Bir İlerleme Kavramı Sorunsalı: İran İslam Devrimi ve Kadın Hakları Mücadelesi

İlerleme kavramı tarih boyunca hem felsefe dünyasında hem de diğer sosyal bilimlerce bir anlam arayışı içerisinde olmuştur. Kurgulanmış bir kavram mı yoksa tarihsel bir süreçte katmanlı olarak sıralanan bir kavram mı olduğu konusu hakkındaki tartışmalar günümüze kadar uzanmaya devam etmiştir. Bu tartışmaların zeminini oluşturan bir diğer önemli mesele de ilerleme kavramının tarihsel olarak nereden ortaya çıktığı konusu olmuştur. 

Batı medeniyetlerinin oluşumlarında önemli bir yer taşıyan ilerleme kavramının ortaya çıkışında birden fazla fikir öne sürülmüştür. Bu fikirlerden birçoğu ilerleme kavramının modern dönemde ortaya çıkıp Aydınlanma döneminde oluşumunu tamamladığı yönünde olmuştur ancak incelediğinde Grek ve Romalılara kadar uzanan bir tarihi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kavramın Batı medeniyetlerinin temeli olarak görmemizin altında yine Batı medeniyetlerinin yıllarca süregelmiş olan sömürü politikaları ve bu kavrama karşı bakışımızı yönlendirici çalışmaları yer almıştır. Batı’nın sömürgeci politikaları ilerlemeyi kendisinin öncülüğüne çevirmeye çalışmıştır. Kendisinden olmayanı geride kabul etmiş ve kıstas olarak hep kendisini öngörmüştür hatta öyle ki daha önceki dönemlerde yapılmış/keşfedilmiş şeyleri dahi tekrardan kendisine alıp ilk defa bu “ilerlemeyi” kendileri kat etmiş gibi bir rol dahi oynamıştır. “Batılılaşmak” fikri her zaman “ileri olmayı” öngörmüştür. Peki nedir bu Batı’nın ilerisi?

Batı medeniyetleri ilerleme kavramını kendi normları üzerinden kurgulayarak sahte bir gelişme fikrini senelerce tüm dünyaya empoze etmiştir. Dünyanın farklı bir yerinde bambaşka ilerlemeler kat edilirken Batı’nın seyrine uymayanlar geri kabul edilmiş ve Batı’nın ilerisinde olabilecek herhangi bir oluşumun varlığına izin verilmemiştir. Hatta öyle ki Batı’nın sömürgesi altında olan toplumların “ilerlemesi” dahi engellenmiştir.

Bu yazının temel amacı Batı’nın ilerleme kavramının dünya üzerindeki öbür toplumlarla arasındaki tezatlığını açıklamak ve Batı’nın bu sömürgeci emperyalist bakışına bir eleştiri kazandırmaktır.

Batı’nın İlerlemeci Politikası ve Öteki Olana Bakış

Batı medeniyetlerinin ilerlemeci politikalarına bakıldığında karşılaşılan şey sadece teknolojik gelişmeler ve çeşitli keşifler değildir. Batı, ilerleme kavramını çok daha yayılmacı, çok daha geniş bir perspektiften ele almaktadır. Bu bağlamda ilerleme fikrini dayattığı bir diğer önemli nokta kültür dayatmasıdır. 

Sömürgeleri üzerinde sürdürdüğü politikalardan birisi olan bu kültür dayatması kendisinden olmayan toplumları aşağı görme ve “geride olanı ileriye taşıma” düşüncesini temele alır. Bu yapılan politika diğer toplumun kültürünü yok saymaktan öteye geçmez. Öyle ki sömürge yarışı içerisinde birçok Avrupalı devlet sömürgelerine karşı bu politikaları uygulamaktan geri çekilmemiştir. 

