20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’nde yine — belki de her zamanki gibi — yasın çoklu duygulanımlarıyla kayıplarımızı anmaya, onları mücadelemizde yaşatmaya çalışıyoruz. Asosyoloji Dergi Ekibi olarak yeniden çıktığımız bu yolda, lubunyaların mücadelesi her zaman hem umudumuz hem de direnişimiz oldu. Birbirimize temas ettiğimiz anları, yasımızı, öfkemizi ve umudumuzu büyütmek istiyoruz. Butler’a referansla, “Sensiz ben kimim?” sorusunu ısrarla sormayı, hatırlamayı ve bu hatırlayışla birbirimize bağlanmayı önemsiyoruz.
Bugüne dair hislerimizi, düşüncelerimizi ve sorgularımızı bir araya getirerek konuşmak; günün ağırlığını birlikte hissederken bağlarımızdan güç alan kolektif yas ve hafıza alanı kurmak istiyoruz. Bugün sözü İris Mozalar, Özgül Saki ve Eylem Çağdaş’a bıraktık.
Kaybettiklerimizin anısına saygıyla…[1]
İRİS MOZALAR
20 Kasım benim için sadece anma günü değil; hem yas hem öfke hem de inadına yaşam hissi. Kayıplarımızın her biri, bu dünyada trans olmanın ne kadar güvencesiz, ne kadar sahipsiz bırakıldığını yüzümüze vuruyor. Aynı anda da birbirimize tutunmadan hayatta kalamayacağımızı hatırlatıyor.
20 Kasım denince Zirve’yi, Dilan’ı, Deniz’i, Aleyna’yı, Esra’yı, Didem’i, Hande’yi anmadan geçemiyorum. Ama ben 20 Kasım’da, öldürülen veya intihara sürüklenen transları saymakla yetinmek istemiyorum. Onları yalnızca ölüm biçimleriyle değil, kahkahalarıyla, hayalleriyle, yarım bırakılan hayatlarıyla da anmak istiyorum. Çünkü bizi yok etmeye çalışan düzenin karşısına, “biz vardık, hala varız ve birbirimiz için var olmaya devam edeceğiz” diyen bir hafıza koymadan nefes alamıyorum.
Kız kardeşlerimin hayatlarının ‘’yası tutulamaz’’ görülmesine karşı da inatla yas tutuyorum. Zirve öldüğü yıl onun için hazırladığım ve üzerinde Bergen’in ‘’Anısı kalbimde mutlu günlerin, seni unutacak halim mi vardı’’ dizeleri yazan 8 Mart dövizimi 3 yıldır salonumun duvarında tutuyorum mesela. Öfkemi diri tutmaya çalışıyorum, yasıma ve hafızama sahip çıkıyorum, neşemi korumaya gayret ediyorum.
O yüzden 20 Kasım’da kendime hep şunu soruyorum:
Bugün sadece kimleri kaybettik değil, bugün birbirimiz için neyi canlı tutabildik?
Yitirdiğimiz translar için yaktığımız her mum, yolumuzu aydınlatan bir meşaledir. Bu meşaleyi onlardan devraldık; onlar için ve onlar yerine taşımaya devam edeceğiz.
ÖZGÜL SAKİ
20 Kasım, yalnızca katledilen transları andığımız bir gün değil; cis-heteropatriyarkal sistemin ve devletin örgütlü şiddetinin bizden kopardıklarını kayda geçtiğimiz bir siyasal ve toplumsal hafıza sahasıdır. Trans kadınların, trans erkeklerin ve ikili cinsiyet rejiminin dışında konumlananların ölümünü/ öldürülmesini “kader” ya da “bireysel nefret” diye açıklayan her söylem, kurumsal şiddeti görünmez kılan bir inkâr mekanizmasıdır. Bu topraklarda transların yaşam, barınma, sağlık, eğitim ve çalışma hakkı her gün sistematik biçimde gasp edilirken; 11. Yargı Paketi gibi girişimlerle bizzat varoluşları hedef alınırken yasımız da elbette politik olacaktır.
Bugün, nefret cinayetlerinde kaybettiklerimizi yalnızca adlarıyla değil; onların susturulmak istenen sözlerini ve mücadelelerini bugünün direnişine ekleyerek anıyoruz. Çünkü biliyoruz ki lubunyaların yas tutma biçimi aynı zamanda bir direniş kurma biçimidir: Kaybın sessizliğine teslim olmadan, birbirimizin yanında durarak, hayatlarımızı değersizleştiren tüm politikalara karşı ısrarla yaşamı savunarak… Transları yaşatmak, haklarını güvence altına alan köklü bir toplumsal dönüşüm mücadelesini büyütmekten geçer. 20 Kasım’da yalnızca acımızı değil; birbirimize tutunma kudretimizi, dönüşüm ısrarımızı ve özgür bir gelecek tahayyülümüzü de büyütüyoruz.
EYLEM ÇAĞDAŞ
Hatırlamaya ve hatırlatmaya devam ettiklerimiz yaşamaya devam ederler. Cinayetlere, intiharlara, elim ölümlere en güzel cevap ölen arkadaşlarımızın hatırasını canlı/taze tutmaya çalışmak olmalı. Fransızlar o yüzden ölen birinin ardından “öldü” demezler, “yaşadı” derler. Ölümün ardından vurgu o kişinin nasıl öldüğüne değil, nasıl yaşadığına yapılmalı bu anlamda. Kendimden örnek verecek olursam ölen arkadaşlarımın anma yazısını yazma işini çoğu kez görev edindim. Arkadaşlar da hassasiyetimi, özenimi bildikleri için bu hususta bana teveccüh gösterdiler hep sağolsunlar. Ben de içim kan ağlasa da hep şevk ve onurla kabul ettim bu görevi. Kaybettiğimiz arkadaşlarımızın mirasına, hatırasına da aynı özenle yaklaşmalıyız. Çünkü hemen her biri mücadeleci, emektar, maharetli ve parlak insanlardı. (Ve ah! buruk gittiler!) Onların hatırasına bu titizlikle yaklaşmazsak tüm o değerler kayıp olur, ziyan olur. Ve yine o buruk yaralı ruhlar başka türlü nasıl huzur/teselli bulabilirler ki zaten? Emekleri çabamızda, öfkeleri öfkemizde, mücadeleleri mücadelemizde yaşayacak şüpheleri olmasın. Onlar da bizi dik, dinç ve dirençli görmek isteyeceklerdir zaten. Anılarına saygıyla.
1)Fotoğraf cr: https://ilketv.com.tr/ankarada-20-kasim-anmasi-4-kisi-gozaltina-alindi/


