlar burada iletişim yöntemi demek oluyor.

“Sabahın erken saatlerinde, birkaç yüz metre uzaktan sıraya girmeye çalışan biri olursa ateş açıyoruz ve bazen yakın mesafeden onlara saldırıyoruz. Ancak kuvvetler için herhangi bir tehlike yok,” diye açıkladı asker, “Karşılık ateş açıldığına dair tek bir örnek bile bilmiyorum. Düşman yok, silah yok.”

Yardım noktalarındaki konuşlanmanın “Tuzlu Balık Operasyonu” olarak bilindiğini söyledi. Bu isim, İsrail’de çocukların oynadığı “Kırmızı ışık, yeşil ışık” oyununa atıfta bulunuyor. Bu oyun, Güney Kore’nin distopik gerilim dizisi Squid Game’in ilk bölümünde yer almıştı. Dizide, maddi sıkıntıda olan insanlar para için birbirleriyle savaşırken öldürülüyordu.

İsrail, Gazze’deki sivil ve insani altyapıyı yok etti. Yarım milyonu açlıkla karşı karşıya olan Filistinlileri çaresiz bir sürüye dönüştürdü. Amaçları ise Filistinlileri kırmak, onları uysallaştırmak ve Gazze’yi terk edip bir daha geri dönmemeleri için ikna etmek.

Trump yönetimi ateşkes hakkında konuşuyor. Ama aldanmayın. İsrail’in yok edecek başka bir şeyi kalmadı. 20 aydır sürdürdüğü yoğun bombardıman Gazze’yi ay yüzeyine çevirdi. Gazze yaşanmaz hale geldi, Filistinlilerin beton parçaları ve lağım çukurları arasında yaşadığı, yiyecek, temiz su, yakıt, barınak, elektrik, ilaç ve hayatta kalmak için gerekli altyapıdan yoksun, zehirli bir çöl haline geldi. Gazze’nin ilhakının önündeki son engel Filistinlilerin kendileri. Onlar birincil hedef. Aç bırakma ise tercih edilen silah.

Bu metin Chris Hedges tarafından yazılan Scheerpost sitesinde yayınlanan

‘’Chris Hedges: Gaza’s Hunger Games’’ isimli yazıdan çevrilmiştir. Orjinal Yayın Tarihi: 30 Haziran 2025

https://scheerpost.com/2025/06/30/chris-hedges-gazas-hunger-games/

Chris Hedges, Amerikalı bir gazeteci, yazar, savaş muhabiri ve sosyal eleştirmenidir. Özellikle emperyalizm, savaş, kapitalizm karşıtlığı ve insan hakları üzerine yaptığı eleştirel yazılar ve kitaplarla tanınır.

  • Asosyoloji Dergi

    Önerilen Yazılar

    ÇİFTE ÖLÜM (Double Death), Deborah Bird Rose (New South Wales Üniversitesi)

    🎧 Yazıyı Dinle Ölüm, tek hücreli bazı organizmalar hariç, yeryüzündeki yaşam deneyiminin öylesine ayrılmaz bir parçasıdır ki, kendime şu soruyu sormadan duramıyorum: “Antroposen” olarak adlandırmaya başladığımız bu çağda, etrafımızı saran…

    devamını oku
    “Kalbimde devasa bir acı”: Doğu Kudüs’te Filistinlilerin tahliyeleri artıyor 

      İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün Silvan mahallesindeki Batn el-Hava bölgesinde yüzlerce Filistinli aile evlerinden zorla çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya. İsrail Yüksek Mahkemesi, 28 aileden 150 kişinin tahliyeyi durdurmak için yaptığı son itirazları reddetti. Toplamda…

    devamını oku