Buna bir somut örnek olarak Fransa’nın Cezayir üzerinde kurmuş olduğu asimilasyon çalışmaları örnek verilebilir. 1827-1830 yılları arasında halihazırda Osmanlı hükümetine bağlı olan Cezayir Fransa’nın işgali altına girmiştir. Direnişleri 1903 yılına kadar devam etmiş olsa da 1962 yılına kadar Fransa’nın sömürgesi altında kalmaya devam etmişler ve tam bağımsızlıklarına 1962 yılında ancak kavuşabilmişlerdir. Bu süre zarfı içerisinde Fransa, öncelikli olarak Cezayir’in diğer Avrupalı devletlerin kontrolüne girmesini önlemek maksadıyla siyasi ve kültürel bir çalınmanın içine girerek Cezayir’in yerli halkını, kolonileri, misyonerleri ve askerleri vasıtası ile Fransızlaştırmayı ve Hıristiyanlaştırmayı hedeflemiştir. Bu kültür asimilasyonu çalışması ile Batı’nın ilerlemeci politikasının altında yatan asıl amaç gözler önüne serilmiş olur. Bağımsızlığını 1962 yılında ilan etmiş olsa dahi günümüzde Cezayir topraklarına, eğitim sistemlerine bakıldığında hala daha Fransa’nın sömürge izlerini görmek pek mümkündür. Kendi kültürü senelerce dışlanmış bir toplum olarak kültürünü tekrardan eski halinde yaşamak oldukça zor bir iş olmasına karşın Fransız etkisini silmek de bir hayli zordur. 

Bu kültür asimilasyonu çalışmaları sadece Fransa-Cezayir ilişkileri ile kalmamış birçok ülke benzer politikaları sömürgeleri üzerinde sürdürmüştür. Tüfek, Mikrop, Çelik’te Jared Diomond ilerleme kavramının ötekiler üzerindeki etkileri konusunda Yeni Gine’de yaşayan yerlilerin üzerinde kurulan Amerika sömürgesiyle kendilerine ait olan topraklarda nasıl ötekileştirildikleri ve ilerlemelerinin nasıl hiçe sayıldığı anlatılmaktadır. 

Öteki olana bakış, buradan bakıldığında kör bir bakış olarak karşılanır. Öteki olanın kültürüne bakılır ama görülmek istenmez, ilerlemesine bakılır ancak kendisiyle aynı çizgide değilse o bir ilerleme değil bir geride kalmışlık örneğidir. Peki ilerleme hep aynı hızda mı ilerler?   

İlerlemenin İlerlemesi

İlerleme kavramı kendi içerisinde de bir ilerleme süreci geçirmektedir. İlerlemenin ilerlemesi hususunda akla gelmesi gereken ilk soru belki de şudur: Her toplum aynı hızda mı ilerler?

İlerlemenin hızı her toplumda farklı bir çizgide olsa dahi bu konudaki genel görüş ilerlemenin belli bir norm çevresinde olması gerektiği konusundadır. Kıstas alınan ilerleme hızı (Batı medeniyetinin ilerlemesi) yetişilmesi gereken hız olarak bizi karşılar. Bu konudaki dönemin en etkili düşüncelerinden bir tanesi de August Comte’un 3 Hal Yasası olmuştur. Toplumların ilerlemesini üç aşamada inceleyen Comte bu üç aşamayı teolojik, metafizik ve pozitif aşama olarak ele alır. Tüm toplumların sırasıyla bu üç aşamadan geçeceğini ve bu üç aşamanın sonunda ilerlemeye erişebileceklerini Savunur. Bu üç aşamada en sona koyduğu ilerlemeye erişmek noktasında da kıstas olarak öne sürdüğü Batı’nın pozitivizmine erişmek olacaktır. 

Comte gibi birçok düşünür yine aynı şekilde ilerlemenin son durağı olarak Batı’ya erişmeyi temele alır ve Batı’nın sömürgeleri üzerinde kurmuş olduğu bu baskılar bir noktada kendilerince aklanmış, düşünürler tarafından onaylanmış olur. Böylece ilerlemenin ilerlemesi hususunda birçok kavram sorunsalı doğmuş olacaktır. 

İran İslam Devrimi Öncesi İran

İlerlemenin kendi karmaşası içerisinde, var oluşundan yönüne kadar birçok husus tartışmalara yol açmıştır. Bu tartışmaların öznesi olan bir diğer konu ise İran İslam Devrimidir.

 İran İslam Devrimini incelemeye başlanmadan önce devrim öncesi İran’ın durumu ele alınmalıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İran Britanya ve Sovyetler ile yakın ilişkiler geliştirmiş ve onların da desteğiyle Pehlevi önderliğinde monarşi sistemi düzeni kurulmuştur. İran toprakları, konumu, petrolleri bakımından o dönemde sömürge yarışı içerisinde olan bu iki ülkenin gözdelerinden birisi haline gelmiş ve özellikle İngiltere başta olmak üzere İran büyük bir Batı etkisi altında girmiştir. Alınan birçok kararda arka planda İngiltere’nin etkisi kendisini çokça hissettirmiştir.

