Şubat 20, 2025 20:00
Until Şubat 20, 2025

Nosferatu: Bir Dehşet Senfonisi

1838’de Wisborg’da, emlakçı Herr Knock, çalışanı Thomas Hutter’ı ev almak isteyen müşterisi Kont Orlok’la ilgilenmesi için Transilvanya’ya gönderir. Yollara düşen Hutter, mola verdiği handaki yerlilerin Orlok’un adından bile ürkmesine anlam veremez. Orlok’un Karpat Dağları’ndaki kalesinde bizzat kont tarafından karşılandığında da hiçbir şeyden şüphelenmez. Ne var ki akşam yemeği sırasında yanlışlıkla parmağını kestiğinde kontun saklayamadığı hevesi ve sabah uyandığında boynunda gördüğü ısırık izleri, yerlilerin korkmakta haksız olmadıklarının habercisidir. Wisborg’daki yeni evine doğru denize açılan kont, beraberinde ölüm ve kasvet getirse de karşısında Hutter’ın eşi Ellen’ı bulacaktır.

Roger Ebert, filmin çığır açmasını “F.W. Murnau’nun Nosferatu’sunu (1922) izlemek, vampir filmini film daha kendini görmeye fırsat bulamadan görmek gibi” sözleriyle tanımlıyor. Bildiğimiz korku filmlerinden farklıdır, “bizi korkutmaz, bize musallat olur. Vampirlerin gölgelerin içinden fırlamalarını göstermez, ölümle beslenen kötülüğün o gölgelerde yetişebildiğini gösterir.”

Filmin bugün ziyaret edilebilecek gerçek mekânlarda çekilmiş olması, kötülüğü daha korkutucu kılar. Alman dışavurumcu dekorlarla sınırlandırılmayan kötülük, gündelik hayatın içindedir. Dönemin özel efektleri atmosferin tedirgin ediciliğini yeterince artırır.

Murnau, filme kaynak eser Bram Stoker’ın Drakula’sı için telif ödememe umuduyla filmin ve karakterlerin adını değiştirmişse de amacına ulaşamamış ve filmin bulunabilen tüm kopyaları imha edilmiştir. Bugün Drakula’nın ölümsüzlüğünü büyük ölçüde Nosferatu’ya borçlu olması tarihin bir cilvesidir.