Diren Lubunya

Cis-hetero patriyarkal sistem ve heteronormatif devlet. aygıtları, lubunyaları sadece kriminalize etmekle kalmıyor aynı zamanda tarihten bugüne özneleri “normallik” adı altında silmeye, dönüştürmeye ve susturmaya çalışıyor. Oysa lubunya olmak, dayatılan bu ikili cinsiyet sistemine, toplumsal cinsiyet rollerine, cis-heteroseksizme ve patriyarkal tahakküme karşı bizzat onurla direnmektir, aynı zamanda “normallik” kavramı, ayrıcalıklı konumlarından mücadele öznelerini kriminalize etmeye çalışanların tahakküm aracıdır. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda “Diren Lubunya!” demek, sadece bir slogan değil; psikolojik olarak hayatta kalmanın, travmaya rağmen var olmanın, sevmenin ve dayanışmanın adıdır. Polis ablukaları, yürüyüş yasakları, LGBTIQ+ dernek ve dayanışma ağlarının kapatılması talepleri, okul müfredatlarında ayrımcılığın yeniden üretilmesi, hormona erişimin kısıtlanması gibi homofobik-transfobik temelli talep ve tutumlar, sistematik ve yapısal şiddet biçimleridir. Bu şiddet, lubunyaların gerek bedenini gerek zihnini gerekse yaşama dair olan birçok duygu ve davranışlarını disipline etmeyi ve “görünmezleştirmeyi” hedefler,kısaca öznelere, yaşamayı yalnızca nefes almaktan ibaret zannettirmeye çalışır, lubunyaların ellerinden özgürce yaşama hakkını almaya çalışır. Ayrıca bu şiddet, kesişimsel açıdan zulme uğrayan bütün mücadele öznelerinden de bağımsız değildir. Yani, iktidar ve mekanizmalarınca “aile yılı” adı altında homofobik/transfobik yasa tasarıları ile LGBTIQ+ öznelerin varoluşu ve “toplumsal cinsiyet” kavramının kriminalize edilmeye çalışılması ile sendika başkanlarının, öğrencilerin, gazetecilerin hukuksuzca tutsak edilmesi, polis tarafından işkenceyle gözaltına alınan ve gözaltında kadın+ların, lubunların cinsel şiddete maruz kalması ile trans öznelerin Bayram Sokakta evlerinin mühürlenmesi ve şiddete maruz kalması, polis saldırısı ile engellenmeye çalışılan onur yürüyüşleri ile yine Sabancı’nın selamını getiren polisler tarafından saldırıya uğrayan işçi-emekçilerin grevleri birbirinden bağımsız değildir. Ama LGBTIQ+ özneler okulda, derste, sırada, sokakta, hastanelerde, evlerde, yaşamın her alanında görünür oldukça, bu iktidar mekanizması ve sistematik devlet şiddeti çözülmeye başlar. Lubunyaların kurduğu ev içi dayanışma ağları, sokaklardaki varoluşları, onur yürüyüşlerinde onca barikat ve polis/devlet şiddetine karşın ”her yürüyüşümüz onur yürüyüşüdür!” şiarıyla yürümeleri, Hande Kader, Eylül Cansın, Okyanus Efe Özyavuz, Didem Akay, Ayaz Utku Karakulak, Sarah Hegazy ve daha nice yaşamları, göz bebeklerindeki sevinçleri ellerinden alınan lubunyaların isyanıyla, yasıyla “nefrete inat yaşasın hayat” şiarının ilmek ilmek örülmesi, bütün bunların tümü kolektif travmaya karşın yaratıcılıkla ve dayanışmayla yeniden üretilen kolektif iyileşme pratikleridir. Yalnızca bireysel bir yaşama ve yaşatma eylemi değil, birbirimizin sesine, sözüne ve hikayesine kulak vermek, her lubunya varoluşu, her yürüyüş, her eylem, her ev içi dayanışma, her şarkı ve her slogan, bu düzenin bizlere dayatmaya çalıştığı suskunluğa karşı bir cevaptır. Çünkü biliyoruz ki: Dayanışma Yaşatır.

Ve tam da bu yüzden:

DİREN LUBUNYA

 

  • @normallikkurgudur

    Önerilen Yazılar

    COĞRAFİ KEŞİFLERDE “UYGAR” VE “BARBAR” KADIN TASAVVURU

    Bedenin Coğrafyası: Çıplaklık ve Korse Arasındaki Uçurum     Günümüzde çeşitli araştırmalarda, görsellerde ve eleştirilerde “uygar” ve “barbar” ayrımı üretilirken karşımıza belirli imgeler çıkıyor. Bunların arasında benim açımdan en dikkat…

    devamını oku
    Vaftiz Esaret

    Yaşanmamış bir bütün Sözün yarım kalışıyla Kararır haykırışlar Yenilenen ömürlerle inat gibi Günah gibi Sırf namusuna değer diye Düzeltilmiş bir kurallar bütünü Doğumun masumiyeti Büyümenin vaftiziyle son bulur Bir nizam…

    devamını oku