Seneler boyu İngiltere etkisinde Pehlevi yönetimi ile yönetilen politikaların çoğu Batıcılık ilkesi üzerinden bir ilerleme düşüncesiyle alınmış sahte bir Batı ülkesi yaratılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalardan en çok öne çıkanı da Beyaz Devrim olarak adlandırılan İran’ın ekonomisin kalkındırılmasına yönelik politikaların uygulandığı bir devrim hareketi olmuştur. Bu devrim hareketinin tüm siyasi gerekçelerinin yanı sıra Batılılaşma ve modernleşme yolunda atılan bir adım olduğuna da inanılmaktadır. Ancak devrim sonrası pek de beklenilen gibi olmamış İran’da bir ekonomik kriz ve kültürel bir çatışma baş göstermiştir.

1979 İran İslam Devrimi ve Kadına Bakış

Halkın bu bahsedilen “modernliğe” hazır olmaması, kendi kültürlerini yaşayamamaları, emperyalist sistem içerisindeki sermaye sahiplerinin “Batı ilericiliğini” yaşayıp halkın kapitalizmin altında eziliyor olması gibi nedenlerle yeni bir devrim ayaklanması temeli oluşmaya başlamıştır. Tüm bu nedenlerin yanı sıra devrimin ön ayağı olmuş en önemli etken dini konular olmuştur. Kültürel açıdan halkın büyük bir kesimi muhafazakâr zemine oturtulmuş bir düzene sahiptir ve bu yaşanan gelişmeler ile ekonomik anlamda zedelenmenin yanı sıra manevi bir zedelenmenin izleri de hissedilmeye başlanmıştır. Tüm bu nedenleri ayrı ayrı savunan gruplar yani dini-solcu gruplar bir araya gelmiş ve İran İslam Devrimi’nin temelleri ayaklanmalar ile atılmaya başlanmıştır.

Halkın düşüncelerinden çokça etkilendiği ve bir yandan da devrimin öncüsü olan Humeyni bu dönemde Şah yönetimine karşı olan tutumundan kaynaklı sürgün edilmiş olmasına karşın devrim başladığı andan itibaren devrimin en önemli sembolü ve yürütücüsü haline gelmiştir. 

Sisteme karşı toplu olarak ayaklanan halkın tepkisi cevapsız kalmamıştır ve 1979 yılında Şah’ın yurt dışına kaçması ile yönetim düşmüş ve Humeyni’nin önderliğinde İslam Devrimi gerçekleşmiştir. Humeyni dini bir lider olarak öne çıkan bir karakter olmasıyla beraber görüşleri de bu çizgide ilerlemiş ve 1979 yılı sonrasında İran’ın o güne kadar yapmış olduğu tüm “ilerleme” politikaları “geriye doğru” yönelmeye başlamıştır.

Alınan kararlar tüm halkı çokça etkilerken halkın içinden bu kararlardan en çok etkilenen kesim kadınlar olmuştur. Humeyni geldiği andan itibaren yürüttüğü politikasında kadınlara yönelik her türlü kısıtlayıcı kararı almış ve şeriat kanunları ile bu kararlara yasal dayanaklar sağlamıştır. Başörtü zorunluluğu gelmiş, kadınlar eşlerine sormadan dışarıya çıkamaz olmuş, oy verme hakları ellerinden alınmış hatta hukuk önünde şahitlikleri ancak iki kadın bir araya geldiğinde bir erkeğinkine eşit olacak şekilde düzenlemeler yürürlüğe girmiştir. Tüm bu anayasal eşitsizlikler İran’da kadın haklarının geldiği noktayı anlatmaktadır

