‘fini’
Derrida bitti derken…
Yasemin Çubukçu
Ahiret veya kefaret düşüncesinden , bu beklentiden yoksun, mutlak bir ölüm kabullenilebilir mi?
Derrida'nın ölüm kavrayışından bahsetmeye başlamadan önce onun ''hayatta kalma'' ile ilgili düşüncelerinin Nietzsche'ye dayandığını, hayatta kalmanın da aynı zamanda bir ''üst yaşamı'' oluşturduğunu göz ardı etmememiz gerektiğini belirtelim. Le Monde gazetesinde ölmeden önce yayınlanan son röportajına istinaden Judith Butler'ın(Butler,2004) da söylemiş olduğu gibi, Derrida kendisi için nasıl yaşaması gerektiğini bilmediği gibi nasıl ölmesi gerektiğini de bilmediğinden dem vurur. Ölmeyi kabul etmeyi öğrenemediğini çünkü hepimizin ertelemelerle yaşamda kaldığını düşündüğünü söyler. Hayatta kalma meselesi bir şekilde Derrida’nın zihnini hep meşgul etmiştir. Hayatta kalma meselesinin anlamı yaşama veya ölüme eklenmez,ona göre bu mesele ilkseldir.(Derrida;2006:176)
Derrida'da ''hayatta kalma'' ancak bir olumlama olabilir.Yaşamda kalmayı ölüme tercih etmek, salt varlığın korunması için değil ''mümkün olan en yoğun yaşamı yaşamadır.'' Bu yaşamda ulaşılabilecek bilgelik seviyesi en aşağıda olsa da, kefareti olmayan daha mükemmel bir dünyayı hayal etmek, onu oluşturmak, meşru olmayan bu yaşamı olumlamanın zaruri bir şey olduğunu savunur. Yazılanın metnin boşluklarına ilişmesi gibi, burada da bir ilişme işlemi söz konusudur.Aynı şekilde ölen Derrida'dan değil kendi ölümüyle ilgili yazdığı metinde hem metnin sonunu, hem kendi sonunun geldiğini belirtmek için kullandığı fini kelimesinin hayaletsi izi gibi hem o anda hem de her anda olan olmakta olan bir ölümü tanımlıyor.
Deleuze öldüğünde yapmış olduğu konuşmanın metninde de aynı incelikli tavırla o ana ve zamana vurgu yaparak her zaman burada olmanın düşünürü olarak tanımladığı Deleuze'nin ölümünün vermiş olduğu derin kederi arttırıyor.''Her ölüm eşsizdir.Bu yüzden de olağandışıdır'' diyor ölüm üzerine Deleuze'nin ardından.
Derrida'nın kendi ölümüyle bırakmış olduğu iz; onun için onu bekleyen ve her yazdığı yazıda aslında çoktan gerçekleşmiş olan ölümünü ondan sonra ya da herhangi birinden sonra bu izin hayatta kalma umudunu ifade ediyor. Bu ölümsüz olmaya duyulan bir istek değil, aslında yapısal bir durum ve hayatın sabit bir biçimidir ona göre.
Dilin içine doğmak zorunluğu, bizden öncekilerin bıraktığı bu izlerin, işaretlerin içine doğmak... Bu izlerin hayaletlerinin takipçisi olmak ya da geleceğe başka izler silsilesi bırakmayı düşünmek... Bu izler yoluyla hayalet de olsa bir takım şeylerin hala hayatta kaldığı aşikar. Kimin hayatta kaldığı belli değil, hayatta kalan kolektif bir akıl, geçmişten gelen sürüp gitmekte olan tarihin kendisi olduğunu düşünebileceğimiz Tanrı fikri belki de.
Metinin dışında hiçbir şey yoksa ve metin şimdi ve her yerde ise ; ölümün de aynı şekilde şimdi ve her yerde olduğunu söylememiz mümkündür.
Derrida olan biten her şeye ''evet'' demeyi kendine düstur edinmiş olsa da ölümün kendisine evet demeyi bir türlü tam olarak kebul edemiyor. Ölümün kendisine tam olarak evet demiyor.