1979 yılı öncesi, sonrası ve günümüz göz önüne alındığında İran’ın kadın hakları mücadelesinde geldiği nokta derin bir şiddet döngüsünü gözler önüne seriyor. 2022 yılında başörtüsünü “uygun” takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve gözaltında hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ardından İran’da geniş çaplı protestolar ortaya çıktı. Bu gelişme yalnızca yerel bir tepki değil, aynı zamanda enternasyonal bir kadın dayanışmasının da fitilini ateşledi. İranlı kadınlar uzun süredir sinemalarıyla, müzikleriyle, yazdıkları kitaplar ve verdikleri röportajlarla seslerini duyurmaya çalışıyordu. Mahsa Amini’nin gözaltı sürecinde yaşamını yitirmesi, yıllardır bastırılmaya çalışılan kadınların taleplerini uluslararası düzeyde görünür kıldı ve küresel dayanışma çağrılarını beraberinde getirdi. O günden bu yana tüm baskılara rağmen mücadelelerini sürdürmeye devam ediyorlar. Şiddete karşı ayağa kalkmış olmalarına karşın mevcut İran hükümeti protestolara yine şiddetle karşılık verdi ve birçok kadın daha yaşamını yitirdi. Bugün hâlâ süren bu direniş, geçmişe dönüp bakıldığında tarihsel olarak katman katman örülmüş, bedeli ağır ödenmiş bir mücadelenin devamı niteliğinde.

Şiddete karşı ayaklanmış olmalarına karşın mevcut İran hükümeti yine bu protestolara şiddetle karşılık vermiş, birçok kadının daha ölümüne yol açmıştır. İran’da devam eden protestolar geçmişe doğru dönüp bakıldığında katmanlı olarak ilerlemiş ve bu zamana gelene kadar çokça acı çekilmiş ve çekilmeye de devam ediyor. 

Sonuç

Tüm bu anlatılanlara bakıldığında yıllarca Batı’ya yönelmeye çalışılmış, Batı’nın ilerisi kıstas alınmış ancak bu çalışmalar toplumun yapısı hiçe sayılarak yapıldığında da büyük bir devrimle patlak vermiştir. Bu devrimin sonucunda alınan tüm kararlar da Batı’ya duyulan bu öfkeye karşılık Batı’nın tam zıttı olacak şekilde ve dini temellere oturtularak alınmıştır. Comte’un vermiş olduğu teoloji-metafizik-pozitivizm üçlemesi döngüsel bir şekilde tekrar teolojiye doğru dönüş sağlamıştır. 

Buradan görülecek olan en önemli sonuçlardan bir tanesi ilerleme kavramının yanıltıcılığı olmalıdır. Tüm toplumların aynı hızda ilerleyemeyeceği ve eğer bu yapılmaya zorlanırsa ne gibi sonuçlarla karşılaşılacağı İran Devrimi örneğinde açıkça gözler önüne serilmiştir. Aceleci davranılarak, bir topluma baskı kurarak o toplum kendine benzetilmeye çalışıldığında toplumun bazı kesimleri tarafından başlayan ayaklanmaların sebebi olmak o toplumun bugünkü geldiği noktanın en büyük sorumlularındandır. Bir toplumun kültürünü, yargılarını hiçe sayarak kendindekini asimile etme çalışması içine girildiğinde o toplumun buna karşı olan geri dönütü hem o topluma dahil olan kesimleri hem de dahil olmasa bile dünyanın başka bir yerinde aynı baskıları yaşayan öbür toplumları etkilemektedir. 

İlerleme kavramının geçmişten bugüne gelmiş olduğu noktada hangi kesimlerde ne denli bir hızla hangi yöne doğru olduğu noktası burada çelişkili bir biçimde ortaya çıkmıştır. Sanılanın aksine her toplum yıllar geçtikçe Batı’nın normlarına yaklaşmaz; aynı hızda “ilerlemez”. Bugüne kadar Batı’nın ilerlemeye öncü olduğu görüşü de burada Batı’nın sebebiyet verdiği hasarların toplumları ileriye mi götürdüğü yoksa geriye doğru mu ilerlettiği konusunda düşündürmeye götürür. 

Batı medeniyetleri ne ilerlemenin öncüsüdürler ne de ilerlemeyi sağlayan yapılardır. Kendi normatifleri üzerinden toplumlara baskı kurarak iç karışıklıklara sebep olmak, bu karışıklıklardan faydalanarak etkilerini arttırmak ve sermayelerine sermaye katmak gibi kapitalist politikalar izlemekten başka bir etkileri yoktur. Tüm bu sorunsallıkların en önemli somut örneklerinden birisi olan İran İslam Devrimi çoğu sorunun cevabı olarak karşımıza çıkmıştır.

Dipnot

1) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyoloji Lisans öğrencisi.

2) Salgar, Ercan. “İlerleme Kavramı Üzerine Tarihsel Bir İnceleme.” Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi (FLSF), 2015 Bahar, sayı: 19, s. 311-312.

3) Wikipedia contributors. (2025). Fransa’nın Cezayir’i İlgali. Wikipedia, The Free Encyclopedia. Retrieved January 28, 2025, from https://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa%27n%C4%B1n_Cezayir%27i_%C4%B0%C5%9Fgali#Cezayir’in_fethinde_k%C3%BClt%C3%BCrel_emperyalizm

4) Birsel, Haktan. (2013). Emperyal Fransa’nın Osmanlı-Cezayir Stratejik Düzleminde Bir Kültür ve Kimlik Asimilasyonu Örneği, (Aziz Charles de Faucauld’un Mektubu). Sosyal Bilimler Dergisi / Journal of Social Sciences, 29, 43-56

5) Comte, Auguste. (2015). Pozitif Felsefe Dersleri ve Pozitif Anlayış Üzerine Konuşma. Ankara: BilgeSu

6) Karadeniz, Y. (Yıl). İngiltere ve Rusya’nın I. Dünya Savaşı Sırasında ve Sonrasında İran Siyaseti (1914-1925).

7) Arslan, Aslı. “Beyaz ve Devrim: İran ve Pehlevler.” SDE Akademi Dergisi, Cilt 3, Sayı 3, Eylül 2023, ss. 360-386. DOI: 10.58375/sde.1344792

8) Arın, Tülay. “İran’da İslam Devleti ve Kadınlara Karşı Anayasal Şiddet.” ss. 8-10

KAYNAKÇA

  • Arın, Tülay. “İran’da İslam Devleti ve Kadınlara Karşı Anayasal Şiddet.” ss. 8-10.
  • Arslan, Aslı. “Beyaz ve Devrim: İran ve Pehlevler.” SDE Akademi Dergisi, Cilt 3, Sayı 3, Eylül 2023, ss. 360-386. DOI: 10.58375/sde.1344792.
  • Birsel, Haktan. (2013). “Emperyal Fransa’nın Osmanlı-Cezayir Stratejik Düzleminde Bir Kültür ve Kimlik Asimilasyonu Örneği, (Aziz Charles de Faucauld’un Mektubu).” Sosyal Bilimler Dergisi / Journal of Social Sciences, 29, ss. 43-56.
  • Comte, Auguste. (2015). Pozitif Felsefe Dersleri ve Pozitif Anlayış Üzerine Konuşma. Ankara: BilgeSu.
  • Karadeniz, Yılmaz. “İngiltere’nin İran’da Askeri Darbe ile Rıza Han Pehlevi’yi İktidara Getirmesi (1921).” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research, Cilt 6, Sayı 27, Yaz 2013. ISSN: 1307-9581. www.sosyalarastirmalar.com
  • Karadeniz, Y. (Yıl). “İngiltere ve Rusya’nın I. Dünya Savaşı Sırasında ve Sonrasında İran Siyaseti (1914-1925).”
  • Salgar, Ercan. “İlerleme Kavramı Üzerine Tarihsel Bir İnceleme.” Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi (FLSF), 2015 Bahar, sayı: 19, ss. 311-312.
  • Wikipedia contributors. (2025). “Fransa’nın Cezayir’i İlgali.” Wikipedia, The Free Encyclopedia. Retrieved January 28, 2025, from https://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa%27n%C4%B1n_Cezayir%27i_%C4%B0%C5%9Fgali#Cezayir’in_fethinde_k%C3%BClt%C3%BCrel_emperyalizm

 

  • Ela Yeşilırmak

    Önerilen Yazılar

    COĞRAFİ KEŞİFLERDE “UYGAR” VE “BARBAR” KADIN TASAVVURU

    Bedenin Coğrafyası: Çıplaklık ve Korse Arasındaki Uçurum     Günümüzde çeşitli araştırmalarda, görsellerde ve eleştirilerde “uygar” ve “barbar” ayrımı üretilirken karşımıza belirli imgeler çıkıyor. Bunların arasında benim açımdan en dikkat…

    devamını oku
    Vaftiz Esaret

    Yaşanmamış bir bütün Sözün yarım kalışıyla Kararır haykırışlar Yenilenen ömürlerle inat gibi Günah gibi Sırf namusuna değer diye Düzeltilmiş bir kurallar bütünü Doğumun masumiyeti Büyümenin vaftiziyle son bulur Bir nizam…

    devamını oku