Derrida bitti dediği sırada hayatta kalan ''bitti'' arasında bir hayalet dolaşıyor.Hayatta kalmak demek , söylenen sözün ne yöne gideceğini bilmemek ve gelecekte olanları kimin miras alacağını bilmemek demek .Ölümün bitişmeyen iki yakası bir telafi sürecini de beraberinde getirir diyor Melih Başaran.En az telafi edilen ölümsüz olacaktır.İçten içe istenilen ölüm dışarıdan gelen bir yapıya sahiptir.Bu içten arzulananın dışarıdan gelmesi onu olumlamamızı içerisinde barındırıyor.
voyager avec
Derrida İstanbul Mektubu'nda(Derrida,2006:18) ''yolculuk'', ''seyahat etme'' ve ''ile seyahat etme'' hakkındaki düşüncelerini yazarken bunun kendisinin nihai öteki-sorusu olduğunu belirtir. Ona göre biriyle birlikte seyahat etmeye razı olmak demek; herhangi biriyle aynı anda aynı yerde doğup aynı anda ölmeye razı olmak, özellikle de onunla birlikte ölmeye razı olmak demektir.Tüm yolculuklarında kendisiyle bile birlikte seyahat edip etmediğine emin değildir. Eve dönmeden ölmek, öleceğini düşünmek...Bunu düşünmeden evi ile kendisi arasına bir mesafe koyamadığını ve bu mesafeyi koymadan da yola çıkamayacağını, gidemeyeceğini söyler.Yolculuklarından bahsederken bilmeden taşıdığı bir sırrın sonsuza kadar şifrelenmiş olan bu sırrı taşırken kendisini bir kineteskop gibi izlemekte olan Derrida’nın: ‘‘Doğuyorum, bilinmez bir yolun sonunda ,uzun zamadır saklandığı yerden, içimden çıkan Mesihle karşılaştığım an ölüyorum’’ demesi ölümü olumsuzlama değil seçeneksiz olduğumuzu ve bu sorumluluğu kabul etmemiz gerektiğini nazikçe hatırlatır.O belleğe eklenen unutuşu sürekli hatırladığı gibi yaşama eklenen ölümü de sürekli hatırlamaktadır.
‘İle birlikte seyahat etmek’: Ölüm anımı ve hatta mezarımı paylaşmayı önceden kabul etmem gerekiyormuş gibi adeta.Kiminle gömüleceğim?Veya kiminle yakılacağım?(Derrida;2006:19)
Montaigne’yi yeniden okurken ‘ile birlikte seyahat etme’ kavramını tekrar sorgular. Onun Montaigne’de çok kıskandığı bir sözcük vardır: ‘Commurans’ ve bu sözcüğü küçük bir dil oyunuyla içindeki hayalete dokunarak küçük bir dil sürçmesi ile söyleyebileceğmiz‘Corps mourants’…birlikte yaşanılanlar,denemeler ile ölü bedenler…
Romeo ve Juliet de ona göre bir seyahat romansıdır. Orada ölümde mutlak bir zamansızlığın olduğundan söz eden Montaigne, Romeo’nun da Juliet’in de öldüğünün, her ikisinin de ötekinin ölümünden önce ve sonra öldüğünü, ötekinin ölümünden sonraymış gibi önceden öldüğünden bahseder. Seyahat ve bölünebilirlik der Montaigne, seyahatin çoğaldıkça böldüğünü söyler ve bu açıdan seyahatin, hayatın ta kendisi olarak niteler ve aynı zamanda ölüm olarak.(Derrida;2006:34)
Kendisiyle savaşta olan Derrida çelişkili şeyler söylediğini ve söylediği her şeyin fiili bir gerginlik içerisinde onu inşaa ettiğini, onu yaşatıyor olduğunu ve onu öldüreceğini söyler. Platondan beri söylenene gelen ‘’felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir’’ emrini sessizce hatırlatırken yapı sökümün ölümün değil yaşamın olumlanışının yanında olduğunu hatırlarız. İnsan İz’in yapısının damgasını taşır.’Kendine karşı savaş’ hayatta kalmak için kendinin bir kısmının , hep daha fazlasının yok edilmesidir.(Cogito;2006,11)
Kaynakça:
Cogito,Derrida:Yaşamı yeniden düşünürken,sayı 47-48 Yaz-Güz 2006.
Judith Butler;Express Dergisi ,Ekim 2005
|